Mervan b. Muhammed b. Mervan, Emevilerin son halifesi idi. Ondan sonra halifelik, Abbasilere intikal etti. Yüce Allah, aşağıda nakledeceğimiz ayet-i kerimelerde şöyle buyurmuştur:
«Allah hükümdarlığı dilediğine verir.» (el-Bakara, 247.) «Ey Muhammed, de ki: "Mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin."» (âi-i imrân, 26.)
Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi Mervan, Ebu Müslim ile yandaşlarının haberini ve onların Horasan diyarında icra ettikleri faaliyetleri duyunca Harran'dan kalkıp yola koyuldu. Musul yakınlarında, Cezire diyarında Zap denen bir nehrin yanında konakladı. Bu arada Kûfe'de Seffah'a bey'at edildiğini, etrafında askerler toplandığını ve kuvvetinin gittikçe arttığını duyunca, çok ağırına gitti. Hemen askerlerini topladı.
Seffah'ın komutanlarından biri olan Ebu Avn b. Ebi Yezid, büyük bir ordu ile ona doğru geldi. Zap suyunun kıyısında o da ordugah kurdu. Seffah tarafından ona takviye kuvvetler geldi. Sonra Seffah kendi ailesinden olan savaşçıları savaşmaya çağırdı. Abdullah b. Ali, onun bu çağrısına icabet etti. Seffah ona: "Allah'ın bereketi üzere yürü!" dedi- O da büyük bir askeri birlikle yola çıktı, Ebu Avn'ın yanma gitti. Ebu Avn, bulunduğu çardaktan aşağı inerek onu karşıladı ve ona bütün imkanlarını seferber etti. Abdullah b. Ali, kendi güvenlik kuvvetlerinin başına Hiyaş b. Habib et-Taî ile Nusayr b. Muhteflz'i komutan tayin etti.
Ebü'l-Abbas Musa b. Ka'b, bir elçi heyetinin başına reis tayin edilerek Abdullah b. Ali'ye gönderildi. Bu heyet onu Mervan'la savaşmaya ve ona karşı yapılacak savaşı ilk olarak başlatmaya teşvik etti. Olaylar büyümeden, savaş ateşi soğumadan Mervan'a saldırmasını tavsiye etti. Abdullah b. Ali de askerleriyle geldi, Mervan ordusunun karşısına dikildi. Mervan da kendi askerleriyle ona karşı harekete geçti. İki tarafın safları sabahın ilk saatlerinde karşı karşıya durdular. Anlatıldığına göre o gün Mervan'ın maiyetinde 150.000 (veya 120.000) asker vardı. Abdullah b. Ali'nin maiyetinde ise, 20.000 asker vardı. Mervan, Abdülaziz b. Ömer b. Abdülaziz'e dedi ki: "Eğer güneş zevale erinceye kadar bunlar bizimle savaşmazlarsa, biz bunları Meryem oğlu İsa'nın yanına postalarız. Ama zevalden önce bizimle savaşacak olurlarsa, innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn."
Sonra Mervan, Abdullah b. Ali'ye haber salarak ateşkes teklifinde bulundu. Abdullah b. Ali ise şöyle karşılık verdi: "İbn Züreyk'ın oğlu yalan ^söylüyor. Güneş zevale ermeden atlılarımız onu inşaallah atlarının ayakları altında ezeceklerdir!" Bu karşılıklı haberleşme, bu senenin cemaziyelahir ayının 11. günü olan cumartesi gününde olmuştu.
Mervan, kendi adamlarına: "Durun bakalım. Savaşı önce siz başlatmayın." dedi ve güneşe bakmaya başladı. Eniştesi Velid b. Muavi-y§ b. Mervan, ona muhalefet ederek karşı tarafa hücuma geçti. Mercan öfkelendi. Ona sövmeye başladı. Velid, karşı tarafın sağ cenahıy-la savaştı. Ebu Avn, Abdullah b. Ali'nin bulunduğu yere doğru geri Çekildi. Bu defa Velid, Musa b. Ka'b ile savaştı. O da Abdullah b. Ali'nin bulunduğu yere doğru geri çekildi. Sonra Abdullah b. Ali, askerlerine, yere inmelerini emretti. Hepsi atlarından indiler, mızraklarını diktiler. Diz üstü çömelerek savaştılar. Şamlılar, savunma savaşı vererek geri çekildiler. Abdullah b. Ah ise, ileriye doğru yürümeye başlayıp: "Ya Rab, ne zamana kadar senin uğrunda savaşacağız." dedi. Sonra da İmam İbrahim'in parolasını Horasanlılara hatırlattı ve şöyle dedi: "Ey Horasanlılar! Parola şudur: Ya Muhammed, ya Mansur!"
