El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

İmam Ahmed B. Hanbel'in Uğradığı Mihnetler

Beyhakî'nin ifadesine göre İmam Ahmed b. Hanbel, Kur'ân-ı Kerim sebebiyle Me'mun'un, ondan sonra Mutasım'ın, onun ardı sıra da Vasık'ın halifelikleri dönemlerinde büyük mihnetlere maruz kalmıştı. Uzun süre hapis yatmış, …

Beyhakî'nin ifadesine göre İmam Ahmed b. Hanbel, Kur'ân-ı Kerim sebebiyle Me'mun'un, ondan sonra Mutasım'ın, onun ardı sıra da Vasık'ın halifelikleri dönemlerinde büyük mihnetlere maruz kalmıştı. Uzun süre hapis yatmış, şiddetli dayaklara, ölüm tehditlerine maruz kalmıştı. Ağır işkencelere ve büyük cezalara tabi tutulmuştu. Ama o bütün bunlara aldırış etmemiş, sabırlı olmuş, bağlı olduğu dosdoğru dine ve sırat-ı müstakime daha da sarılmıştı. Kendi durumunu andıran ayetlerden ve sahih haberlerden malumatı vardı. Uyku ve uyanıklık halinde kendisine yapılan tavsiyeleri almış, uğradığı akibete razı olmuş, imanına iman katmış, sabredip ecrini Allah'tan beklemiş, dünyanın hayırlarını, ahiretin de nimetlerini elde etmişti. İşkenceler nedeniyle başına gelen hallerden ötürü Cenâb-ı Allah, veli kullarından belaya uğrayanların en yüksek mertebelerine onu hazırlamıştı. Allah'ın ikramına mazhar olduğundan Ötürü dostlarının yanına kavuşmuştu. Cenâb-ı Allah, dilerse bazı kullarını belaya uğratmaksızın da bu yüce makamlara eriştirir. Tevfik ve muhafaza Allah'tandır. Yüce Allah, bu konuyla ilgili olarak bazı ayet-i kerimelerinde şöyle buyurmuştur:

"Elif, Lam, Mim. Andolsun, biz kendilerinden öncekileri de denemişken, insanlar, "İnandık." deyince, denenmeden bırakılacaklarını mı sanıyorlar? Allah, elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır." (el-Ankebût, 1-3.)

"Başına gelene sabret. Doğrusu bu, azmedilmeye değer şeylerdendir." (Lokman, 17.)

Bu anlattığımız manada başka ayet-i kerimeler de vardır. Mihnetlere uğrayan İmam Ahmed b. Hanbel, "Müsned" adlı eserinde Sa'd'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Rasûlullah (s.a.v.)'a: "İnsanların hangileri daha şiddetli belalara maruz kalırlar?" diye sordum; Rasûlullah (s.a.v.): "Önce peygamberler, sonra sırasıyla durumlarına göre mü'minler. Cenâb-ı Allah, kişiyi dindarlığı oranında belaya uğratır. Eğer dinî yönü zayıfsa az miktarda belaya uğratır; dinî yönü sağlanışa çok miktarda belaya uğratır. Kişi o kadar belaya uğrar ki, nihayet yer üzerinde günahsız olarak yürüyecek hale gelir." cevabını verdi.»

Müslim'in "Sahih" isimli eserinde, Enes'ten rivayet ettiğine göre Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:

"Bir kimsede şu üç haslet varsa o kişi imanın tadını alır. Şöyle ki: Bir kimseye Allah ve Rasûlu, o ikisinden başka herşeyden daha sevimli ise, kişi bir başkasını sırf Allah rızası için severse ve Cenâbı Allah'ın kendisini kurtarmasından sonra küfre dönnıektense ateşe atılmayı daha çok severse, işte o kişi imanın tadını alır."

Ebü'l-Kasım el-Begavî dedi ki: Ahmed'b. Hanbel, Asım b. Hu-meyd m şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Muaz b. Cebel'in şöyle dediğini işittim: "Siz bela ve fitneden başka birşey görmediniz. İş, daha da şiddetlenecektir, nefisler daha da cimrileşecektir."

Yine Muaz dedi ki: "İmamlardan sadece sertlik göreceksiniz. Sizi korkutan ve size zor gelen bir iş gördüğünüzde ondan sonra mutlaka daha zor ve şiddetli olanı gelecektir."

Begavî dedi ki: Bu sözleri dinleyen İmam Ahmed'in şöyle dediğini işittim: "Allah'ım, bizden razı ol."»

Beyhakî, Rebi'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«İmam Şafiî, beni bir mektupla Mısır'dan Ahmed b. Hanbel'e gönderdi. Ben de Ahmed'in yanma gittim. Sabah namazım henüz kılmıştı. Mektubu kendisine verdim. Bana: "Sen bu mektubu okudun, mu?" diye sordu. Ben: "Hayır." diye cevap verince mektubu aldı. Okumaya başladı. Gözleri yaşardı. Ben de kendisine: "Ey Abdullah'ın babası, bu mektupta neler var?" diye sorduğumda şu cevabı verdi:

"İmam Şafiî, bu mektubunda diyor ki: Ben Rasûlullah (s.a.v.)'ı rüyada gördüm. Bana şu talimatı verdi: "Allah'ın kulu Ahmed b. Hanbel'e bir mektup yaz ve benden ona selam söyle. Sonra da ona de ki: "Sen mihnete uğrayacak ve Kur'ân'ın mahluk olduğunu söylemeye davet edileceksin. Sakın onların bu davetine icabet etme. Cenâb-ı Allah, senin bayrağını kıyamet gününe kadar yükseklerde tutacaktır!"

