El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

İmam Evzaî'nin Biyografisi

Adı, Abdurrahman b. Amr b. Muhammed Ebu Amr el-Evzaî'dir. Evza', Himyer kabilesinin bir batnıdır. İmam Evzaî onlardandır. Muhammed b. Sa'd böyle demiştir. Başkalarının ifadesine göre onlardan değildir. Ancak Evza' …

Adı, Abdurrahman b. Amr b. Muhammed Ebu Amr el-Evzaî'dir. Evza', Himyer kabilesinin bir batnıdır. İmam Evzaî onlardandır. Muhammed b. Sa'd böyle demiştir. Başkalarının ifadesine göre onlardan değildir. Ancak Evza' mahallesine yerleşmiştir. Bu mahalle, Babü'l-Feradis dışında Sara köylerinden biridir. İmam Evzaî, Yahya b. Amr eş-Şeybanî'nin amcası oğludur.

Ebu Zür'a'nm ifadesine göre o, Sindli esirlerdendir. Evza' mahallesine gelip yerleşmiştir. Bu nedenle kendine Evzaî denilmiştir. Başkalarının ifadesine göre o, Baalbek'te doğmuş, burada yetişmiş, annesinin kucağında öksüz bir çocuk olarak büyümüştür. Anası ile birlikte şehirden şehire dolaşmış, kendi kendini yetiştirmiştir.

Hükümdarların, halifelerin, vezirlerin, tüccarların ve daha başkalarının oğulları arasında ondan daha akıllı kimse yoktu. Onun kadar takvalı, onun kadar bilgili, onun kadar fasih, onun kadar ağırbaşlı, onun kadar yumuşak huylu, onun kadar çok susan bir kimse yoktu.

Bir kelime söyleyince, onu dinleyen kişi mutlaka -çok güzel bir kelime olduğundan ötürü- onu yazardı. Yazışmaları, mektuplaşmaları güzelce yapardı. Bir defasında, Yemame'ye giden bir heyetin yazıcısı olarak gitmişti.

Yahya b. Ebi Kesir'in sohbetini dinledi, gönlünü ona bağladı. O da kendisine, Basra'ya gidip Hasanı Basrî ile İbn Sirin'den ders almasını öğütledi. Basra'ya gittiğinde, Hasan'ın iki ay önce vefat ettığı Sirin'in de hasta olduğunu gördü. Sık sık ziyaretine gitti. Ibn l' hastalığı şiddetlendi ve vefat etti. Evzaî, ondan birşey öğrene-

Sonra gelip Şam'ın Babü'l-Feradis dışındaki Evza' mahallesine leşti Kendi zamanında oranın ve diğer beldelerin ahalisine fıkıh, wlis meğazi ve diğer İslâmî ilimlerde üstad oldu. Kendisine uyulan bir imam haline geldi.

Tabiilerden ve diğerlerinden bazılarına ulaştı. Müslümanların .- ^ gelen şahsiyetlerinden bir grup ondan hadis rivayet ettiler. Meselâ, İmam Malik b. Enes, Sevrî ve Zührî ondan hadis nakletmişlerdir. Onların üstadlarındandır.

Birden fazla imam onu övmüştür. İmam Malik: «Evzaî, kendisine uyulacak bir imamdı.» -demiştir. Süfyan b. Uyeyne ve diğerleri: «Evzaî, kendi zamanındaki insanların imamı idi.» demişlerdir.

Bir defasında hacca gitti. Mekke'ye girerken, Süfyan-ı Sevrî onun devesinin yularını tutmuştu. Malik b. Enes de devesini arkadan güdüyordu. Sevrî, «Şeyhe yol verin.» diyordu. Nihayet Sevrî ile Malik onu götürüp Ka'be'nin yanında oturttular. Kendileri de önünde diz çöküp oturarak ondan ilim ve nasihat aldılar.

Bir defasında İmam Malik ile İmam Evzaî, öğle namazından sonra müzakereye başladılar. Müzakereleri devam etti. Nihayet ikindi namazını kıldılar. İkindiden sonra yine müzakereye başladılar. Nihayet akşam namazını kıldılar. Evzaî, megazi hususunda onu alt ederken, Malik onu fıkıhta alt etti.