Savaş iki taraf arasında cidden şiddetlendi. Mızrabın bakıra vuruluşu gibi sesler geliyordu. Mervan, Kudaa'ya haber salarak onların da atlarından inmelerini emretti. Kudaa, maiyetindeki askerlere: "Ey Süleym oğulları! Atlarınızdan inin." diye emir verdi. Sonra Mervan, Seksekîlere haber salarak, onların tam aksine bineklerine binmelerini emretti. Komutanlarına: "Ey Amiroğulları! Bineklerinize binin! diye emir ver." dedi. Seksek oğullarına haber göndererek komutanlarına: "Askerlerine bineklerine binmelerini söyle." dedi. O da Gatafanlı askerlerini bineklerine bindirdi. Kendi güvenlik kuvvetlerinin komutanına da: "Bineğinden yere in." dedi. Ama komutan: "Hayır vallahi, ben kendi canımı hedef kılmam. Fakat sana karşı da gelmek istemiyorum, lakin keşke bunu yapabilseydim ve bineğimden inseydim." diye karşılık verdi.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre Mervan, bu emrini İbn Hü-beyre'ye vermiştir.
Dediler ki: Sonra Şamlılar hezimete uğradılar. Horasanlılar arkadan onları kovaladılar. Bir kısmını öldürüp bir kısmını da esir aldılar. Fakat Şamlıların Zap suyuna düşerek boğulanları, savaş alanında öldürülenlerinden daha fazlaydı. Boğulanlar arasında İbrahim b. Velid b. Abdülmelik de vardı. (Bu, hilafetten hal' edilmişti.)
Abdullah b. Ali, köprünün onarılmasını ve suda boğulanların cesetlerinin çıkarılmasını emretti ve şu ayeti okumaya başladı:
"Denizi yarıp sizi kurtarmış ve gözlerinizin önünde Firavun ailesini batırmıştık." (el-Bakara, 50.)
Abdullah b. Ali, savaş alanında yedi gün kaldı. Said b. As'm oğullarından biri, Mervan ve onun cepheden firarı ile ilgili olarak şöyle bir şiir okumuştu:
"Kaçış olgusu Mervan'dan ayrılmamakta ısrar etti. Dedim ki ona: Zalim kişi mazlum olarak döndü. Onun tek düşüncesi kaçmaktır.
Kaçıp saltanatı terketmek nerede?
Artık yavaş ve vakarlı yürümek benden uzaklaştı
Dinin de, soyun da, sopun da yoktur artık.
Sen yumuşak huyluluğu silip süpürensin ve ceza vermekte de Firavun'sun.
Sende fazilet aranmaz. Köpekten daha adi bir köpeksin!"
Abdullah b. AH, Mervan'ın ordugahındaki malları, eşyaları ve paraları ele geçirdi. Ordugahta Abdullah b. Mervan'a ait bir cariyeden başka kadın görülmedi. Bu durumu ve Cenâb-ı Allah'ın kendisine na-sib ettiği zaferi Ebul-Abbas es-Seffah'a bir mektupla bildirdi. Elde ettiği ganimetlerin dökümünü de yaparak Seffah'a iletti. Seffah, Aziz ve Celil olan Allah'a bir şükran ifadesi olarak iki rekat namaz kıldı. Savaşa katılanlardan her birine 250.000'er dirhem verdi. Erzaklarını seksene çıkardı ve şu ayeti okudu: «Talut, ordusuyla birlikte ayrıldıktan sonra, "Doğrusu Allah sizi bir ırmakla deneyecektir..." dedi.» (ei-Bakara, 249.)
Mervan hezimete uğrayınca, arkasına bakmadan geri döndü. Abdullah b. Ali ise savaş alanında yedi gün kaldı. Sonra beraberindeki askerlerle birlikte Mervan'ı takibe başladı. Bunu kendisine Seffah emretmişti.
