Allah'tan yardım dileyerek söze başlarız.
İmam Ahmed'in soy kütüğü şöyledir: Ahmed b. Muhammed b. Hanbel b. Hilal b. Esed b. İdris b. Abdullah b. Hayyan b. Abdullah b. Enes b. Avf b. Kasit b. Mazin b. Şeyban b. Zühl b. Salebe b. Akkabe b. Sa'b b. Ali b. Bekr b. Vail b. Kasit b. Huneb b. Aksa b. Duma b. Cedile b. Esed b. Rebia b. Nizar b. Maad b. Adnan b. Ed b. Eded b. Hümeysa b. Hamel b. Nebt b. Kayzar b. İsmail b. İbrahim Halil Ebu Abdillah eş-Şeybani el-Mervezî el-Bağdadî. Hafız Ebu Bekir el-Beyhakî, üstadı hafız Ebu Abdullah Hakim (Müstedrek adlı eserin sahibi)'den nakilde bulunarak İmam Ahmed'in menkibelerine dair yazmış olduğu kitabında İmam Ahmed'in soy kütüğünü böyle nakletmiştir.
İmam Ahmed b. Hanbel'in oğlu Salih'in şöyle dediği rivayet edilmiştir:
«Babam bu soy kütüğünü bana ait bir kitapta görünce: "Sen bununla ne yapacaksın?" diye sordu, ama nesebi inkar etmedi.»
Dediler ki: İmam,Ahmed b. Hanbel, annesinin rahminde iken babası, onun annesini Merv şehrinden alıp Bağdat'a getirdi. Annesi de hicri 164. senenin rebiyülevvel ayında onu Bağdat'ta doğurdu. Kendisi üç yaşındayken babası vefat etti. Annesi onun yetiştirilmesiyle ilgilendi.
Salih, babası İmam Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Küçüklüğümde annem kulaklarımı deldi ve kulaklarıma iki inci taktı. Ben büyüyünce bu incileri bana verdi. Ben de onları otuz dirheme sattım.»
Ebu Abdillah Ahmed b. Hanbel, hicretin 241. senesinin rebiyülevvel ayının 12'sinde cuma günü, yetmişyedi yaşında iken vefat etti. Allah ona rahmet etsin.
Gençliğinde Kadı Ebu Yusuf un meclisine devam ederdi. Sonra o meclisi terkedip hadis dinlemeye yöneldi. İlk olarak hicretin 187. senesinde üstadlarından hadis dinlemeye başladı. O zaman onaltı yaşındaydı. İlk defa hicretin 187. senesinde, sonra 191. senesinde haccetti.,O senede Velid b. Müslim de haccetmişti. Sonra 196. senede hacca gitti ve 197. senede de mücavir olarak Mekke'de kaldı. Hicretin 198. senesinde de hacca gitti. Hicretin 199. senesinde de mücavir olarak Mekke'de kaldı. Oradan da Yemen'e, Abdürrezzak'm yanma gitti. Ondan hadis dinleyip yazdı. Yahya b. Maîn ile İshak b. Raheveyh de onunla ilim arkadaşlığı yaptılar.
İmanı Ahmed b. Hanbel dedi ki: «Beş kez hacca gittim. Üçünde yaya gitmiştim, bu haclarımdan birinde otuz dirhem harcadım. Bir defasında yaya olarak gitmekteyken yolumu kaybettim, "Ey Allah'ın kulları, bana hac yolunu gösterin." demeye başladım. Sonra bu sözü tekrarlaya tekrarlaya doğru yolu buldum. Kûfe'ye gitmiştim. Öyle bir evdeydim ki, başımın altına yastık olarak bir kerpiç koymuştum. Yanımda doksan dirhem para olsaydı Rey şehrinde bulunan Cerir b. Ab-dülhamid'in yanına giderdim. Arkadaşlarımdan bazıları oraya gittiler, ama yanımda param olmadığı için ben gitme imkanını bulamamıştım.»
