El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Mehdi B. Mansur

Muhammed b. Abdullah b. Muhammed b. Ali b. Abdullah b. Ab-bas Ebu Abdillah el-Mehdi. Mü'minlerin emiri idi. Hadislerde sözü edilen Mehdi'nin kendisi olacağı umuduyla kendisine Mehdi lakabı verilmişti. Ancak öyle olmadı. …

Muhammed b. Abdullah b. Muhammed b. Ali b. Abdullah b. Ab-bas Ebu Abdillah el-Mehdi. Mü'minlerin emiri idi. Hadislerde sözü edilen Mehdi'nin kendisi olacağı umuduyla kendisine Mehdi lakabı verilmişti. Ancak öyle olmadı. Hadislerde kendisinden bahsedilen Mehdi ile isim ve lakab ortaklığı varsa da fiiliyatta bu ikisi tamamen ayrıdırlar. Hadislerde sözü edilen Mehdi, ahir zamanda gelecek, dünyanın bozuk olduğu bir zamanda ortaya çıkacak, haksızlık ve zulümle lp taşan yeryüzünü adaletle dolduracaktır. Bir rivayette anlatıldı- göre Mehdi'nin zamanında Hz. İsa Şam'a inecektir. Nitekim bu us, fiten ve melahimle ilgili hadislerde anlatılacaktır. Osman b. Affan tariki ile gelen bir hadiste anlatıldığına göre îtfehdi, Abbas oğullarındandır. Bu hadis İbn Abbas'a, Ka'bü'lAhbar'a mevkuf olarak dayanmıştır ki, sahih değildir. Bunun şahinliğini farz edecek olsak bile sözünü ettiğimiz Mehdi'nin bununla bizzat kastedilmiş olması gerekmez. Başka bir hadiste anlatıldığına göre Mehdi, Hz. Fatınıa evladmdandır. Bu da o hadisle çelişmektedir. Doğrusunu Allah bilir.

Mehdi b. Mansur'un annesi, Ümmü Musa binti Mansur b. Abdullah el-Himyerî'dir. Mehdi b. Mansur, babasından ve dedesi tariki ile Abdullah b. Abbas'tan şöyle bir rivayette bulunmuştur: "Rasûlullah (s.a.v.), namazda besmeleyi cehren okurdu."

Dımışk kadısı Yahya b. Hamza en-Nehşelî, Mehdi'den hadis rivayet etmiştir ve kendisinin Şam'a gelişi esnasında Mehdi'nin arkasında namaz kıldığını, Mehdi'nin hem Fatiha'da hem zammı sûrede besmeleyi cehren okuduğunu ve bunu Rasûlullah (s.a.v.)'a dayandırdığını anlatmıştır.

Mehdi, hicretin 127. veya 126. senesinde yahut 121. senesinde doğmuştur. Babasının vefatından sonra hicri 158. senenin zilhicce ayında halifeliğe geçti. O esnada otuzüç yaşındaydı, Belka'ya bağlı Hamime mıntıkasında doğdu. Bu senenin, (hicri 169. senenin) muharrem ayında kırksekiz veya kırküç yaşında vefat etti. On sene bir ay yahut bir aydan daha az bir süre halifelik yaptı. Esmer tenli, uzun boylu, kıvırcık saçlıydı. Gözlerinin birinin üzerinde beyaz bir nokta vardı. Bir rivayette anlatıldığına göre bu beyaz nokta onun sağ gö-zündeydi. Sol gözünde olduğuna dair bir rivayet de vardır.

Hacib Rebi dedi ki: «Mehdi'nin, mehtaplı bir gecede güzel giysiler giyinmiş halde çadırında namaz kılmakta olduğunu gördüm. Onun mu daha güzel yoksa ayın mı daha güzel, yoksa çadırının mı daha güzel, yahut giysilerinin mi daha güzel olduğunu anlayamadım. O, şu ayet-i kerimeyi okudu:

Geri dönerseniz yeryüzünde bozgunculuk ^yapmanız ve akrabalık bağlarını kesmeniz beklenmez mi sizden?" (Muhammed, 22.)