Mervan, Harran'a uğrayınca Ebu Muhammed es-Süfyanî'yi zindandan çıkardı. Harran'a, kız kardeşinin oğlu ve kızı Ümmü Osman'ın kocası Eban b. Yezid'i vekil bıraktıktan sonra çıkıp gitti.
Abdullah b. Ali Harran'a geldiğinde Eban b. Yezid, siyahlara bürünerek onu karşıladı. Abdullah b. Ali ona eman verdi ve onu görevinde bıraktı. Yalnız İmam İbrahim'in hapsedildiği zindanı yıktı.
Mervan ise, Humus'u hedef alarak Kinnesrin'e gitti. Kinnesrin'e vardığında halk, çarşı pazarda onu karşıladı. Orada iki ya da üç gün kaldıktan sonra çıkıp Humus'a doğru yoluna devam etti. Bu arada Humuslular, beraberlerindeki askerlerin azlığını görünce: "Bu, korkmuş ve hezimete uğramıştır." diyerek kendisini öldürüp yanındaki mallan yağmalamak için peşine takıldılar. Bu amaçla harekete geçip Humus yakınındaki bir vadide onu ele geçirdiler. Ancak Mervan, iki komutanını onlar için pusuya yatırmıştı. Humuslular oraya vardıklarında Mervan onlara karşı hücuma geçti ve geri dönmeleri çağrısında »ulundu. Onlar bu çağrıyı kabul etmeyip mutlaka savaşacaklarım Eylediler, Aralarında savaş başladı. Pusuya yatırılan emirler ve komutanlar ortaya çıkarak Humuslulara arkadan saldırdılar. Böylece ttuînuslular bozguna uğradılar.
Mervan, Şam'a geldi. Şam'da kendi tayin ettiği ve damadı Velid
£■ Muaviye b. Mervan vali olarak bulunuyordu. Onu orada vali olarak
lraktı. Kendisi Mısır diyarına doğru yoluna devam etti.
, Abdullah b. Ali, hangi beldeye uğruyorsa mutlaka oradaki halk
Pahlara bürünerek yanına geliyor, ona bey'atta bulunuyor, o da onlara eman veriyordu. Kinnesrin'e vardığında kardeşi Abdüssaitned b Ali, 4.000 askerle birlikte ona kavuştu. Seffah, kardeşi AbdüssamecTj ona takviye olarak göndermişti. Sonra Abdullah b. Ali yoluna devanı etti ve Humus'a vardı. Humus'tan da Baalbek'e doğru gitti. Baalbek'e vardıktan sonra da Mizze tarafından Şam'a geldi. Orada iki ya da üc gün kaldı. Sonra kardeşi Salih b. Ali, Seffah tarafından takviye olarak kendisine gönderilen 8.000 askerle oraya vardı. Salih, Merci Az-ra'ya ordugah kurdu.
Abdullah b. Ali Şam'a gelince, doğu kapısının yanında ordugahını kurdu. Kardeşi Salih, Cabiye kapısında; Ebu Avn, Keysan kapısında-Bessam, Babüssağir'de; Hamid b. Kahtabe, Torna kapısında; Abdüs-samed, Yahya b. Safvan ve Abbas b. Yezid ise Feradis kapısının yanında ordugah kurdular. Sonra bunlar Şam'ı kuşattılar. Kuşatma bu senenin ramazan ayının 10'unda çarşamba günü başladı. Şamlılardan çok sayıda adam öldürüldü. Üç saat müddetle kanları helal sayıldı. Surlar yıkıldı.
Anlatıldığına göre Abdullah b. Ali, Şamlıları kuşatma altına alınca onlar kendi aralarında Abbasi ve Emevi olmak üzere ikiye ayrılıp birbirlerini öldürmeye başladılar. Başlarındaki valiyi de katlettiler. Sonra şehri Abdullah b. Ali'ye teslim ettiler. Doğu kapısı tarafından surlara ilk tırmanan adam Abdullah et-Taî, Babüssağir tarafından Bessam b. İbrahim oldu. Sonra üç saat müddetle Şamlıların kanlan mubah sayıldı. Hatta denildiğine göre bu süre zarfında 50.000 kadar Şamlı öldürüldü.