Evzaî ile Sevrî, Mescidü'1-Hayf ta, rükûya gidip rükûdan kalkarken elleri kaldırma konusunda münazara yaptılar. Evzaî, Zührî tariki ile Salim'den yaptığı bir rivayeti delil olarak ileri sürdü ve şöyle dedi: «Rasûlullah (s.a.v.), rükûya varırken ve rükûdan kalkarken ellerini kaldırırdı.»

Sevrî ise buna karşı Yezid b. Ebi Ziyad'm rivayet ettiği bir hadisi delil olarak ileri sürdü.

Bunun üzerine Evzaî öfkelenip şöyle dedi:

- Zührî'nin hadisine, zayıf bir adam olan Yezid b. Ebi Ziyad'ın rivayet ettiği hadisle mi karşı çıkıyorsun?

Onun böyle demesi üzerine Sevrî'nin yüzü kızardı.

Evzaî de şöyle dedi:

- Her halde dediklerime kızdın?

- Evet.

- Öyleyse gel de Hacer-i Esved'in yanma gidip kimin haksız oldu-m hususunda lanetleşelim.

On bu sözleri karşısında Sevrî sustu.

Hikl b. Ziyad dedi ki: «Evzaî, 70.000 mesele hakkında, hadislere dayanarak fetva verdi.»

Ebu Zür'a dedi ki: «Evzaî'den 60.000 mesele rivayet edildi.»

Başkaları dediler ki: «Evzaî, yirmibeş yaşında iken 113 mesele hakkında fetva vermişti. Sonra şuuru yerinde olarak vefat edinceye kadar fetva vermeye devam etti.»

Yahya el-Kattan, İmam Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

- Evzaî, Sevrî ve Ebu Hanife benim yanımda bir araya geldiler.

- Hangisinin ilmi ve aklı daha yüksekti?

- Evzaî'ninki daha yüksekti.

Muhammed b. Aclan dedi ki: «Evzaî kadar Müslümanlara çok nasihat veren başka birini görmedim.»

Başkası dedi ki: «Evzaî'nin kahkaha ile güldüğü asla görülmemiştir. O, insanlara öğüt verir ve meclisinde bulunan herkes mutlaka hem gözü hem de kalbi ile ağlardı. Kendisininse meclisinde ağladığını asla görmedik, ama yalnız kalınca o kadar çok ağlardı ki, haline acınır di.»

Yahya b. Main dedi ki: «Alimler şu dört kişidir. Sevrî, Ebu Hanife, Malik ve Evzaî.»

Ebu Hatim'in ifadesine göre Evzaî, sika bir ravi olup dinlediği na-sihatlara uyan bir kimse idi.

Dediler ki: Evzaî, düzgün konuşurdu. Konuşmasında gramer hatası yapmazdı. Mektupları halife Mansur'a gelir, halife Mansur mektuba bakar, üzerinde düşünür ve onun fesahatma ve ifadelerinin tatlılığına hayran olurdu. Birgün halife Mansur, katiplerinin en bilgilisi olan Süleyman b. Mücalid'e dedi ki: «Evzaî'ye her zaman cevap yazmalıyız ki, o da bize mektup yazsın ve mektuplarında kullandığı ifadelerden istifade ederek yabancılara yazdığımız mektupları düzgün bir şekilde yazabilelim. Onu ifadelerini tanımayanlara karşı fasih ifadeler kullanabilelim.»

Mansur'un bu teklifine Süleyman şu cevabı vermişti: «Allah'a yemin ederim ki ey mü'minlerin emiri, yeryüzündeki insanlardan hiçbiri Evzaî'nin ifadeleri gibi ifadeler kullanamaz. Hatta benzerini de kullanamaz.»

