El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Mansur'un Biyografisi

Abdullah b. Muhanımed b. Ali b. Abdullah b. Abbas b. Abdülmut-talib b. Haşim Ebu Cafer elMansur. Kardeşi Ebü'l-Abbas es-Seffah'ın büyüğü idi. Anası Selame adındaki bir ümmü veled (cariye) idi. Dedesi tariki ile İbn …

Abdullah b. Muhanımed b. Ali b. Abdullah b. Abbas b. Abdülmut-talib b. Haşim Ebu Cafer elMansur. Kardeşi Ebü'l-Abbas es-Seffah'ın büyüğü idi. Anası Selame adındaki bir ümmü veled (cariye) idi. Dedesi tariki ile İbn Abbas'tan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) yüzüğü sağ eline takarmış.

Hicretin 136. senesinde kardeşinden sonra kendisinin halifeliğine bey'at edildi. O zaman kırkbir yaşında idi. Çünkü o, meşhur rivayete göre hicretin doksanbeşinci senesinin safer ayında Belka'ya bağlı Hamime kasabasında doğmuştur. Halifeliği yirmiiki seneden birkaç gün eksik sürmüştü.

Esmer renkli, iri dudaklı, hafif sakallı, geniş alınlı, burun kemeri yüksek ve iri gözlü bir kimse idi. Gözleri, konuşan iki dil gibi idi. Hükümdarlık heybeti üzerinde görülürdü. Kalpler ona yönelir, gözler onu takip ederdi. Şerefi layık olan kimselere verirdi. Yüzünde sertlik, yürüyüşünde aslan heybeti vardı. Onu görenlerden biri onu bu şekilde vasfetmiştir. Sahih rivayete göre İbn Abbas: «Seffah ile Mansur bizdendir.» demiştir. Başka bir rivayete göre İbn Abbas şöyle demiştir: «Halifelik bizde devam edecek, nihayet bu işi Meryem oğlu İsa'ya teslim edeceğiz.»

Hatib Bağdadî'nin anlattığına göre Mansur'un annesi Selame şöyle demiştir: «Mansur'a hamile kaldığımda sanki benden bir aslan çıktı. Önümde durup kükredi. Diğer aslanlar da gelip ona temenna ettiler ve secdeye kapandılar.»

Mansur, küçüklüğünde garip bir rüya görmüştü. Rüyasını şöyle anlatırdı: Aslında bu rüya altın bir levhaya yazılmalıdır ve çocukların boyunlarına aşılmalıdır, derdi. Şöyle ki:

«Rüyada kendimi, Mescid-i Haram'da gördüm, Rasûlullah (s.a.v.); Ka'be'de duruyordu. İnsanlar, etrafında toplanmışlardı. Oradan bir adam çıkıp yüksek sesle: "Abdullah nerede?" dedi. Kardeşim Seffah kalkıp adamların boyunlarının üzerinden adımlarını atarak ilerledi ve Ka'be'nin kapısına vardı. Rasûlullah (s.a.v.), onun elinden tutup

*r 'be'nin içine soktu. Kısa bir süre sonra kardeşim Seffah dışarı çık-

öıoda elinde siyah renkli bir bayrak vardı. Sonra o münadi yüksek

sle: "Abdullah nerede?" dedi. Ben ve amcam Abdullah b. Ali kalkıp

S ava doğru koştuk. Ben onu geride bıraktım. Ondan önce Ka'be'nin

v nısına vardım ve içeri girdim. İçeride Rasûlullah (s.a.v.)'ı gördüm.

Yanında Ebu Bekir, Ömer ve Bilal vardı. Bana bir bayrak hazırlayıp

erdi. Ümmetine iyi davranmamı vasiyet etti ve yirmiüç dolamlı bir

sarığı başıma geçirdi. Sonra da şöyle buyurdu: "Şunu al; ey kıyamete

kadar gelecek halifelerin babası!"»

Mansur, Emevilerin hakimiyeti zamanımda zindana atılmıştı. Zindanda müneccim Nobaht onunla karşılaşmış ve onda reislik alametleri görmüş, ona şöyle sormuştu:

- Sin kimlerden oluyorsun?

- Abbas oğuUarındanım.

Nobaht, onu, nesebi ve künyesi ile tanıdıktan sonra ona şöyle demişti:

- Sen yeryüzüne hakim olacak halifesin.

- Sen ne dediğinin farkında mısın?

- Sana ne diyorsam o olacaktır. Yalnız şu deri parçası üzerine bir yazı yaz ki, tahta oturduğun zaman bana bir ikramda bulunasm, bir-

şeyler veresin.