Sonra bana, zindandaki akrabalarından birini huzuruna getirmedi emretti. Ben de adamı zindandan çıkarıp huzuruna götürdüm. Adamı salıverdi.»

Babasının Mekke'de iken ölüm haberi geldiğinde, bunu iki gün reyle gizledi. Sonra perşembe günü halka camide toplanmaları için Sn yapıldı. Toplanan cemaata bir nutuk irad etti ve babasının öldügünü bildirdi. Sonra da şöyle dedi: "Halife, Allah'ın huzuruna çağirıı di, o da çağrıya icabet etti. Allah katında onun sevabının verileceğin • ümid ediyorum ve Müslümanların halifeliğini yürütmek için Allah'tan yardım diliyorum." Böyle dedikten sonra aynı günde halk onun bey'atma karar verdi. Şair Ebu Dülame de onu tebrik edip şöyle bir kaside okudu:

"Gözlerimden biri sevincinden ötürü parlar, diğeri ise yaşanr. Bazan güler, bazan ağlar, gözlerim hoşlanmadığı şeyi görürse üzülür, hoşlandığı şeyi görürse sevinir.

Halifenin ihramlı iken ölüm haberi gelince gözlerim üzüldü.

Şu merhametli halife başa geçince de sevindi.

Benim gördüğümü sen göremezsin. Ben de göremiyorum.

Bir saç tarıyorum, diğer saçı yoluyorum.

Halife, ümmet-i Muhammed'in başından ayrılıp vefat etti.

Onun yerine işte oğlu geçti.

Cenâb-ı Allah, buna halifelik lütfunda bulundu.

Vefat edene de Cennet'in süslü nimetlerini bahşetti."

Halife Mehdi bir gün hutbesinde şöyle dedi:

"Ey insanlar! Bize zahiren gösterdiğiniz itaati içinizde de gizleyin ki, afiyetle yaşayasınız. Sonunuz da iyi gelsin. Size adalet yağmurunu yağdırana itaat kanadınızı serin. O halife ki, üzerinizden ağır yükleri kaldırıyor, üzerinize selamet rüzgarını estiriyor, Allah'ın kendisine ihsan ettiği kadarıyla rahat bir yaşantıyı sağlıyor. Allah'a yemin ederim ki, Ömrüm boyunca sizi affedecek ve cezalandırmayacağım. Kendimi size iyilik yapmaya zorlayacağım."

Böyle demesi üzerine insanlar onun hoş sözlerinden ötürü sevindiler, yüzleri aydınlandı. Sonra babasının sayılamayacak derecede çok miktardaki servetini, altın ve gümüşlerini ortaya koydu ve halka dağıttı. Kendi aile efradına ve azadlılarına bu servetten hiçbir şey vermedi, aksine beytü'lmaldan onlara yetecek kadar erzak verdi. Herbirine bağışlardan ayrı olarak aylık olarak 500 dirhem verdi. Babası, beytü'1-malı zenginleştirmeye hırs gösteriyordu. Senede ancak 1.000 dirhem maaş veriyordu.

Sonra Mehdi, Rusafe mescidinin yapılmasını emretti. Oraya hendek kazdırdı ve çevresine sur çektirdi. Önceki sayfalarda anlattığımız şehirleri de yaptırdı.

Rivayet olunduğuna göre kadı Şüreyk b. Abdullah, Mehdi'nin arkasında namaz kılmayı caiz görmüyormuş. Mehdi onu huzuruna çağırttıktan sonra ona söz arasında, "Ey zinakar kadının oğlu!" diye hı-tab etmiş, Şüreyk de ona şöyle cevap vermiş:

- Sus bakalım ey mü'minlerin emiri, benim annem oruç tutan, namaz kılan bir kadındı.

- Ey zındık, seni mutlaka öldüreceğim!

Bunun üzerine Şüreyk gülmüş ve şöyle cevap vermişti:

- Ey mü'minlerin emiri; zındıkları belirleyici bazı alametler vardır. Örneğin içki içerler, şarkıcı kadınlardan ve sakilerden içki alır,

şarkı dinlerler.