Velid b. Müslim dedi ki: «Evzaî, sabah namazını kıldıktan sonra yüce Allah'ı zikretmek için oturur, zikre başlar ve bunu gün doğuşuna kadar devam ettirirdi. Bu âdeti seleften almıştı. Çünkü selef âlini" leri de gün doğuşuna kadar zikir yaparlar, sonra kalkıp fıkıh ve hadis müzakeresi yaparlardı.» Evzaî'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir; «Rüyada yüce Rabbim1 gördüm, bana şöyle buyurdu: "İyiliği emredip kötülüğü yasaklayan sen misin?" Şöyle dedim: Bunu senin lütfunla yapıyorum ey Rabbim-

Ya Kab, beni Müslüman olarak vefat ettir. "Hem de sünnet üzere vefat ettireceğim." buyurdu.»

Muhammed b. Şuayb b. Şabur dedi ki: «Şam camiinde bir ihtiyar

a: "Ben falan günde öleceğim." dedi. Gerçekten o gün gelince o ih-f'varın cami sahmnda başına vurmakta olduğunu gördüm. Bana: »Git tabutu getir. Başkası almadan onu benim için yanında hazır tut"' dedi. Kendisine: "Sen ne diyorsun?" diye sorduğumda şu cevabı verdi: "Bu, daha önce sana söylediğim şeyin gereğidir. Rüyada bir adamın şöyle dediğini işittim: Falan adam benim ölçümdedir. Falan adam da öyledir. Osman b. Atike'ye gelince, o ne güzel bir adamdır. Ebu Anır elEvzaî ise, yeryüzünde yürüyenlerin en hayırlısıdır. Ey adam, sen de falanca gün öleceksin." Gerçekten de öğle vakti olur olmaz o adam vefat etti. Biz de öğle namazından sonra cenaze namazını kıldık ve defnettik.» ibn Asakir bunu böyle anlatmıştır.

Evzaî, çok ibadet eder, güzel namaz kılardı. Takvah bir kimse olup uzun süre susar ve şöyle derdi: «Gece namazında ayakta durmayı çok uzatan kimse için Cenâb-ı Allah, kıyamet günündeki o uzun bekleyişi kolaylaştırır.» Evzaî, bu hükmünü şu ayet-i kerimeden çıkarmıştı: «Geceleyin ona secde et; onu geceleri uzun uzun teşbih et. Doğrusu insanlar, çabuk elde edilen dünya nimetlerini severler de ağırlığı çekilmez günü arkalarında bırakırlar.» (el-insân, 26-27.)

Velid b. Müslim dedi ki: «İbadet hususunda Evzaî'den daha çok yorulan birini görmedim.»

Başkası dedi ki: «Evzaî hacca gitti. Binek üzerinde asla uyumadı, o hep namazda oldu. Uyuklayacağı zaman başını semere dayadı, şiddetli bir huşûu olduğundan ötürü a'ma gibi idi.»

Bir gün kadının biri onun zevcesinin yanına gitti. Evzaî'nin üzerinde namaz kıldığı hasırın ıslak olduğu görünce: «Çocuk buraya işemiş olmalı.» dedi. Karısı şu cevabı verdi: «Bu ıslaklık bizim ihtiyarın secde halindeki ağlayışından mütevellit bir ıslaklıktır, onun gözyaşla-rıdır.» Evzaî, işte her gün böyle sabahlardı.

Evzaî dedi ki: «Selefin eserlerine sarıl, insanlar seni yadırgasalar da böyle yap. Süslü püslü de olsa başkalarının sözünden uzak dur. vünkü iş açığa çıktığında sen doğru yolda kalmış olursun.»

Yine şöyle demişti: «Sünnet üzere olmaya sabret, âlimin durduğu yerde sen de dur, onların dediklerini sen de söyle, onların uzak durduğu şeyden sen de uzak dur, onların yetindikleri şeyle sen de yetin.»

Evzaî şöyle demişti: «İlim, Muhammed (s.a.v.)'in ashabından ge-en şeydir, onlardan gelmeyen şey ilim değildir.»