Mansur onun için, elindeki deri parçasına birşeyler yazdı.

Mansur tahta oturduğu zaman müneccim Nobaht'a ikramda bulundu, ödüller verdi. Daha önce Mecusi olan Nobaht, onun sayesinde Müslüman oldu. Sonra da Mansur'un en has adamları araşma katıldı.

Mansur, hicretin 140. senesinde insanlara haccettirdi. Hire'de ihrama girdi. Hicretin 144., 147., 158. senelerinde de haccetti. Nihayet hicretin 158. senesinde hacda iken vefat etti. Bağdat, Rusafe, Rafika şehirlerim ve Huld sarayını inşa ettirdi.

Hacib Rebi b. Yunus, Mansur'un şöyle dediğini nakletmiştir: «Halifeler şu dört kişidir: Ebu Bekir, Ömer, Osman ve Ali. Hükümdarlar da şu dört kişidir: Muaviye, Abdülmelik b. Mervan, Hişam b. Ab-tfühnelik ve ben.»

Inıam Malik dedi ki: «Mansur bana şöyle dedi:

- Rasûlullah (s.a.v.)'tan sonra insanların en faziletlileri ve en üstünleri kimlerdir?

- Ebu Bekir ile Ömer'dir.

~ Doğru söyledin. Ben de bu görüşteyim.»

ismail el-Behrî dedi ki: Arefe gününde Mansur'un minberde şöyle ır hutbe irad ettiğini işittim:

% insanlar! Ben Allah'ın yeryüzündeki sultanıyım. Onun gösterdiği yolda, onun tevfîk ve ilhamı ile sizi idare ediyorum. Onun malının bekçisi ve hazinedarıyım. Malını onun iradesiyle paylaştırıyor ve onun izni ile veriyorum. Cenâb-ı Allah, beni bu mal üzerine bir İH lit yapmıştır. Beni açmak isterse; size vermek ve taksim etmek, rızık larınızı paylaştırmak için açar, beni kilitlemek isterse de kilitler. Ey insanlar! Siz Allah'a yönelin, bu şerefli günde ondan dileyin ki, lütfunu size bahşetsin. Kitabında size bildirdiği lütuf ve fazlını size versin. Zira o şöyle buyuruyor: "Bugün, size dininizi bütünledim Üzerinize olan nimetimi tamamladım. Din olarak sizin için İslâmi-yeti beğendim." (ei-Mâide, 3.) Beni doğru yolda muvaffak kılmasını, doğruluğu bana ilham etmesini, size merhamet ve ihsanda bulunmayı bana ilham etmesini, size bağışta bulunmam için beni açmasını, adaletle nzıklarınızı taksim etmemi müyesser kılmasını ondan diliyorum. Çünkü o, duaları işiten ve icabet edendir.»

Mansur, bir gün hutbe irad ediyordu. Aziz ve Celil olan Allah'a hamd-ü senada bulunmakta iken bir adam ona itirazda bulunarak şöyle dedi: «Ey mü'minlerin emiri! Kendisini zikretmekte olduğun kimseyi zikret, yaptığın ve yapmadığın hususlarda Allah'tan kork.»

Mansur, sesini çıkarmadı, onu dinledi. Nihayet adam sözünü tamamladı. Sonra Mansur şöyle dedi: «Yüce Allah'ın haklarında şöyle buyurduğu kimselerden biri olmaktan Rabbime sığınıyorum: "Ona: Allah'tan sakın' denince, gururu kendisine günah işletir." (ei-Bakara, 206.)

Zorba ve asi bir kimse olmaktan da Allah'a sığınıyorum. Ey insanlar! Öğüt, üzerimize inmiştir ve bizim yanımızdan bitip yeşermiştir.»

Sonra o itirazcı adama şöyle dedi: «Bu sözlerinde Allah rızasını kesdettiğini sanmıyorum. Yalnız sen, "Halifeye öğüt veriyor." denilmesi için bu sözleri bana safrettin.» Sonra insanlara dönerek:

«Ey insanlar! Bu adamın yaptığı iş sizi aldatmasın, siz de bunun gibi yapmayın.» dedi ve görevlilere, o adamı tutuklamalarım emretti. Kendisi hutbesini irad etmeye devam etti. Hutbesini tamamladı. Sonra yanındaki bir adamına şöyle talimat verdi: «Tutukladığınız ve itirazcı adama dünyalık vermeyi teklif edin. Eğer dünyalığı kabul ederse bana bildir, reddederse de bana bildir.»