Bunun üzerine Mehdi başını önüne eğmiş, kadı Şüreyk de huzurundan çıkıp gitmişti.

Anlatıldığına göre günün birinde şiddetli bir fırtına esmiş, Mehdi de hilafet sarayında bir odaya çekilerek yanağım toprağa sürmüş ve şöyle demişti: "Allah'ım, eğer bu azap ile hiç kimseyi değil, sadece beni yakalamak istiyorsan işte ben senin huzurundayım. Allah'ım, çeşitli dinlere mensup düşmanlarımı bana karşı sevindirme." Fırtına dininceye kadar bu şekilde dua etmişti.

Bir gün adamın biri huzura gelmiş ve elindeki bir ayakkabıyı Mehdi'ye göstererek şöyle demişti:

- Bu, Rasûlullah (s.a.v.)'ın ayakkabısı dır. Bunu sana hediye ettim.

- Ver bakalım.

Adam ayakkabıyı ona sundu. O da alıp öptü ve gözlerine sürdü. Sonra ayakkabıyı getiren adama 10.000 dirhem verilmesini emretti. Adam huzurundan çıkıp gittikten sonra Mehdi şöyle dedi:

- Vallahi ben biliyorum ki, Rasûlullah (s.â.v.) bu ayakkabıyı -bırakınız giymiş olsun- görmemiştir bile. Ama eğer bunu adama geri verseydim gidip halka: "Kendisine Rasûlullah (s.a.v.)'m ayakkabısını hediye ettim. Ama kabul etmedi, bana geri verdi." diyecekti. Sonra onun bu sözünü halk da doğrulayacaktı. Çünkü halk, bunun gibi adamlara meyleder ve zalim de olsa zayıf adamı kuvvetli adama karşı destekler. İşte biz 10.000 dirhem vererek bu adamın dilini satın aldık, bunun daha uygun olacağım düşündük.

Halife Mehdi'nin güvercinlerle oynamayı ve güvercinleri yarıştırmayı sevdiği herkesçe biliniyordu. Bir gün aralarında Attab b. İbrahim'in de bulunduğu bir hadisçiler cemaatı Mehdi'nin huzuruna geldi ve Attab, Ebu Hüreyre'nin şu hadisini ona nakletti: "Yarış ancak nal-hlar, toynaklılar ve develer arasında olur." Sonra bu hadise, "veya kanatlılar arasında da olur." sözünü ekledi. Bunun üzerine Mehdi ona 10.000 dirhem verilmesini emretti. Attab b. İbrahim, Mehdi'nin yanından çıkıp gittikten sonra Mehdi şöyle dedi: "Vallahi ben, Attab'ın, Rasûlullah (s.a.v.)'ın hadisine yalan kattığını biliyorum."

Bundan sonra güvercinin boğazlanmasını emretti ve artık Attab'ı da anmadı.

Vakidî dedi ki: «Bir gün Mehdi'nin yanına gittim ona bazı hadisler naklettim. Naklettiğim hadisleri yazdı, sonra kalkıp kadınlarından birisinin odasına girdi. Sonra öfke dolu bir halde çıkıp yanıma geldi. Kendisine dedim ki:

- Sana ne oldu ey mü'minlerin emiri?

- Hayzuran'm yanma gittim, bana diklendi. Kalkıp elbisemi paraladı ve, "Senden hiçbir hayır görmedim!" dedi. Ey Vakidî, Allah'a yemin ederim ki, ben onu köle tüccarından satın aldım, yanımda yükseldi, mertebe sahibi oldu. Benden sonra her iki oğlunu da veliahd olarak ilan etti.

- Ey mü'minlerin emiri, Rasûlullah (s.a.v.), bu gibi kadınlar hakkında şöyle buyurmuştur: "Onlar, kerem sahibi kimseleri mağlup ederler. Ama alçak tıynetli erkekler de onları mağlup ederler." Rasûlullah (s.a.v.), başka bir hadiste de şöyle buyurmuştur: "Sizin en hayırlınız, ailesine hayırlı olanımzdır. Ben sizin, ailesine en hayırlı ola-nınızım. Doğrusu kadın, eğri kaburgadan yaratılmıştır. Onu düzeltmeye kalkarsan kırarsın."