Evzaî şöyle derdi: «Ali ile Osman'ın sevgisi ancak mü'min kişinin bibinde bir araya gelir. Cenâb-ı Allah, bir kavim için şer murad aerse onlara, tartışma ve mücadele kapısını açar. İlim ve amel kapısını onlara kapar.»

Dediler ki: «Evzaî, insanların en cömerdi idi. Beytü'l-malda halifelerin ona ayırdığı bir miktar para vardı. Bu, Emevilerden beri devam ederdi. Enıevi halifelerinden ve yakınlarından ayrıca Abbasilerden ona 70.000 dinar kadar para ulaşmıştı. Ancak o bu parayı almamıştı. Herhangi bir mal ve akar edinmemişti. Vefat ettiği gün de sadece yedi dinar bıraktı ki, bu da onun cenazesinin teçhizine sarfedil-di. O, bütün mallarını Allah yolunda fakirlere ve düşkünlere sarfe-derdi.»

Ümeyye oğullarını Şam'dan uzaklaştıran Seffah'ın amcası Abdullah b. Ali -ki Cenâb-ı Allah onun vasıtasıyla Emevi hakimiyetini ortadan kaldırmıştı- Şam'a girdiğinde Evzaî'yi çağırttı. Evzaî üç gün müddetle ondan gizlendi. Sonra huzura vardı. Evzaî, bundan sonrasını kendi ağzıyla şöyle anlatıyor: «Huzuruna girdiğimde o tahtında oturmaktaydı. Elinde asası vardı. Sağında solunda yastıklar vardı, muhafızların ellerinde yalın kılıçlan, demir çubukları vardı. Ona selam verdim, selamımı almadı. Elindeki asasıyla yere vurup şöyle dedi:

- Ey Evzaî! Şu Emevi zalimlerini ülkeden sürüp kulların başından uzaklaştırmamıza ne dersin? Bu cihad sayılır mı?

- Ey emir, ben Yahya b. Said el-Ensarî'den duydum ki, Ömer b. Hattab hazretleri Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: «Ameller ancak niyetlere göredir. Her kişi için ancak niyet ettiği şey vardır. Bir kimsenin hicreti Allah ve Rasûlüne ise, onun hicreti Allah ve Rasûlünedir. Bir kimsenin hicreti, elde etmek istediği bir dünyalığa veya evlenmek istediği bir kadına ise, onun hicreti, hicret ettiği o şeyedir.»,

Bu defa asasını öncekine nisbette daha şiddetli bir şekilde yere vurdu. Çevresindeki muhafızlar da ellerini kılıçlarının kabzaları üzerinde tuttular. Hazır vaziyete geldiler. Sonra bana şöyle dedi:

- Ey Evzaî! Akıttığımız Emevi kanı hakkında ne dersin?

- Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Bir Müslümanın kam ancak şu üç şeyden biri nedeniyle helal olur: Bir kişi başka birini Öİ-dürmüşse; dul biri zina yapmışsa; bir adam dinini bırakıp cemaattan ayrılmış ise, (İşte bu kimselerin kanları helal olur).»

Bu defa öncekine nisbetle daha şiddetli bir şekilde asasını yere vurdu, sonra da şöyle dedi:

- Ya Emevilerin mallan hakkında ne dersin?

- Eğer o mallar onların ellerinde haram idiyse, senin için de haramdır. Eğer ellerindeki mallar onları için helal idiyse sana ancak şer'i bir yolla helal olabilir.

Bu defa öncekine nisbetle daha şiddetli bir şekilde asasını

Sonra da şöyle dedi: Seni kadılığa tayin edelim mi? Senin seleflerin bu hususta beni zorlamadılar. Onların bana lattıkları iyilik ve ihsanın tamamlanmasını istiyorum. öyle sanıyorum ki buradan çıkıp gitmek istiyorsun, öyle değil

- Arkada ailem vardır. Başlannda bulunmama, açıklannı örtmeme ihtiyaçları vardır. Benim burada bulunmam nedeniyle kalpleri meşguldür. Hep beni düşünüyorlar.