Görevli gidip o adama dünyalık verme teklifinde bulundu, adam da kabul etti ve dünyaya meyletti. Onu dünyevi bir görünümde, kıymetli elbiseler giyinmiş bir kılıkla halifenin huzuruna getirdilerH#" life ona şöyle dedi:

- Yazıklar olsun sana! Eğer Allah rızası için ve samimi olarak ° sözleri halkın huzurunda bana söylemiş olsaydın üzerinde gördüğü*1 bu dünyalıktan hiçbirini kabul etmezdin. Ama sırf «Halifeye öğüt r

a karşı çıktı» desinler diye sen bana o sözleri cemaatın huzurun-arfettin! Sonra emir verdi, adamın boynunu vurdurdu. Mansur, bir gün oğlu Mehdi'ye şöyle dedi: «Halifeye ancak takva asır. Onu ancak takva düzeltir. Sultana da ancak taat yaraşır, rf u ancak taat ıslah eder. Reayaya gelince, o da ancak adaletle düze-v İnsanları cezalandırmaya en fazla muktedir olan kimse, onları af-f tnıeye en fazla layık olan kimsedir. İnsanların en akılsızı, kendisin-, aşağı durumda bulunan kimseye zulmedendir. Ey oğulcuğum! Nimetini şükürle devam ettir. Gücünü başkalarını affetmekle devam ttir. Taatını, insanlara yaklaşarak ve Allah'a yönelerek devam ettir. Zaferini tevazu ile ve insanlara acımakla devam ettir. Dünyadaki nasibini de unutma. Allah'ın rahmetindeki payını da almayı ihmal etme-»

Bir gün Mübarek b. Fudale, Mansur'un huzuruna geldi. Mansur

bir adamın boynunun vurulmasını emretmiş, bu nedenle de kılıç ve bir deri yaygı yere yayılmıştı. Mübarek, Mansur'a şöyle dedi: «Kıyamet günü olduğunda bir münadi yüksek sesle şöyle seslenecektir: "Sevabı Allah'a ait olan kişi ayağa kalksın." O esnada ancak başkalarını affetmiş olan kişi ayağa kalkar.»

Mübarek'in böyle demesi üzerine Mansur, o adamın affedilmesini irade buyurdu. Sonra da onun işlediği kötülükleri ve irtikab ettiği büyük cürümleri meclisinde oturmakta olan adamlara sayıp sıralamaya

başladı.

Asmaî dedi ki: Cezalandırması için bir suçluyu Mansur'un huzuruna getirdiler. Suçlu dedi ki: «Ey müminlerin emiri, intikam adalettir, affetmek ise fazilettir.» Halife Mansur bu iki nasipten en düşük olanına razı olamayacağını söyleyerek Allah'a sığındı. Bu iki dereceden düşük olanına kanaat etmeyeceğini ifade edip Allah'a sığındı, sonra da o suçluyu affetti.

Asmaî'nin rivayetine göre Mansur, Şamlılardan birine şöyle demiş: «Ey A'rabi! Bir gün zahidlerden biri Mansur'un huzuruna girdi ve ona şöyle dedi: "Cenâb-ı Allah, dünyayı tümüyle sana vermiştir. Şen de dünyanın bir kısmını vererek kendi nefsini satın al ve azad et. Öyle bir geceyi düşün ki, o gecede kabirde kalacaksın, ondan önce hiçbir gece kabirde kalmış değildin. Çok zorlu bir sabahı doğuracak olan geceyi de düşün ki, ondan sonra başka bir geceyi görmeyeceksin." Mansur, adamın sözünü kesti ve ona bir miktar mal verilmesini ernretti. Adam da şöyle dedi: "Eğer senin malına ihtiyacım olsaydı sa-na öğüt vermezdim."»

Amr b. Ubeyd el-Kaderî, halife Mansur1 un-huzuruna girdi. Man-SUr ona ikramda bulundu. Çoluk çocuğunu ve hallerini sordu. Sonra °na: «Bana öğüt ver.» dedi. Amr da ona Fecr sûresinin başından şu ayete kadar okudu: «Doğrusu Rabbin hep gözetlemekteydi.» (ei-Pecr, ı4 % Mansur, o kadar şiddetlice ağladı ki, sanki daha Önce bu ayeti hic duymamıştı. Sonra Amr'a: «Bana biraz daha Öğüt ver.» dedi. Amr da ona şöyle dedi:

«Cenâb-ı Allah sana dünyayı tümüyle vermiştir. Sen de dünyanın bir kısmını vererek kendi nefsini satın alıp kurtar. Çünkü halifelik senden önce başkalarının elindeydi. Şimdi senin eline geçti. Senden sonra da başkalarının eline geçecektir. Sabahı kıyamet günü olacak geceyi hatırla.»