İbn Ebi Hatim, İmam Şafiî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ahmed b. Hanbel, Mısır'a gelmek üzere bana söz vermişti, ama gelmedi."
İmam Ahmed b. Hanbel, birçok ülkeleri ve beldeleri dolaşmış, asrının âlimlerinden dersler almıştı. Âlimler ona saygı ve tazim gösterirler. Kendisi onlardan ders aldığı halde ona hürmet gösterirlerdi. Şeyhimiz, İmam Ahmed b. Hanbel'in üstadlarının adlarını alfabetik sıraya göre iki sıra halinde tertiplemiştir. Onun ravilerini de bu şekilde sıralamıştır.
Beyhakî, İmam Ahmed b. Hanbel'in üstadlarından bir kısmının adlarını sıraladıktan sonra der ki: «Ahmed b. Hanbel, Müsned'inde ve diğer eserlerinde Şafiî'den rivayetlerde bulunmuş, Kureyş'in neseplerine dair bazı sözlerini nakletmiş, fikıhta da onun meşhur kavillerini bizlere aktarmıştır. İmam Ahmed b. Hanbel vefat ettiği zaman, onun terekesinde, İmam Şafiî'nin kadim ve cedit risalelerini bulmuşlardı.» Ben derim ki: İmam Ahmed b. Hanbel'in, İmam Şafiî'den naklettiği hadislerin sayısı yirmiyi bulmaz. Onun İmam Şafiî'den rivayet ettiği hadislerin en güzellerinden biri şudur: _ Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:
"Mü'minin ruhu, Cennet ağaçlarına konan bir kuştur. Nihayet o ruh, haşr gününde cesedinin sahibine dönecektir."
Hicretin 190. senesinde İmam Şafiî, Bağdat'a ikinci gelişinde otuz küsur yaşında olan İmam Ahmed b. Hanbel'e şöyle demişti: "Ey Abdullah'ın babası! Sizin yanınızda bulunan sahih bir hadis varsa onu bana bildirin ki, ona göre hareket edeyim ve ona uyayım. Bunu sana nakleden kişi ister Hicazlı olsun, ister Şamlı olsun, ister Iraklı olsun, ister Yemenli olsun, farketmez."
Yani İmam Şafiî, Hicazlılardan başkalarının rivayetlerini kabul etmeyen Hicaz fıkıhçilarınm görüşünde değildi. Çünkü Hicaz fikıhçı-lan, kendilerinden başkaları tarafından rivayet edilen hadisleri Ehl-i Kitab'ın sözleri seviyesine indiriyorlardı.
İmam Şafiî'nin İmam Ahmed b. Hanbel'e söylediği bu söz, İmam
Ahmed'e tazimde bulunup kıymet vermesi demektir. İmam Ahmed b. Hanbel de gerçekten âlimler ve imamlar nezdinde bu mertebede yüksek bir kimseydi. Ümmetin âlimleri ve imamları onun ilim ve hadiste yüksek mevki sahibi olduğunu itiraf ediyorlardı. Kendi zamanında ünü her tarafa yayılmış, gençliğinde adı İslâm ülkesinin her tarafına ulaşmıştı.
Beyhakî, İmam Ahmed b. Hanbel'in iman hakkındaki sözlerini nakletmiş; imanın hem söz hem amel olduğunu, artıp eksildiğini ifade ettiğini bildirmiştir. Kur'ân'ın Allah kelamı olduğunu ve mahluk olmadığını söylediğini iletmiştir. Kur'ân'ın mahluk olduğunu söyleyenleri İmam Ahmed reddederdi. Ancak Kur'ân'm lafzının muhdes yani mahluk olduğunu kabul ederdi ve buna delil olarak da şu ayet-i kerimeyi gösterirdi: "Sağında ve solunda onunla beraber oturan iki alıcı melek, yanında hazır birer gözcü olarak söylediği her sözü zapte-derler." (Kaf, 17-18.) Lafız, insanların ağzından çıkan kelimelerdir. Tabii ki mahluktur.
