Asıl adı Yakub b. İbrahim b. Habib b. Sa'd b. Hasene'dir. Hasene annesinin adıdır. Babası, Büceyr b. Muaviye'dir. Uhud savaşında yaşı küçük olduğundan ötürü savaşa alınmadı.
Ebu Yusuf, Ebu Hanife'nin arkadaşlarının en büyüğüdür. A'meş, Hemmam b. Urve, Muhammed b. İshak, Yahya b. Said ve diğerlerinden hadis rivayet etmiştir. Muhammed b. Hasan, Ahmed b. Hanbel ve Yahya b. Main de kendisinden hadis rivayet etmişlerdir.
Ali b. el-Ca'd dedi ki: Ebu Yusuf un şöyle dediğini işittim:
«Babam vefat ettiğinde küçük bir çocuktum. Annem beni bir elbise beyazlatıcısının yanına çırak verdi. Ama ben de oradan kaçarak Ebu Hanife'nin ders halkasına katılıyordum. Annem beni takip ediyor, gelip beni orada yakalayıp elimden tutarak tekrar ustamın yanına götürüyordu. Sonra ben bu hususta anneme muhalefet ettim ve Ebu Hanife'nin yanma gittim. Bu iş uzaymca annem gelip Ebu Hani-fe'ye şöyle dedi:
- Bu çocuk öksüzdür, hiçbir malı yoktur. Sadece Örekemle ördüğüm iplerle elde ettiğim ücretle birşeyler alıp buna yedirebiliyorum. Ama sen bunu bana karşı kışkırttın. Emrime itaat etmez oldu. - Sus ey akılsız kadın, bu çocuk ilim öğreniyor. İleride öyle bir zaman gelecek ki, firuze tabaklarda fıstık yağıyla yapılmış paluze yiyecektir.
- Sen bunak bir ihtiyarsın.»
Ebu Yusuf u ilk olarak kadılığa tayin eden halife Hadi oldu. Ebu Yusuf, kadi'l-kudat lakabım alan ilk kadıdır. Kendisine, dünya kadılarının kadısı denilirdi. Çünkü o, halifenin hükmünün geçerli olduğu beldelere de kadı tayin etme yetkisine sahipti.
Ebu Yusuf diyor ki:
«Bir gün Harun Reşid'in yanında iken bana firuze tabakta paluze getirildi. Halife Harun Reşid bana dedi ki:
- Şu tatlıdan ye. Çünkü bu her zaman bizde yapılmıyor.
- Bu nedir ey mü'minlerin emiri?
- Paluzedir.
Ben gülümsedim. Bana sordu:
- Niçin gülümsüyorsun?
- Hiçbir şey yok. Allah mü'minlerin emirine uzun ömürler versin.
- Hayır, mutlaka bana bunun sebebini anlatacaksın.
Ben, Ebu Hanife'nin bir zamanlar anneme söylediği sözleri halifeye anlattım. Halife Harun bana şöyle dedi:
- İlim fayda verir, kişiyi dünya ve ahirette yüceltir. Allah Ebu Hanife'ye rahmet etsin. O, baş gözüyle görülemeyen şeyleri akü gözüyle görürdü.»
Ebu Hanife, Ebu Yusuf tan bahsederken onun, kendi arkadaşlarının en bilgilisi olduğunu söylerdi. Müzeni de: "Ebu Yusuf, Ebu Hanife'nin arkadaşları arasında hadise en çok tabi olan kimseydi." demiştir. İbn Medinî: "Ebu Yusuf, çok doğru sözlüydü." demiştir. İbn Main onun sika bir ravi olduğunu söylerken Ebu Zür'a da: "O, Cehmi-ye fırkasından salim kalmıştı." demiştir.
Beşşar el-Heffaf dedi ki: «Ben, Kadı Ebu Yusuf un şöyle dediğini işittim: "Kur'ân yaratılmıştır, diyen kimseyle konuşmak haramdır. Onunla ilişkiyi kesmek farzdır. Ona selam vermek de selamını almak da caiz değildir."»