Bu defa Mansur, öncekine nisbetle daha şiddetle ağlamaya başladı. Öyle ki, kirpikleri ıslandıkları için birbirine karıştı. Orada bulunan Süleyman b. Mücalid, Amr'a: «Halifeye acı.» dedi. Amr da şöyle dedi: «Halifeye ne olmuş ki! O Aziz ve Celil olan Allah'tan korktuğu için ağlıyor. Bunun ona ne zararı var?»

Sonra Mansur kendisine 10.000 dirhem verilmesini emretti. Ama Amr şöyle dedi:

- Benim bu paraya ihtiyacım yok.

- Vallahi alacaksın!

- Vallahi almayacağım!

Orada yastığının üzerinde oturmakta olan ve kılıcı da babasının yani başında duran Mehdi, Amr'a: «Mü'minlerin enıiri yemin ediyor, sen de mi ona karşı yemin ediyorsun?» deyince Amr, Mansur'a dönüp şöyle sordu:

- Bu kimdir?

- Bu oğlum ve benden sonra halifeliğe geçecek veliahdım Mu-hammed'dir.

- Sen buna ameline uygun olmayan bir isim vermişsin. İyi ve sa-lih kimselerin giysilerini giydirmişsin. Kendisine onun için öyle bir iş hazırlamışsın ki, durumu için daha uygun ve yararlıdır. Ama yapacağı işleri engelleyecektir.

Böyle dedikten sonra Amr, Mehdi'ye şöyle dedi:

- Ey kardeşimin oğlu! Baban ve amcan yemin ettiklerinde babanın yemininin bozulması, amcanmkinin bozulmasından daha kolaydır. Çünkü baban, amcana nisbetle keffaret Ödemeye daha muktedirdir.

Sonra Mansur dedi ki:

- Ey Ebu Osman, bir ihtiyacın var mı?

- Evet.

- Nedir?

- Ben sana gelmedikçe sen beni yanma çağırtma. Ben senden istemedikçe sen bana birşey verme.

- Vallahi, öyleyse artık birbirimizle karşılaşamayacağız.

- Sen benim ihtiyacımı sordun.

Böyle dedikten sonra Mansur'la vedalaşarak huzurdan çıkıp gitti, nidan çıkarken Mansur onu gözüyle takip etti ve şöyle dedi: «Hepi-. yavaş yavaş yürüyorsunuz, ama bir av gibi takip ediliyorsunuz. Yalnız Amr b. Ubeyd hariç.»

Anlatıldığına göre Amr b. Ubeyd, Mansur'a öğüt verirken şu kasi-deyi okumuş:

«Ey emeline aldanan ve emeli ecelinin gerisinde kalan kişi.

Görmez misin ki, dünya ve süsleri, bir yere konup sonra göçen bir pervan gibidir.

Ölüm onu gözetlemektedir. Yaşantısında hayır azdır, sefası kederdir. Mertliği bulanıktır, mülkü de elden ele dolaşır.

Sakinlerinin tepelerine korku tokmağı ile vurur.

Ona ne yumuşaklık ne de sertlik yarıyor.

Sanki o ölüm için bir hedeftir.

Zamanın kızları ondan hep başka yere göçüp gider.

Musibetler onu kuşatır, çembere alır.

Ondaki isabetli ve hatalı kimseler yine hatadadırlar.

Nefis kaçar, ölüm onu kovalar.

Kişinin bütün zorlukları onun yanında azdır, önemsizdir.

Kişi çalışıp çabalamakla kendi varisine mal toplar.

Mezar ise, kişinin kendileri için çalışıp çabaladığı kimselere varis olur.»

Ityn Düreyd, Muhammed b. Selam'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Cariyelerinden biri Mansur'un elbisesinin yamalı olduğunu görünce şöyle dedi:

- Halife yamalı gömlek giyiyor, bu olacak şey mi? Mansur ona şu cevabı verdi:

- Yazıklar olsun sana, İbn Harem'in şöyle dediğini duymadın mı:

«Abası eski, gömleğinin bazı yerleri yamalı yiğit, Şeref ve yüksek mertebeye ulaşabilir.»