Bir süre, boynumu vuracaklar ve başım önüme düşecek diye bekledim. Ama o, huzurdan çıkıp gidebileceğimi söyledi. Çıktığımda arkadan bana gönderdiği elçisinin elinde 200 dinar vardı. Bana: "Emir bu paraları harcamanı söylüyor." dedi. Ben de o paralan, -kendilerinden korktuğum içinaldım, ama sadaka olarak dağıttım.»

Abdullah b. Ali'nin kendisini arattırdığı bu üç gün zarfında Evzaî hep oruçluydu. Huzura vardığında emir kendisine orucunu bozmasını teklif etmiş ama o, orucunu bozmayı kabul etmemişti.

Dediler ki: Bundan sonra Evzaî, Şam'dan göçtü, çoluk çocuğuyla birlikte Beyrut'a gidip yerleşti.

Evzaî dedi ki: «Beyrut'ta şöyle bir tuhaf olayla karşılaştım: Beyrut mezarlığına uğradığımda siyahi bir kadım orada gördüm. Kendisine şehirin hangi tarafta olduğunu sorup: "Ey kadın, evler hangi tarafta?" dedim, o bana şu cevabı verdi: "Eğer şenlikli, mamure yeri soruyorsan işte burasıdır (Böyle derken mezarlığı gösterdi.) Ama harabeleri soruyorsan ileridedir (Böyle derken de şehri gösterdi.)." Ben de Beyrut'ta ikamete niyet ettim.»

Muhammed b. Kesir, Evzaî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Bir gün çöle çıktım. Bir hırsız gördüm, yanında da deve üzerinde oturmakta ve elinde demir bir silah tutan bir adam vardı. Hırsızın elindeki malları göstererek şöyle diyordu: "Dünya boştur...boştur, boş; dünyadaki herşey de boştur... boştur, boş."»

Evzaî dedi ki: «Bizim yanımızda bir adam vardı, cuma günleri ava çıkar ve cumayı beklemezdi. Katın ile birlikte yere battı, yer üzerinde sadece katırın kulaklan kaldı.»

Evzaî, birgün Beyrut mescidinin kapısından dışarı çıktığında orada bir dükkanda helva satmakta olan bir adam gördü. Helvacının ya-nı başında da soğan satan biri vardı. Soğancı şöyle diyordu: «Soğana ak soğana! Baldan daha tatlı, helvadan daha tatlı!» Evzaî, onun bu sözlerini duyunca şöyle dedi: «Fesübhanallah! Şu adam yalanın mü-a«olan bir bölümü bulunduğunu mu sanıyor acaba? Sanki yalanın

îr ^kıncası yokmuş gibi bir düşüncesi var!»

> Evzaî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Bugünden önce

biz güler ve oynardık. Ama kendisine uyulan imam olduktan sonra gülüp oynamaya hakkımız olmadığını, kendimizi muhafaza etmemi» gerektiğini anladım.»

Evzaî, kardeşine şu mealde bir mektup göndermişti: «İmdi, sen her taraftan kuşatılmışsın. Her gün ve her gecede seni gizlice taki» edenler vardır. Allah'tan sakın, onun huzurunda duracağın günü düşün. Bu düşünce ile son nefesini ver. Vesselam.»

İbn Ebi'd-Dünya, Evzaî'nin bir vaazında şöyle dediğini nakletmiş-tir:

«Ey insanlar! İçinde bulunduğunuz bu nimetleri kullanarak Allah'ın tutuşan ateşinden kaçmak için kendinizi güçlendirin. O öyle bir ateştir ki, yüreklere çöker. Sizler yakın bir zamanda ahiret yurduna gideceksiniz. Kısa bir zaman sonra buradan göçeceksiniz. Dünyanın güzelliklerini ve hoşluklarını elde etmiş geçen nesillerden sonra siz bu dünyaya geldiniz. Onlar sizden daha akıllı idiler. Malları ve çocukları sizinkinden daha fazlaydı. Dağları yardılar, hendekler açtılar, kayalardan oyuklar meydana getirip vadiler yaptılar. Şehirden şehire göçtüler. Güç ve kuvvete sahip oldular. Sütunlar gibi bedenleri vardı. Fakat çok geçmeden günler ve geceler onların izlerini yok etti. Evlerini ve yurtlarını harabeye döndürdü. Anılarını unutturdu. Şimdi onlardan bir ses veya hareket duyabiliyor musun?