Bu konuda aklıma gelen şeyleri ona söyledim. O da bana 2.000 dinar verilmesini emretti. Oradan ayrılıp evime gittiğimde kapıya varır varmaz Hayzuran'm elçisi bana ulaştı ve bana 1.990 dinar verdi. Yanında birkaç takım elbise de vardı. Hayzuran bu para ve elbiseleri bana bir şükran ifadesi olarak göndermişti ve beni iyilikle yad edip övmüştü.»

Anlatıldığına göre Mehdi, Kûfelilerden birinin kanım mubah kılmış, öldürülmesine ferman buyurmuştu. Onu yakalayıp getirecek adama da 100.000 dirhem vereceğini vaad etmişti. Aranan adam kılık değiştirerek Bağdat'a girdi, adamın biri onu tanıdı ve yakasını tutup yüksek sesle: "İşte mü'minlerin emirinin aradığı budur!" diye seslendi. Adam kaçmak istedi, ama kendim ondan bir türlü kurtaramadı. İkisi bu halde iken halk gelip etraflarında toplandı. O esnada komutanlardan Maan b. Zaide maiyetiyle birlikte oradan geçmekteydi. Yakalanan adam: "Ey Velid'in babası, ben korkuyorum, senden enıan diliyorum." dedi. Maan; "Seninle bu adam arasındaki mesele ne?" diye sordu. Yakalayan adam: "Bu, mü'minlerin emirinin aradığı adamdır. Yakalayan adam için 100.000 dirhem vaad etmiştir." dedi. Maan ise ona: "Bilmiyor musun ki, ben buna enıan verdim? Adamı serbest bırak!" dedi. Sonra kölelerinden birine bineğinden inmesini emretti. Aranan adamı onun bineğine bindirerek evine götürdü. Adamı yaka~ layıp da Maan'ın zorlaması üzerine bırakan kişi, doğruca halifeye git" ti ve durumu ona anlattı. Halife Mehdi de Maan'ı huzuruna çağırttı-Maan gelip huzura girdi, selam verdi. Ancak Mehdi, selamını almadı ve ona şöyle dedi:

- Ey Maan! Bana rağmen başkasına eman verecek dereceye yükgeldinfi? b Evet.

- Evet mi?!

Evet, sizin devletinizin bekası uğruna namaz kılan 4.000 kişiyi idürdüm. Bir kişi için eman veremeyecek miyim?

Mehdi başını önüne eğdi, sonra başım kaldırıp ona şöyle dedi: .

- Ey Maan, senin eman verdiğin kimseye biz de eman verdik.

- Ey mü'minlerin emiri, o zayıf bir adamdır.

Maan'ın böyle demesi üzerine o adama 30.000 dirhem verilmesini rnretti. Maan: "Ey mü'minlerin emiri, onun suçu büyüktür. Halifelerin armağanları da reayanın cürümleri oranında olur." dedi. Bu defa Mehdi o adama 100.000 dirhem verilmesini emretti. Bu paralar Maan'ın beraberinde başkaları tarafından taşınarak o suçlu adamın evine götürüldü. Maan ona şöyle dedi: "Şu paraları al ve halifeye dua et, gelecekte de niyetini düzelt. İyi niyet sahibi ol."

Bir defasında Mehdi, Basra'ya geldi. Cemaate namaz kıldırmak için mescide gitti. O esnada bir bedevi gelip: "Ey mü'minlerin emiri, şunlara emir ver de ben abdest alıncaya kadar beni beklesinler." dedi. Mehdi onu beklemeleri için (müezzinlere) emir verdi. Kendisi de mih-rabta bekledi. "İşte bedevi geldi." denilinceye kadar tekbir almadı. Adam geldikten sonra tekbir alıp namaza durdu. Cemaat, Mehdi'nin yumuşak huyhıluğunu çok beğenip takdir etti.