^ahidlerden biri Mansur'a şöyle dedi: «Kabirde geçireceğin geceyi §un, daha Önce öyle bir geceyi geçirmiş değilsin. Sabahında kıya-

günü olacak geceyi düşün, ondan sonra başka bir gece olmayacak.»

, adamın sözünü kesti ve ona bir miktar mal verilmesini retti. Zahid adam da ona şu karşılığı verdi: «Eğer malına ihtiyacım aydı sana öğüt vermezdim.»

Mansur, Ebu Müslim'i öldürmeye karar verdiği zaman şöyle ki şiir okumuştu:

«Görüş sahibi olduğunda hemen karar ver, Çünkü tereddüt etmek görüşü bozar.

Hainlik yapmaları için düşmanlara bir gün dahi süre verme. Yarın onlar sana aynısını yapmadan tez davranıp haklarından gel.»

Ebu Müslim'i öldürüp cesedini önünde gördüğünde şöyle demişti-

«Ü^ şey seni çepeçevre kuşattı.

Bu üç şey sana kesin ölümü getirdi:

Bana muhalefet ettin, bana destek vermeye yanaşmadın.

Büyük toplulukları sevk ve idare ettin.»

Mansur'un şiirlerinden biri de şudur:

«Kişi uzun süre yaşamayı ümid eder.

Aslında uzun süre yaşamak ona zarar verir.

Yüzünün güleçliği çürür.

Yaşantının tatlılığından sonra acılığı kalır.

Günler ona ihanet eder, öyle ki,

Kendisine kolay olacak hiçbir şeyin kalmadığını görür.

Ben öldükten sonra niceleri sevinecek;

Niceleri de "Allah hayrını versin" diyecek.»

Dediler ki: Mansur, günün ilk saatlerinde iyiliği emretmek, kötülükleri menetmek, valiliklere atama yapmak, bazı valileri azletmek ve kamu yararına olacak işlere bakmak işiyle ilgilenirdi. Öğle namazını kıldıktan sonra evine gider ve ikindiye kadar dinlenirdi. İkindi namazını kıldıktan sonra aile efradı arasında oturur ve onların özel işlerine bakar, onlarla ilgilenirdi. Yatsı namazını kıldıktan sonra dışarıdan ve yabancı ülkelerden gelen mektupları gözden geçirirdi. Gece sohbetine katılacak kimseler, gecenin ilk üçtebirinin sonuna kadar yanında otururlardı. Sonra kalkıp ailesinin yanma gider, yatağına uzanıp gecenin ikinci üçte bir dilimine kadar uyurdu. Sonra kalkıp abdest alır, namaza durur, fecre kadar ibadetle uğraşırdı. Fecir doğunca evden çıkar, camiye gidip cemaata namaz kıldırırdı. Sonra teK rar döner ve eyvanında otururdu.

Bir valiyi bir şehire tayin etmiş, ancak valinin kendini ava vercu ğini, bu iş için köpek ve şahinler hazırladığını duymuş, bunun üzen aliye şöyle bir mektup göndermişti: n& «Anan ve aşiretin ağlasın, yazıklar olsun sana. Biz Müslümanla-

'qleriyle ilgilenesin diye seni oraya vali tayin ettik. Çöllerde vahşi ^ anlarla uğraşasın, onları avlayasın diye seni oraya göndermedik, k teslim ettiğimiz görevi falan adama devret ve kovulmuş, yerilmiş olarak ailene dön.»

Başka bir rivayete göre, ordularını bozguna uğratan bir Harici kalanıp huzuruna getirildiğinde Mansur, onun boynunu vurdur-^ k istedi. Sonra vazgeçerek ona hakarette bulundu ve şöyle dedi: m - Bre fahişe çocuğu! Senin gibi biri nasıl olur da orduları bozguna

uğratır!

Harici ise şu karşılığı verdi:

- Yazıklar olsun sana, dün kötü bir durumdaydın. Aramızda kılıç konuşuyordu. Bugün ise bana sövüp sayıyorsun ve cevap veremeyeceğimden emin bulunuyorsun. Ben hayattan ümidimi kestim. Artık bu hayatı ebediyen geri çeviremezsin.

Mansur, Haricinin bu sözlerinden utandı ve onu serbest bıraktı.

Oğlunu veliahd tayin ettiğinde ona şöyle demişti: «Ey oğulcuğum! Nimeti şükürle devam ettir. Kudretini, affetmekle devam ettir. Zaferini, tevazu ile devam ettir. İnsanların kalbini kazanmayı taatla devam ettir. Dünyadaki nasibini unutma, Allah'ın rahmetindeki payını da ihmal etme.»