Ebu Yusuf un altınla yazılması gereken sözlerinden biri de şudur: :
"Malı, kimya ilmi vasıtasıyla elde etmek isteyen kimse iflas eder. Hadislerin gariplerini araştıran kimse yalan söyler. İlmi, kelam ile elde etmek isteyen kimse zındık, olur."
Ebu Yusuf ile İmam Malik, Medine'de Harun Reşid'in huzurunda ölçekler ve sebzelerin zekatı hakkında münazara yaptıklarında İmanı Malik, babadan dededen kendilerine intikal eden ve eskiden beri kul-lanılagelen ölçekleri ortaya koyarak bunları delil olarak gösterdi. Ayrıca hulefa-yı raşidin döneminde sebze bulunmadığından ötürü onların zekatlarından bahsedilmemiş olduğunu ifade etti. Bunun üzerine Ebu Yusuf ona şu cevabı verdi: "Eğer üstadım Ebu Hanife benim gördüğümü görmüş olsaydı, o da benim gibi hükmünden geri dönerdi." Bu, Ebu Yusuf un hakkı kabul ettiğinin ve insaflı bir kimse olduğunun isbatıdır.
Ebu Yusuf un mahkeme meclisine kendi sınıflarına göre âlimler de katılır ve hazır bulunurlardı. Genç bir adam olan İmam Ahmed b. Hanbel, halkın arasında onun meclisine katılır, onunla münazara yapar ve araştırmalarda bulunurdu.
Bununla beraber Ebu Yusuf adaletle hükmederdi ve şöyle derdi: «Keşke ben şu yargının başında bulunmasaydım. Umuyorum ki Ce-nâb-ı Allah, herhangi bir kimseye haksızlık yaptığımı veya bir kimseye meylettiğimi söyleyerek beni hesaba çekmeyecektir. Sadece bir gün adamın biri yanıma geldi. Bahçesinin halife tarafından zorla ele geçirilmiş olduğunu iddia etti. Ben de halifenin huzuruna girdim, durumu ona anlattım. Halife şöyle dedi:
- Bahçe bana aittir, Mehdi onu benim için satın almıştı.
- Mü'minlerin emiri, eğer mahkemeye gelmeyi uygun görüyorsa gelsin ki, kendisini dinleyeyim.
Halife, mahkemeye gitti. Mal sahibi bahçenin kendisine ait olduğunu iddia edince Ebu Yusuf ona şöyle dedi:
- Ey mü'nıinlerin emiri, sen bu işe ne dersin?
- Bahçe benimdir.
Ebu Yusuf, bahçe sahibine şöyle dedi:
- Halifenin söylediklerini duydun.
- Yemin etsin.
- Ebu Yusuf, halifeye sordu:
- Bahçenin sana ait olduğuna yemin eder misin ey mü'minlerin emiri?
- Hayır.
- Öyleyse üç kez sana yemin teklif edeceğim. Eğer yemin edersen bahçe senindir. Etmezsen senin aleyhinde hüküm vereceğim ey mü'minlerin emiri.
Ebu Yusuf diyor ki: "Ben halifeye üç kez yemin teklifinde bulundum. Yemin etmeyince, bahçenin o adama yani davacıya ait olduğuna hükmettim. Yalnız muhakeme esnasında davanın kendiliğinden çözülmesini istiyordum ki, o davacı ile halifeyi aynı mahkeme salonunda bir arada tutmayayım."
Mahkeme sonuçlandıktan sonra Kadı Ebu Yusuf, bahçenin adama teslim edilmesi için görevlilere emir gönderdi.»
Muafa b. Zekeriya, Ebu Yusuf un şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Bir gece yatağımda uyumakta iken aniden halifenin elçisinin kapıyı vurmakta olduğunu işittim. Korkarak dışarı çıktım. Elçi bana: "Mü'minlerin emiri seni çağırıyor." dedi. Ben de saraya gittim. Halifenin oturmakta olduğunu, yanında da İsa b. Cafer'in bulunduğunu gördüm. Halife Harun Reşid bana şöyle dedi:
- Ben bu adamdan bana bir cariye hibe etmesini istedim, ama bunu yapmadı. Satmasın istedim, onu da yapmadı. Sen şahit ol, eğer bu, benim isteğimi yerine getirmezse kendisini öldüreceğim.