Bir bedevi halifelik makamına geldi, elinde mühürlü bir, mektup vardı. "Bu, mü'minlerin emirinin bana verdiği bir mektuptur. Hacib Rebi denen adam nerede?" dedi. Hacib Rebi, mektubu aldı ve halifeye götürdü. Bedevi de kapıda bekletildi. Halife Mehdi mektubu açtı, üze-nnde zayıf yazıyla yazılmış bir yazı olan deri parçasına baktı. Bedevi bu yazının halife Mehdi'ye ait olduğunu iddia ediyordu. Mehdi gülümsedi ve şöyle dedi:

- Bedevi doğru söylüyor. Bu benim yazımdır. Bir gün ava çıkmıştan, askerleri kaybettim. Gece karanlığı bastırdı. Rasûlullah'm duası-nı okuyarak Allah'a sığındım. Uzaklarda bir ateş gördüm, ateşe doğ-gıttım. Orada bir adamla karısının çadırda oturmakta ve ateşi tu-Şturmakta olduklarım gördüm. Selam verdim, selamımı aldılar. nım için yere bir yaygı serdiler. Suyla karıştırılmış süt içirdiler bari \ Un kadar güzel bir içecek içmiş değilim. O yere serilen aba üze-j « e uykuya daldım. O zamana kadar öylesine tatlı bir uyku çekmiş le H A^' ^anı kalkıp benim için kuzusunu kesti. Karısının ona şöy-aığmi işittim: "Bütün kazancını ve çoluk çocuğunun geçim kay-1 mı kesiyorsun? Hem kendini hem çoluk çocuğunu helak mısln?" Adam, karısının bu sözlerine aldırmadı. Ben uyandığımda kuzu pişirilmişti. Adama: "Yanında birşey var mı ki, senin için ^> yazı yazayım?" dedim. O zaman bana şu deri parçasını getirdi. Be de kuzuyu pişirdikleri ateşin külü ile verdiği bu deri parçasının üzeri ne 500.000 rakamını yazdım. Aslında 50.000 yazmak istemiştim, arn ~ Allah'a yemin ederim ki, bu deri parçasının üzerine yazdığım mebla ğın tümünü -beytü'lmalda bundan başka para kalmasa bile- ödeyece ğim."

Bedeviye 500.000 dirhem verilmesini emretti. Bedevi de o parayı teslim aldı. Enbar şehri taraflarında hac yolunda ikamet etti. Gelen geçen yolcuları ağırladı. Evi, mü'minlerin emiri Mehdi'nin misafirhanesi olarak bilindi.

Süvar'dan şöyle rivayet edilmiştir:

«Bir gün Mehdi'nin yanından ayrılıp evime geldim. Önüme yemek konuldu ama iştahım yoktu,

yiyemedim. Sakin bir odaya çekilip öğle uykusuna yatayım istedim, ama uyuyamadım. Kendisiyle

biraz eğleneyim diye gözdelerimden birini çağırdım, ama yine neşelenemedim. Kalktım, evden

çıkıp katırıma bindim. Evi bir miktar geride bıraktığım esnada adamın biri bana geldi. Yanında

2.000 dirhem vardı. Kendisine bunu nereden getirdiğini sorduğumda, yeni hükümdardan getirdiğini

söyledi. Onu yanıma alıp üzerimde bulunan sıkıntıyı atmak için Bağdat sokaklarında dolaşmaya

başladım. İkindi vakti oldu. Mahallelerden birinde bir mescide namaz kılmak üzere girdim. Na-

mazdan sonra a'ma bir adam eteğimin ucundan tutup bana şöyle dedi:

- Senden, gidermeni istediğim bir ihtiyacım var.

- İhtiyacın nedir?

- Ben a'ma bir adamım. Ama sendeki kokunun güzelliği burnuma gelince senin servet sahibi zengin

bir adam olduğunu anladım ve ihtiyacımı sana söylemeyi uygun gördüm.

- Söyle bakalım.