Mansur, yine bir gün oğluna şöyle öğüt vermişti: «Ey oğulcuğum! Akıllı kişi, içine düştüğü zor durumdan çıkmak için çare bulan ve o zorlu durumdan kurtulan kişi değildir. Asıl akıllı kişi, kendisine yaklaşmakta olan kötü durumun içine düşmemek için tedbir alan kimsedir. Ey oğulcuğum! Yanında sana hadis okuyacak bir hadis âlimi bulunmadığı takdirde hiçbir mecliste oturma. Çünkü Zührî, şöyle demiştir: "Hadis ilmi erkek işidir. Onu ancak yiğit adamlar sever ve ondan ancak kadınsı erkekler hoşlanmazlar." Kardeşim Zührî doğru söylemiştir.»

Mansur, gençliğinde ilmi, elde edebileceğini düşündüğü yerlerden talep ederdi. Hadis ve fıkhı da aynı şekilde tahsil etmek isterdi ve bu Çabası neticesinde bu ilimlerden oldukça tahsil etti. Kendisine yete-

kd

yararlı kısımları öğrendi. Bir gün kendisine denildi ki:

""" Ey mü'minlerin emiri! Tatmadığın ve elde etmediğin bir lezzet ?

- Evet, birşeyin tadını alamadım. nedir?

Ali K Unaddisin, üstadına söylediği: «Kim bunu sana anlattı? Söyle, sana rahmet etsin.» sözünün tadını alamadım. ezırleri ve katipleri gelip yanında toplandı ve çevresinde oturdular, ona şöyle dediler:

- Mü'minlerin emiri, bize hadisten biraz anlatsın.

- Siz hadis ehli değilsiniz, asıl hadis ehli, elbiseleri kirlenmiş ayaklarının tabanı yarılmış, saçları uzanmış, yollar ve uzak mesafeler kateden, ülkeden ülkeye, beldeden beldeye, bazan Irak'a, bazan Hicaz'a, bazan Şam'a, bazan da Yemen'e giden kimselerdir. İşte asıl hadis nakledenler onlardır.

Mansur, bir gün oğlu Mehdi'ye şöyle demişti:

- Senin yanında kaç tane binek hayvanı var?

- Bilemiyorum.

- İşte bu kusurdur, sen bu durumda halifelik işini aşırı şekilde zayi etmiş oluyorsun. Allah'tan kork ey oğlum!

Mehdi'nin gözdelerinden Halise şöyle demiştir: «Bir gün Man-sur'un yanına girdim. Ellerini şakaklarına koymuştu, dişinin ağrıdığını söylüyordu. Bana şöyle dedi:

- Ey Halise! Yanında ne kadar para var?

- 1.000 dirhem var.

- Elini başımın üzerine koy ve yemin et.

- Ey mü'minlerin emiri, yanımda 10.000 dinar var.,

- Haydi git, o paraları bana getir.

Ben de eve gittim, efendim Mehdi'nin huzuruna girdim. Zevcesi Hayzuran'la birlikte oturuyordu. Halifenin bana yaptığı baskıdan ötürü şikayetçi oldum. O da ayağıyla beni tekmeleyip şöyle dedi: «Yazıklar olsun sana! Babamda diş ağrısı falan yok. Ama dün ondan biraz para istemiştim, hasta imiş gibi yaptı. Şimdi sen mutlaka onun emrini yerine getirmek mecburiye tindesin. Başka çaren yok!»

Halise, 10.000 dinarı alıp Mansur'a götürdü. Mansur da Mehdi'yi huzuruna çağırtıp şöyle dedi: «Parasızlıktan yakınıyorsun, oysa bu 10.000 dinar sadece Halise'nin yanından çıktı?!»

Mansur, hazinedarına şöyle dedi: «Mehdi'nin geldiğini görürsen yanıma eski giysiler getir. O gelmeden önce eski giysileri bana ulaştır.» Hazinedar, eski giysiler bulup Mansur'a götürdü. O esnada Mehdi de huzura girdi.'Mansur, eski püskü elbiseleri elinde evirip çeviriyordu. Mehdi de ona bakıp güldü. Mansur şöyle dedi:

- Ey oğulcuğum, eski elbisesi olmayanın yeni elbisesi olmaz, Işte kış geldi, çoluk çocuğa birşeyler teinin etmemiz gerekiyor.