İbn Asakir, Cafer b. Ebi Talib evladından olan Ubeyd b. Hasan el-A'rec'in biyografisini anlatırken, onun, Şam kuşatmasında Abdullah b. Ali ordusunda 5.000 kişilik bir askeri birliğin komutanı olduğunu söyler ve der ki: «Abdullah b. Ali ordusu, Şam'ı beş ay müddetle kuşatma altında tutmuştu. Yüz gün kuşatma altında tuttuğu veya bir buçuk ay müddetle kuşatma altında tuttuğuna dair zayıf rivayetler de vardır. Mervan'm tayin ettiği vali, şehri iyice tahkim etmişti. Ne var ki Şamlılar, kimi Yemenli kimi Mudarlı olduklarından ötürü kendi aralarında ayrılığa düşmüşlerdi ki, bu da fethin sebebi olmuştu. Hatta Şamlılar, her mescitte kıble için iki mihrab yaptırmışlardı. Büyük camide de iki minber yaptırmışlar ve cuma günü iki imam, iki ayrı minbere çıkarak kendi taraflarındaki cemaata hutbe irad ederlerdi. Böyle birşey, çok hayret verici ve ender rastlanılan garip bir olaydı. Bu da fitneye, asabiyete, heva ve hevesata neden olmuştu. Cenâb-ı Allah'tan selamet ve afiyet dileriz.» İbn Asakir, bu hususta daha başka tafsilat da vermiştir.
Yine İbn Asakir, Muhammed b. Süleyman b. Abdullah en-Nevfe-lî'nin biyografisinden bahsederken onun şöyle dediğini nakletmiştir:
«Şam'a ilk girdiğinde Abdullah b. Ali'nin yanındaydım. Kılıç kul-*rak şehre girdi. Üç saat müddetle Şamlıların kanlarını mubah ı Şam'ın büyük camiini, kendi binekleri ve develeri için yetmiş müddetle ahır olarak kullandı. Sonra Ümeyye oğullarının mezar- i açtılar. Muaviye'nin mezarında sadece toz zerrecikleri gibi da-Jff1 siyah bir ip gördüler. Abdülmelik b. Mervan'm mezarını açtılar. O ada da bir kafatası ve peşpeşe sıralanmış organlar görülüyordu, vlnız Hişam b. Abdülmelik'in mezarını açtıklarında onun cesedini oasağlam gördüler. Sadece burun kemeri çürümüştü. Onu ceset ha-r de iken bile kırbaçladılar. Darağacma astılar. Cesedini günlerce darağacında bıraktılar. Sonra yakıp külünü rüzgara verip savurdular Çünkü Hişam, sağlığında Abdullah b. Ali'nin kardeşi Muhammed b Ali'yi dövmüştü. Muhammed b. Ali, küçük oğlunu öldürmekle onu itham ettiği için Hişam kendisine yediyüz kırbaç vurdurmuş, sonra da onu Belka'ya bağlı Hamime köyüne sürgün etmişti.
Sonra Abdullah b. Ali, halifelerin evladını ve diğer Emevileri ta-kib ettirip yakaladı. Bir günde onlardan 92.000 kişiyi Remle nehri yanında öldürdü. Sonra üzerlerine çul serdirdi. Cesetlerin üzerinde sofra kurup yemek yemeye başladı. Cesetler onun altında ezilip ufalanıyorlardı.»
Bu, onun zalimliğinin ve zorbalığının eseriydi. Tabii ki Cenâb-ı Allah, bu yaptıklarının cezasını ona verecektir. Zulmüne devam etti, ama bütün isteklerini gerçekleştiremedi ve beklentileri tahakkuk etmedi. Nitekim bu husus, onun biyografisinden bahsedilirken anlatılacaktır.
Hişam b. Abdülmelik'in karısı Abde binti Abdullah b. Yezid b. Muaviye'yi (Benli Abde'yi), Horasanlı birkaç asker refakatmda çöl yolundan yaya olarak, yalınayak, başı açık, elbisesi parçalanmış halde sahraya gönderdi. Sonra da öldürttü. Diğer Emevilerden bulduklarını da öldürtüp cesetleri yaktırdı.
Abdullah b. Ali, Şam'da 15 gün müddetle ikamet etti. Bu arada Evzaî'yi huzuruna çağırttı. Evzaî gelip karşısında durdu. Ona şöyle sordu:
- Ey Ebu Amr! Şu yaptığımız icraat hakkında ne dersin?