Başkalarından rivayet olunduğuna göre İmam Ahmed b. Hanbel Kur'ân hakkında şöyle demiştir:
"Kur'ân'ın kelimeleri üzerinde her ne kadar tasarrufta bulunulsa da o mahluk değildir. Bizim fiillerimize gelince, onlar mahlukturlar." Ben derim ki: Kulların fiilleri ile ilgili olarak Buharî de bu manayı kabul etmiş ve "Sahih"inde böyle demiştir. Bu görüşüne takviye olarak Peygamber (s.a.v.)'m şu hadisini delil göstermiştir: "Kur'ân'ı seslerinizle zinetlendirin." Birçok imam da demişler ki: "Kelam, yara-'tacının kelamıdır. Ses ise okuyucunun sesidir." Beyhakî de bu görüşü benimsemiştir.
Beyhakî, İmam Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Kur'ân'ın muhdes olduğunu söyleyen kafirdir."
Ebü'l-Hasan el-Meymunî'nin rivayetine göre Ahmed b. Hanbel, kendisine: "Rablerinden kendilerine gelen her yeni ihtarı mutlaka gönülleri gaflet içinde eğlenerek dinlerler." (ei-Enbiya, 2.) ayetini okuyup delil olarak ileri süren Cehmiye mezhebi mensublarına şöyle cevap vermişti: "Kur'ân'm bize indirilmesinin muhdes olması mümkündür. Kur'ân'ın bizzat kendisi muhdes değildir."
İmam Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Yukarıdaki ayet-i kerimede geçen ihtar kelimesiyle Kur'ân'dan başka bir ihtarın kastedilmiş olması muhtemeldir ki, o da Rasûlullah (s.a.v.)'m İhtan veya vaazıdır."
Sonra Beyhakî, İmam Ahmed b. Hanbel'in ahiret diyarında Ce-nâb-ı Allah'ın görüleceğine dair sözlerini nakletmiş ve Suhayb'in rü -yetle ilgili hadisini delil olarak ileri sürmüştür. Onun, teşbihin reddi, kelamla ilgili konulara dalmanın terkedilmesi, kitap ve sünnetle
amel edilmesi, Rasûlullah'ın ashabının sözlerine bağlamlması gerektiğine dair tavsiyelerini de nakletmiştir.
Beyhakî, İmam Ahmed b. Hanbel'in, şu ayet-i kerimeyi şöyle yorumladığını nakletmiştir: "Rabbin geldi." (ei-Fecr, 22.) Yani, Rabbinin sevabı geldi."
İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Mesud'un: "Müslümanların güzel gördükleri şey, Allah katında da güzeldir. Onların çirkin gördükleri şey de Allah katında çirkindir." dediğini rivayet edip şöyle demiştir: Bütün sahabeler, Hz. Ebu Bekir (r.a.)'i halife seçmeyi uygun gördüler.»
Ben derim ki: Bu rivayetle ilgili bir hikaye vardır ki, sahabelerin Hz. Ebu Bekir'i hilafette diğerlerine öne geçirmeleri hususunda icma akdedilmiştir. Durum, İbn Mesud'un dediği gibidir. Birçok imam da bunu kesin ifade ile belirtmiştir.
İmam Ahmed b. Hanbel, mihnet zamanında Me'mun'un yanma götürülürken Humus'tan geçtiği esnada Amr b. Osman el-Humusî onun yanına gitmiş ve: "Halifelik hakkında ne diyorsun?" diye sormuş. O da Amr'a şu cevabı vermişti: "Hilafette önce Ebu Bekir, sonra Ömer, sonra Osman, sonra da Ali'dir. Her kim Ali'yi Osman'a takdim ederse şura ashabına hakaret etmiş olur. Çünkü şura ashabı, hilafette Hz. Osman'ı Hz. Ali'den Önceye almışlardır."