- Babacığım, senin ve çoluk çocuğunun giysileri bana ait olsun, I?en temin edeceğim.

- Haydi, temin et bakalım.

İbn Cerir'in Heysem'den rivayet ettiğine göre, Mansur bir gün, amcalarından birine 1.O00.000 dirhem vermişti. Aynı günde aile efradına da 10.000 dirhem vermişti. Halife Mansur'un bir günde bu k»~

Para dağıttığı bilinmemektedir.

Kurralardan biri Mansur'un yanında şu ayet-i kerimeyi okudu: Onlar cimrilik ederler, insanlara cimrilik tavsiyesinde bulunurlar.»(en-Nisâ, 37.)

Mansur ona şu cevabı verdi:

- Allah'a yemin ederim ki, mal ve paranın sultan için bir korunak din ve dünya için bir destek olduğunu, din ve dünyanın izzetini koruduğunu bilmeseydim yanımda bir dinar veya bir dirhem bulunarak bir geceyi dahi geçirmezdim. Çünkü ben para vermenin, başkalarına ihsanda bulunmanın tadını ve lezzetini biliyorum. Para vermekle insanın ne kadar çok sevap kazanacağını da idrak etmekteyim.

Başka bir kurra da onun yanında şu ayet-i kerimeyi okumuştu: «Elini boynuna bağlayıp cimri kesilme, büsbütün de açıp tutumsuz olma.» (el-İsrâ, 29.)

Mansur ona şu cevabı verdi:

- Aziz ve Celil Rabbimiz, bizi ne güzel edeplendirmiş!

Mansur dedi ki: Babamın Ali b. Abdullah'tan naklen şöyle dediğini işittim: «Dünyada dünya ehlinin efendileri cömertlerdir. Ahirette de ahiret ehlinin efendileri takva sahipleridir.»

Mansur, bu senede hacca gitmeye karar verince oğlu Mehdi'yi yanına çağırdı ve ona kendi şahsı, aile efradı ve diğer Müslümanlara karşı iyi davranmasını, hayırlı bir insan olmasını vasiyet etti. İşleri nasıl yürüteceğini, sınırları nasıl koruyacağını anlattı. Ona anlatımı burada uzun sürecek başka vasiyetlerde de bulundu. Ayrıca vefatı kesinleşmedikçe Müslümanların hazinelerini açmaması için ona ısrarla tenbihte bulundu. Çünkü o hazinelerde on sene müddetle haraç toplanmasa bile Müslümanlara yetecek miktarda mal vardı. Kendisinin şahsi borcu olan 300.000 dinarı da ödemesini söyledi. Eğer bunu ödeyecek parayı bulamazsa beytü'l-maldan ödemesini tenbihledi. Mehdi, bütün bu vasiyet ve tenbihlere uydu, gereğini yaptı.

Mansur, hac ve umre için Rusafe'de ihrama girdi. Kurbanlık develerini önceden gönderdi ve şöyle dedi: «Ey oğulcuğum, ben zilhicce ayında doğdum ve yine zilhicce ayında öleceğim. Bana ilham edildi. İşte bu senede beni hacca sevkeden sebep de budur.»

Böyle dedikten sonra oğluyla vedalaştı. Yola koyuldu. Yolda iken ölüm hastalığı onu yakaladı. Mekke'ye girerken hastalığı cidden ağır-iaşrnıştı. Mekke'nin alt taraflarında, konaklayacağı eve vardığında, evın kapısında şöyle bir ibarenin yazılı olduğunu gördü:

«Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla.

Ebu Cafer! Vefat zamanın yaklaştı, ömür senelerin sona erdi.

Allah'ın emrinin gereği, mutlaka vuku bulacaktır.

Ey Ebu Cafer! Seni bugün ölümün sıkıntısından koruyacak biy kahin ya da müneccim var mıdır?» Haciblerini çağırdı. Onlara bu şiiri okudu, onlar birşey göremedi ler. Ama o, ölüm haberinin kendisine verildiğini ve ecelinin yaklaştı ğını anladı.

Dediler ki: Mansur, rüyasında kendisine şu şiiri okuyan birini gördü. Başka bir rivayette anlatıldığına göre ise, gaipten bir ses kendisine şu şiiri okumuştur:

«Hareket ve sükunun Rabbine yemin ederim ki, ölümün pekçok tuzakları vardır.

Ey nefis, yaptığın kötülükler senin aleyhinedir.

İyi niyetle yapmış olduğun iyilikler ise senin lehinedir.