- Mescidin karşısındaki şu köşk babamındı. Burayı bir adama satıp beni de yanına alarak Horasan'a

götürdü. Ben o zaman küçük bir çocuktum. Daha sonra orada ayrıldık. Ben kör oldum. Babamın

vefatından sonra Bağdat'a döndük. Süvarin yanma gidebilmem için bana bir miktar para vermesi ve

yardım etsin diye şu köşkün sahibine geldim. Çünkü Suvar benim baba dostumdur. Belki Süvar'ın

yanında imkanlar vardır. Bana cömertlikte bulunacaktır, diyorum.

- Baban kimdi?

Babasını anlattığında onun en yakın dostum olduğunu anladı ve kendisine şöyle dedim: - Babanın dostu Suvar benim. Seninle buluşmam için Cenâb-ı M lah bugün uykuyu üzerimden

kaldırdı. Evimde rahat edemedim, y

v yiyenıedim, dinlenemedim. Derken evimden çıkıp buraya geldim 1 Allah beni seninle karşı

karşıya getirdi. emir verdim, yanındaki 2.000 dirhemi ona verdi ve a'ma

Ve adama şöyle dedim:

- Yarın evime gel, evim falan yerdedir.

Ben de bineğime bindim ve hilafet sarayına gittim. Kendi kendi-

"Bu geceki sohbet esnasında Mehdi'ye bundan daha garip bir ha-,.' anlatacak kimse yoktur." dedim.

Bu hikayeyi kendisine anlattığımda cidden hayrete kapıldı ve o a'ma adama 2.000 dinar verilmesini

emretti. Sonra bana şöyle sordu:

- Borcun var mı?

-Evet.

- Ne kadar?

- 50.000 dinar.

Sustu ve sonra benimle bir süre konuştu. Yanından kalkmak için izin istedim, ayrılıp evime

döndüm. Eve vardığımda, halifenin adamlarının benden önce evime 50.000 dinar, o a'ma için de

2.000 dinar getirdiklerini gördüm. O gün a'manın gelmesini bekledim, gecikti. Akşam olunca tekrar

Mehdi'nin huzuruna döndüm. Bana şöyle dedi: "Senin durumunu düşündüm, borcunu ödediğin

takdirde göndermiş olduğum 50.000 dinardan sana hiç para kalmayacak. Sana 50.000 dinar daha

verilmesini görevlilere emrettim." Üçüncü gün a'ma adam evime geldi. Kendisine: 'Allah senin

sebebinle bana çok hayırlar na-sib etti." dedim ve halifeden gelen 2.000 dinarı verdim. Ayrıca kendi

paramdan da 2.000 dinar daha verdim.»

Kadının biri Mehdi'nin huzuruna gelip: "Ey Rasûlullah'ın akrabası, ihtiyacımı karşıla." dedi, Mehdi,

adamlarına: "Bu sözü bundan başka birinden duymadım. İhtiyacını karşılayın ve kendisine 10.000

dirhem verin," dedi.

Ibn Hayyat, Mehdi'nin huzuruna gelerek onu övdü. Mehdi de ona 50.000 dirhem verilmesini

emretti. İbn Hayyat, bu parayı yoksullara dağıttı ve şu şüri okumaya başladı:

Zenginliği aramak için elimle onun eline sarıldım,

Ama zenginlik ve cömertliğin onun elinden çıktığını anlayamadım.

Zenginler senin verdiğini veremezler. Bu sözüm yanlışsa, baba- oğlu olmayayım.

Bana zenginliği aktardı, beni cömert kıldı. Ben de yanımdaki pazarı dağrttım."

i onun bu şiirini duyduktan sonra ona her dirhemin karşılı-

ğında bir dinar verdi.

Kısaca özetleyecek olursak deriz ki: Mehdi'nin büyük ihsanlar, güzellikleri ve hatıra kalacak

lütufları vardı. Masebezan'da vefat ett' Cürcan'da bulunan oğlu Hadi'yi yanına çağırtmak, onu

veliahdhkt azletmek, yerine Harun Reşid'i koymak niyetiyle Masebezan'a gitm ve oradan

Cürcan'daki oğlu Hadi'ye haber göndermişti. Ama HarT onun bu çağrısına icabet etmemişti. Mehdi, rüyasında kendini Bağdat'taki Kasrü's-Selame diye ad landırılan köşkünde görmüştü.