Rebi' diyor ki: «Ben ona: "İşte bu. tatlı bir müjdedir." dedim. Bunun üzerine o da iç fanilasını çıkarıp bana verdi. Ben alıp İmam Şafiî'nin yanına döndüm, durumu anlattım. O da: "Bu gömleği elinden alıp seni üzecek değilim ama, hiç değilse bu gömleği biraz suyla ıslatıp bana ver ki onu teberrüken vücuduma ve yüzüme süreyim." dedi.»

Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi Mutezile mezhebinden bir grup, halife Me'mun'u tesirleri altına alarak onu hak yoldan saptırıp batıla yönelttiler. Kur'ân'ın mahluk olduğunu söylemeyi ve Allah'ın sıfatlarını nefyetmeyi ona hoş gösterdiler.

Beyhakî dedi ki: "Me'mun'dan önce Emevilerden ve Abbasilerden hiçbir halife yoktu ki, Selefiye mezhebinden olmasın ve onların yolundan yürümesin. Ama Me'mun halifeliğe geçince, Mutezile mezhebinden bir grup onun etrafım sardılar. Onu bu yanlış yola sevkedip bu kötü fikirleri kendisine hoş gösterdiler. O da Bizanslılarla savaşmak üzere Tarsus'a giderken Bağdat valisi İshak b. İbrahim b. Mus'ab'a bir mektup yazarak insanları Kur'ân'ın mahluk olduğunu söylemeye davet etmesini emretti. Bu hadise ölümünden birkaç ay önce hicretin 218. senesinde meydana gelmişti.

Mektup valiye ulaşınca, vali İshak, hadis imamlarından bir grubu huzuruna çağırdı. Onları Kur'ân'ın mahluk olduğunu söylemeye davet etti, ama onlar bunu söylemeye yanaşmadılar. Onları dayak ve yiyeceklerinin kesilmesi ile tehdit etti. Bunun üzerine birçoğu istemi-yerek bu davete icabet edip Kur'ân'ın mahluk olduğunu söylediler. Fakat İmam Ahmed b. Hanbel ve Muhammed b. Nuh Cündisaburî, bu davete icabet etmediler, Kur'ân'ın mahluk olduğunu söylememekte ısrar ettiler. Bunun üzerine ikisi de zincire vurularak mahfe üzerine karşı karşıya oturtulup bir deveye bindirildiler. Yola çıkarıldılar.

Rahbe şehrine geldiklerinde, bedevilerden Cabir b. Amir adında biri gelip İmam Ahmed b. Hanbel'e selam verdi ve şöyle dedi:

"Ey adam! Sen insanların elçisisin. Onlar için uğursuzluk yapma. Sen, bugün insanların reisisin; sakın ola ki halifenin; "Kur'ân mahluktur." sözünü benimsemeye sin! Sen benimsersen diğer insanlar da bu görüşü kabul edecekler ve kıyamet gününe kadar onların günahlarını omuzunda taşıyacaksın. Eğer Allah'ı seviyorsan, içinde bulunduğun sıkıntılı hale sabret. Çünkü seninle Cennet arasında öldürülmen vardır. Eğer öldürülmesen de bir gün öleceksin; ama yaşarsan Övgüye layık olarak yaşa."

İmam Ahmed b. Hanbel diyor ki: «Cabir b. Amir'in bu sözleri azmimi kuvvetlendirdi. Onların "Kur'ân mahluktur" sözünü söylemek için bana yaptıkları çağrıya karşı direnme gücümü arttırdı.»

İmam Ahmed b. Hanbel ile arkadaşı, halife ordusuna yaklaştıklarında bir konaklık mesafede bir yerde mola verdikleri esnada bir hizmetçi, yeninin ucuyla gözyaşlarını silerek geldi ve şöyle dedi: "Ey Abdullah'ın babası, çok ağırıma gidiyor. Çünkü Me'mun daha önce ki nından sıyırmadığı bir kılıcı kınından sıyırmış ve Rasûlullah'a olan akrabalığına yemin ederek diyor ki; eğer sen Kur'ân'm mahluk olduğu sözünü söylemezsen o bu kılıcıyla seni öldürecekmiş!"

İmam Ahmed b. Hanbel diz üstü yere çöktü. Gözlerini semaya dikip şöyle dedi: "Ey efendim! Senin yumuşak huyluluğun bu facir Me'mun'u aldatmış ve ona senin velilerini dövüp Öldürme cesaretini vermiştir. Allah'ım, eğer senin kelamın Kur'ân mahluk değil ise, bizi Me'mun'un şerrinden koru."

Henüz o konaklama yerinde bulunuyorlarken, gecenin son üçte birlik kısmında feryatlar duyuldu ve Me'mun'un öldüğü duyuruldu. İmam Ahmed b. Hanbel, bu duruma sevindi. Ama sonradan gelen bir haberde anlatıldığına göre, Me'mun'un yerine Mutasını halifeliğe geçmiş ve Ahmed b. Ebi Duad da onun yanında yer almış, işler daha da zorlaşmıştı.

İmam Ahmed b. Hanbel diyor ki: "Bazı esirlerle birlikte Bağdat'a gönderildik. Onlardan çok eziyetler gördüm. Ayaklarımda bukağılar vardı. Arkadaşım Muhammed b. Nuh, yolda vefat etti. Cenaze namazım kıldım. Bağdat'a ramazan ayında ulaştım. Tekrar zindana atıldım. Orada yirmisekiz ay mahpus kaldım."

Hapiste, otuz küsur ay kaldığı da söylenir. Sonra Mutasim'm huzuruna çıkarılarak dayağa yatırıldı. İmam Ahmed b. Hanbel hapisteyken, ayakları bukağılı olarak mahpuslara namaz kıldırırdı.