Gece ve gündüz birbirlerini kovaladıkça, gökyüzündeki yıldızlar, dönüp durdukça,

Saltanat bir hükümdardan diğer bir hükümdara durmadan el değiştirir.

Sonunda bu iş, mülk ve saltanatında ortaksız olan, Yeri ve gökleri, benzersiz güzellikte yaratan, dağları dimdik ayakta durduran;

Feleki döndüren Allah'a varıp dayanır.»

Mansur dedi ki: «İşte ecelim gelmiş, ömrüm sona ermiştir.» Bundan önce Huld sarayında iken bir rüya görmüş, paniğe kapılarak uyanmış ve hacibi Rebi'e şöyle seslenmişti: «Yazıklar olsun sana ey Rebi! Bak hele! Beni çok korkutan bir rüya gördüm. Şu köşkün kapısında birinin durup bana şöyle bir şiir okuduğunu gördüm:

«Öyle görüyorum ki, bu köşkün sahibi ölecektir. Ailesi ve oturduğu yeri, yalnız ve ıssız kalacaktır. Bu yakışıklı köşk reisi bir cesede dönüşecek ve üzerine mezar taşları yığılacaktır.»

Halife Mansur, Huld sarayında bir seneden az bir süre ikamet etti. Sonra hac yolunda hastalandı. Ağır hasta olarak Mekke'ye girdi-Bu senenin zilhicce ayının 7'sinde veya 6'sında cumartesi gecesi Mekke'de vefat etti. Son olarak söylediği söz şu oldu: «Ey Allahım! Sana kavuşmamı kutlu kıl.»

Başka bir rivayette anlatıldığına göre ise son nefesinde şöyle demiştir: «Ya Rab! Eğer birçok işte sana isyan etmişsem de en sevdiği0 hususta sana itaat etmişimdir ki, o da ihlaslı olarak Allah'tan başka bulunmadığına şahadet edişimdir.» Böyle dedikten sonra vefat 1 ttnişti- Yüzüğünün kaşında şunlar yazılıydı: «Allah, kulunun güvenişidir, o, O'na iman eder.»

Vefat ettiğinde, meşhur rivayete göre yaşı altmışüçtü. Ömrünün rnıüki senesini halifelikte geçirdi. Mekke'nin Babü'l-Mualla mıntıkasına defnedildi. Allah ona rahmet etsin.

İbn Cerir dedi ki: Şair Süllem el-Hasir, halife Mansur'a şu ağıdı

yakmıştı:

«Şaşıyorum Mansur'un ölüm haberini verene. Onun dudakları bu ölüm haberini nasıl söyler? Mansur öyle bir hükümdardı ki, zamana musallat oldu, ama gün geldi zaman bütün ağırlığıyla onun üzerine çöktü. Onun mezarına ve cesedine toprak savuran eller, Parmaklarınız yok olsun, emi.

Bir zamanlar onun zorlu kuvveti karşısında ülkeler teslim oldu, Ondan korkan insanlar ve cinler gözlerini yumdu. Bağdat şehrinin kurucusu nerede? Orada yirmiiki sene hüküm sürdü. Kişi ateş kıvılcımları aldığı zaman çakmak gibi yanar, Hiçbir engelleme onun arzusuna mani olamazdı. Onun ipini zihin sahibi kimseler ateşleyemezdi. Hükümdarlık yularlarını eline geçirdi. Öyle ki, düşmanlarını yularsız şevketti. Ona bakan gözler kırılıp yumulurdu. Ondan korkan elleri, çenelerine dayanırdı. Ülkesinin etrafını toparladı. Sonra da onların gerisinde kaldı, en düşüğünün de altına gitti, toprağa düştü.

Haşimilere Özgü bir gayrete sahipti, paçaları sıvardı.

Onun yüklendiği ağır yükleri,

Kaçan develer dahi yüklenemezdi.

Ağırbaşlıydı, korkaklar onun için korkularım unuturlardı.

Öyle bir azim sahibi idi ki, her kalp sahibinin iradesine hakim olurdu.

Bütün nefisler ona karşı çekingen oldular.

Ne var ki ruhları bedenlerinde kalmıştı ama Ölü gibiydiler.»

Halife Mansur vefat edince Mekke'de, Babü'l-Mualla kapısının yanına defnedildi. Mezarının yeri ise bilinmemektedir. Çünkü yeri bi-Jininez hale getirilmişti. Hacibi Rebi, yüz mezar kazmış ve onu yeri tünmesin diye- o mezarlardan herhangi birine gizlice defnetmişti.