Köşkün kapısında bir ihtiyar adam durup şöyle bir şiir okumuştu:

"Ben bu sarayda aile ve yakınları ölmüş, mahallesi ve çevresindeki evler yalnızlığa düşmüş,

Parlak bir hayat ve saltanattan sonra kavminin başkanı ölmüş kabrinin iki ucuna mezar taşlan

dikilmiş,

Sonra da geride kalan hanımları tarafından gözyaşları hatıraları ile yad edilen bir kimse gibiyim."

Mehdi bundan sonra on gün daha yaşadı ve vefat etti.

Rivayet olunduğuna göre, rüyasında köşkünün kapısındaki ihtiyar:

"Şu köşkün sahiplerinin helak olduklarını, işaretlerinin ve odalarının çürüdüklerini görür gibiyim."

deyince Mehdi ona şöyle cevap vermiş:

"İnsanların işleri işte böyledir, yenileri eskir.

Her genç günün birinde öyle bir hale gelir ki, işleri yok olur, çü-

rur.

İhtiyar adam:

"Dünyada azık edin, çünkü öleceksin ve söylediğin sözlerden sorumlu tutulacaksın."

deyince Mehdi ona şu cevabı vermişti:

n Allah haktır; diyorum, ona şahadette bulunuyorum. Bu öyle bir sözdür ki, faziletleri Sayılamayacak kadar çoktur."

İhtiyar adam:

"Dünyada azık edin, çünkü göçeceksin. Başına gelecek iş (ölüm) yaklaşmaktadır."

deyince Mehdi ona şu cevabı vermişti:

"Ölüm ne zaman gelecek, bana haber ver ey doğru yolu bulan

adam-

O zaman ben, senin bana söylediğin şeyleri çabucak yapacağım."

İhtiyar adam ona:

"Yirmi geceden sonra üç gün bekle. Yani bu ayın sonuna kadar. Ama sen bu ayı da tamamlayacak değilsin." demişti.

Anlatıldığına göre Mehdi, bu olaydan sonra sadece yirmidokuz gün yaşamıştı. Sonra vefat etmişti. Allah ona rahmet etsin.

Onun ölüm sebebi hususunda İbn Cerir bazı ihtilaflar nakletmiş-tir. Bir rivayette anlatıldığına göre o, bir geyiğin peşinde koşarken köpekleri de geyiği onun önü sıra kovalıyorlarmış. Geyik bir harabeye girmiş, hemen arkasından köpekleri de girmişler. Bunların arkasından gelen Mehdi atıyla birlikte harabenin kapısından içeri girerken sırtım kapıya çarpmış ve bu nedenle ölmüştür.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre, gözdelerinden biri kumalarından birine zehirli bir süt göndermiş, sütü götüren hizmetçi Mehdi'nin yanına uğramış, Mehdi o sütü alıp içince vefat etmişti. Bir başka rivayette anlatıldığına göre, bir gözdesi ona bir tepsi armut göndermişti. Armutların en üstünde de zehirli iri bir armut vardı. Mehdi, armut severdi. Cariye, armutları götürdüğünde Mehdi, en üstteki zehirli armutu alıp yedi ve o saatte vefat etti. Gözdesi ağlayarak şöyle demeye başladı: "Vah mü'minlerin emirine! Onunla baş-başa kalmak istedim ama onu kendi elimle öldürdüm."

Mehdi, hicri 169. senenin muharrem ayında -meşhur rivayete göre- kırküç yaşında vefat etti. On sene bir ay ve birkaç gün süreyle halifelik yaptı.

Bu senede vefat eden meşhur şahsiyetler arasında Ubeydullah b. Ziyad, Nafı b. Ömer el-Cumahî ve Nafı b. Ebi Nuaym el-Karî de bu-hınmaktadıi.