Onlar, uzun emellere sahip olup kendilerini güvende sanıyorlardı. Ölüm gününden habersizdiler. Ama sonra pişman olmuş bir kavim haline geldiler. Daha sonra sizler, bir gece vakti ansızın onların üzerine inen Allah'ın azabından haberdar oldunuz. Onların çoğu kendi diyarlarında diz üstü çökmüş halde helak oldular.

Geride kalanları, Allah'ın nimetlerine ve azabının eserlerine bakıyorlar. Kendilerinden önceki ümmetlerin sahip oldukları nimetlerin yok oluşuna, onların helakına bakıp ibret alıyorlar. Onların boş ve ıssız evlerim seyrediyorlar. Daha önce o evler, şan ve şerefle sarılmış, nimetlerle tanınmıştı. Kalpler oraya yönelmişti, gözler hep oraya bakardı. Ama şimdi o evler, elem verici azaptan korkan ve Allah'a karşı haşyet içinde bulunan kimseler için bir ibret numunesi haline geldi.

Onlardan sonra sizler eksik bir ecele, eksik bir dünyaya sahip oldunuz. Öyle bir zamandasınız ki; afiyet gitmiş, bolluk yok olmuş, hayırlı şeyler ve saflık kaybolmuştur. Geride sadece şer toprağı, keder yumağı, ibret korkulan ve insanın kalbini değiştiren azaplarla fitneler kalmıştır. Peşpeşe zelzeleler geliyor, rezaletler ortaya çıkıyor. Karada ve denizde fesat zuhur etmiştir. İşte bu şeyler, diyarları sıkıntılı hale gelitiriyor, fiyatları yükseliyor. Bu da insanların irtikab ettikleri ayıp ve çirkinliklerden ötürüdür.

Sizler, emellerine aldanan kimselere benzemeyin, uzun ecele ü-rnitlenenlerin benzerleri olmayın. Onları, kuruntuları oyuncak haline getirmişti. Yüce Allah'tan, bizi ve sizi; çağırıldığı zaman hemen koşan, yasaklandığında da geri duran, akibetini düşünen ve kendisi için ahiret hazırlığı yapan kimselerden kılmasını diliyoruz.»

Şam'a gelişinde Evzaî, halife Mansur ile görüştü. Ona öğüt verdi. j/Iansur da onu sevdi ve ona saygı gösterdi. Yanından ayrılıp gitmek istediğinde siyahlar giyinmemek için kendisine izin verilmesini istedi. Mansur, ona bu hususta izin verdi. Huzurundan ayrılıp gittiğinde Sansür, hacibi Rebi'e dedi ki: «Hemen ona yetiş, kendisine siyah elbiseler giymekten niçin hoşlanmadığını sor, ama bunu benim sana söylediğimi kendisine bildirme.»

Rebi, peşinden gitti ve Evzaî'ye dedi ki:

- Siyah elbiseler giymekten niçin hoşlanmıyorsun?

- Çünkü hac için ihrama giren bir kimsenin siyah bezlere bürün-düğünü, ölen bir kimsenin siyah kefene sarıldığını, gelin olan bir kadının siyah gelinlik giydiğini görmedim. Bu nedenle siyah elbiseler giymekten hoşlanmıyorum.

Evzaî, Şam'da hürmete layık bir şekilde yaşayıp saygı görüyordu. Onun verdiği emirler, Şamlılara göre sultanın emrinden daha üstündü. Valilerden biri ona kötülük yapmak istemişti. Adamları kendisine dediler ki: «Şu adama sakın ilişme. Allah'a yemin ederiz ki, eğer bu kişi, Şamlılara seni öldürmelerini emredecek olursa seni mutlaka öldürürler.»