Ben dönüp İsa b. Cafer'e şöyle dedim:
- Halifenin isteğini niçin yerine getirmiyorsun?
- Cariyemi halifeye hibe etmemeye, satmamaya talak üzerine yemin ettim. Cariyelerimin azad edilmesi ve bütün malımın da sadaka sayılması için de yemin ettim.
Harun Reşid bana dedi ki:
- Bu girift meseleden kurtuluş yolu yok mudur?
- Evet vardır. Cariyesinin yarısını sana satsın, yansım da hibe etsin.
İsa b. Cafer, benim ileri sürdüğüm bu çözüm yolunu uygun bulmuş olmalı ki, cariyesinin yarısını halifeye hibe etti, diğer yarısını dan dinara sattı. Halife de onun bu yaptığını kabul etti ve cariye-
huzuruna getirtti. Halife Harun, cariyeyi görünce: "Ben bu gece bu y1 -veCjen yararlanabilir miyim?" diye sorunca ben şu cevabı verdim: S ı cariyedir. Rahminin ibra edilmesi gerekir. Ya da onu azad ettik-
sonra kendisiyle evlenebilirsin. Çünkü hür kadınların rahimleri ibra edilmesine gerek yoktur." Ben böyle dedikten sonra Harun S* sid cariyeyi azad etti. 20.000 dinar mehir vererek onunla evlendi. Bana da 200.000 dirhem para ve yirmi .bohça elbise verilmesini em-
tti Ayrıca cariye de bana 10.000 dinar gönderdi.»
Yahya b. Main dedi ki: «Ebu Yusuf un yanındaydım. Ona dibekî kumaşından ve vifaniland ^kokusundan ve daha birçok eşyalardan bir miktar hediye getirildi. O esnada mecliste bulunan adamlardan biri su hadisin senedini benimle müzakere etti: «Bir kimseye hediye sunulur da onun yanında oturmakta olan bir topluluk varsa o topluluk, hediyede o adamın ortaklarıdırlar.» Ebu Yusuf: "Sizin naklettiğiniz bu hadis çökelek, hurma ve kuru üzüm hakkındadır. Bu gördüğünüz hediyeler bu hadisin söylendiği zamanda yoktu. Ey köle, şu hediyeleri ambara götür." dedi ve getirilen hediyeleri yanındaki adamlara vermedi.»
Bişr b. Gıyas el-Merisî şöyle dedi: «Ebu Yusuf un şöyle dediğini işittim: "On yedi sene müddetle Ebu Hanife ile arkadaşlık yaptım. Sonra onyedi sene müddetle de dünyaya daldım. Artık ecelimin yaklaştığını sanıyorum." Böyle dedikten sonra ancak birkaç ay yaşadı. Sonra vefat etti.»
Ebu Yusuf, bu senenin rebiyülevvel ayında altmışyedi yaşında vefat etti. Kendisinden sonra oğlu Yusuf kadılık görevinde kaldı. Yusuf, babasının Bağdat'ın doğu yakasındaki vekili idi.
Bazı raviler; İmam Şafiî'nin Ebu Yusuf ile görüşmüş olduğunu iddia etmişlerdir ki, bu yanlıştır. Çünkü İmam Şafiî, ilk olarak hicretin 184. senesinde Bağdat'a gelmişti. O, ancak Muhammed b. Hasan eş-Şeybanî ile görüşmüştür. Ona ihsanda bulunmuş ve saygı göstermiştir. Aralarında asla bir düşmanlık olmamıştır. Nitekim bu hususu bilmeyen bazı kimseler böyle bir iddiada bulunmuşlardır. Doğrusunu Allh bilir.