- Bilmiyorum, yalnız Yahya b. Said el-Ensârî bana, Rasûlullah
j a-v-)ın şöyle buyurduğunu nakletti: "Ameller ancak niyetlere göredir."
Evzaî diyor ki: "Ben bu cevabı verirken bekliyordum ki başımı ko-PanP ayaklarımın önüne atar; ama öyle olmadı. Oradan salimen çı-
P gittim. Sonra bana yüz dinar para gönderdi." , Abdullah b. Ali, daha sonra Mervan'm peşine düştü. Kesve nehri
İsında konakladı. Yahya b. Cafer el-Haşimî'yi Şam'a vali olarak tayin etti. Sonra yoluna devam etti ve Merci Rum'a gidip konakladı Buradan da Ebu Fatres nehrine gitti. Mervan'ın kaçıp gittiğini gÖr<Ju Mısır'a gitti. Bu arada Seffah'ın mektubu geldi. Ona, Salih b. Ali'yj' Mervan'ın peşine göndermesini, kendisinin de Şam'da naib olarak ikamet etmesini emrediyordu.
Bu emir üzerine Salih, bu senenin zilkade ayında Ebu Amr Amir b. İsmail'i de yanma alarak Mervan'ı yakalamak üzere yola koyuldu Deniz kıyısında konakladı. Oradaki gemileri topladı. Mervan'ın per^ ma'da (veya Feyum'da) konakladığı haberini aldı. Hemen harekete geçti. Sahil şeridinden yürümeye başladı. Gemiler de kendisine paralel olarak kıyıya yakın olarak geliyorlardı. Nihayet Ariş'e ulaştı. Yoluna devam etti, Nil'e gelip kıyıda mola verdi. Sonra Said'e doğru ilerledi. Bu arada Mervan da Nil nehrini aşarak köprüyü attırdı. Çevredeki yemleri ve yiyecekleri yaktırdı. Salih, kendisini takibe devam etti. Yolda Mervan'ın süvarileriyle karşılaştı, onları bozguna uğrattı. Mervan'm süvarileriyle her nerede karşılaşıyorsa onları hezimete uğratıyordu. Nihayet Mervanilerden esir aldıkları bir adama sordu.
O da Mervan'ın yerini kendilerine anlattı, onun Ebu Sir kilisesinde saklandığını bildirdi. Gecenin sonunda oraya vardılar. Mervan'ı ve beraberindeki askerleri hezimete uğrattılar. Mervan, az sayıda askerle karşılarına çıkınca onu kuşattılar. Basralılardan Muavved adında biri, attığı mızrakla Mervan'ı öldürdü. Askerleri onun Öldürüldüğünden habersizdiler. Nihayet adamın biri: "Müminlerin emiri yere düştü, öldü!" dedi. Kûfelilerden, nar satan bir adam koşarak Mervan'ın başını kopardı. Bu müfrezenin komutanı Amir b. İsmail, kesik başı Ebu Avn'a gönderdi. Ebu Avn, kendisine gönderilen bu kesik başı Salih b. Ali'ye gönderdi. Salih de Hu-zeyme b. Yezid b. Hani adındaki güvenlik komutanı ile birlikte bu kesik başı halife Seffah'a gönderdi.
Mervan, hicri 132. senenin zilhicce ayının bitimine üç gün kala, pazar günü Öldürüldü. Zilhicce ayının 6'sında perşembe günü öldürüldüğü de söylenir. Halifeliği beş sene on ay on gün sürmüştü. Meşhur olan rivayete göre hilafet müddeti bu kadardır. Öldürüldüğü sırada kaç yaşında olduğuna gelince; tarihçiler bu hususta farklı yaşlar söylemişlerdir. Kimi kırk yaşında, kimi kırkaltı yaşında, kimi ellisekiz yaşında, kimi altmış yaşında, kimi altmışiki yaşında, kimi altmışüç yaşında, kimi altmışdokuz yaşında, kimi de seksen yaşında iken öldürüldüğünü söylemişlerdir. Doğrusunu Allah bilir.
Sonra Salih b. Ali, Şam'a gitti. Ebu Avn b. Ebi Yezid'i Mısır'da vekil bıraktı. Doğrusunu, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir.