Evzaî vefat ettiğinde valilerden biri mezarının başında oturup şöyle dedi: «Allah sana rahmet etsin. Allah'a yemin ederim ki, beni bu göreve atayan Mansur'dan çok senden korkuyordum.»

İbn Ebi'l-Işrin dedi ki: «Evzaî, yalnız kalıp tek basma meclisinde oturduğunda ve kendisine yapılan sövgüleri kendi kulağıyla işittiğinde vefat etti.»

Ebu Bekir b. Ebi Hayseme, Muhammed b. Ubeyd et-Tenafüsî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Ben Sevrî'nin yanında oturmakta iken adamın biri ona gelip şöyle dedi: "Rüyamda Mağrib taraflarında bir fesleğenin kökünden söküldüğünü gördüm." Sevrî ona şu cevabı verdi: "Eğer rüyan gerçek ise Evzaî ölmüş demektir."» Bu rüyanın anlatıldığı günü bir tarafa yazdılar. Bilahare gelen haberlerden anlaşıldı ki; Evzaî aynı günde vefat etmiştir.»

Ebu Meşher dedi ki: «Duyduğumuza göre Evzaî'nin ölüm nedeni şuymuş: Karısı hamamın kapısını üzerine kilitlemiş, o da hamamda ölmüştü. Ama karısı bunu kasıtlı olarak yapmış değildi. Bu nedenle de Said b. Abdülaziz, karısına bir köle azad etmesini emretmişti.»

Yine Ebu Mesher'in ifadesine göre, Evzaî, vefat ettiğinde geride altın, gümüş, akar ve eşya bırakmamıştı. Sadece maaşından artan seksenaltı dirhem bırakmıştı. O, sahil divanında yazılı idi.

Başkalarının anlattıklarına göre, hamamcı onun üzerine hamamın kapısını kilitlemiş, bir işini görmek üzere hamamdan ayrılıp gitmişti. Döndüğünde hamamın kapısını açınca Evzaî'nin içeride ölmüş olduğunu, sağ elini yanağının altına koyarak kıbleye yönelmiş şekilde uzandığını görmüştü. Allah ona rahmet etsin.

Ben derim ki: Evzaî'nin, Beyrut'ta, dünyadanel etek çekmiş ve serhatta Müslümanların savunmasını üstlenmiş olarak vefat ettiği hususunda ihtilaf yoktur. Ancak onun hangi senede ve kaç yaşında vefat ettiği hususunda ihtilaf edilmiştir.

Yakub b. Süfyan, İmam Ahmed b. Hanbel'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ben Evzaî'yi gördüm o, hicretin 150. senesinde vefat etti.» Beyrutlu Abbas b. Velid dedi ki: «Evzaî, hicri 157. senenin safer ayının bitimine iki gece kala pazar sabahı vefat etti.» Cumhuru ulema bu görüştedirler, sahih olan kavil de budur. Ebu Meşher, Hişam b. Ammar, sağlam rivayetlerine göre Velid b. Müslim, Yahya b. Main, Duhaym, Halife b. Hayyat, Ebu Ubeyd, Said b. Abdülaziz ve birçokları bu kavli benimsemişlerdir.

Abbas b. Velid'in ifadesine göre Evzaî, yetmiş yaşına varmadan vefat etmiştir. Ama başkalarının ifadelerine göre vefatı esnasında yetmiş yaşını geride bırakmıştı. Sahih kavle göre ise altmışyedi yaşında iken vefat etmiştir. Çünkü o, hicretin seksensekizinci senesinde doğmuştu. Hicretin yetmişüçüncü senesinde doğduğuna dair zayıf bir rivayet de vardır.

Vefatından sonra adamın birisi Evzaî'yi rüyasında görmüş ve ona: «Beni Allah'a yaklaştıracak bir ameli bana göster.» demiş, Evzaî de ona şu cevabı vermiş: «Cennet'te, ilmiyle amel eden âlimlerin derecesinden daha yüksek bir derece görmedim. Bunlardan sonra da hüzünlü ve kederli kimselerin dereceleri gelmektedir.»