Bişr b. Haris b. Abdurrahman b. Atâ b. Hilal b. Mahan b. Abdullah el-Mervezî, Ebu n-Nasr. Zahid bir kişi idi. Hafi lakabıyla tanınırdı. Bağdat'a yerleşmişti.
İbn Hallikan dedi ki: «Bu zatın dedesi Abdullah el-Gayyur'du. Hz. Ali (r.a.) vasıtasıyla Müslüman oldu.»
Ben derim ki: Bişr, hicretin 150. senesinde Bağdat'ta dünyaya geldi. Orada Hammad b. Zeyd, Abdullah b. Mübarek, İbn Mehdi, Malik, Ebu Bekir b. Ayyaş ve diğerlerinden ders aldı. Aralarında Ebu Haysenıe, Züheyr b. Harb, Sırri es-Sakatî, Abbas b. Abdülazim ve Muhammed b. Hatim gibi kimselerin bulunduğu bir cemaat da kendisinden ders almıştır.
Muhammed b. Sa'd dedi ki: Bişr, çok şeyler dinledi. Dersler aldı. Sonra ibadetle meşgul oldu. İnsanlardan uzaklaşıp uzlete çekildi ve hadis dersi vermedi.
Abidliği, zahidliği, takvası ve uzlete çekilişi nedeniyle birçok imam onu övmüştür.
Ölüm haberini duyduğu gün İmam Ahmed b. Hanbel, onun hakkında şöyle demiştir: "Kendisinden sonra kendisi gibi birini bırakmadı."
İbrahim el-Harbî de onun hakkında şöyle demiştir. "Bağdat, ondan daha akıllı birini çıkarmadı. Ondan lisanı daha sağlam birini de çıkarmadı. Herhangi bir Müslüman hakkında gıybet yaptığı bilinmemektedir. Vücudunun her tüyünde bir akıl vardı. Eğer Bişr'in aklı bütün Bağdat halkına paylaştırılsaydi, hepsi akıllı olurlardı ve onun aklından da birşey eksiltemezlerdi."
Bişr, ilk zamanlarında yaramaz bir kimseydi. Tevbe etmesinin sebebi şöyle anlatılmıştır: Hamamda iken üzerinde Aziz ve Celil olan Allah'ın adının yazılı olduğu bir kağıt parçası görmüş ve bu kağıdı kaldırıp semaya bakarak şöyle demişti: "Ey efendim! Senin adın bu hamamda ayaklar altında kalmış." Böyle dedikten sonra bir aktara gitmiş ve bir dirheme misk satın alarak Allah adının yazılı olduğu o kağıda sürmüş ve onu el değmeyecek bir yere koymuştu. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah onun kalbini diriltmiş ve ona doğru yolu göstermişti. Öyle ki, abid ve zahidlerin yoluna kovulmuştu. Bişr'in şu güzel sözleri vardır: "Dünyayı seven kimse zillete hazırlansın."
Bişr, yavan ekmek yerdi. Kendisine: "Senin katığın yok mu?" diye sorduklarında; "Ben afiyeti düşünüyorum ve onu kendime katık sayıyorum." derdi. Ayakkabı giymez, yalınayak yürürdü. Bir gün bir kapıya ^elip kapıyı vurdu. Kendisine: "Kim o?" diye sorduklarında, "Bişr elrHaft" (yalınayak Bişr) diye cevap verdi. Küçük bir cariye ona: "Şayet bir dirheme bir ayakkabı satın alsaydm yahnayaklı (Hafî) âdın yok olurdu." dedi.
Dediler ki: Onun ayakkabı giymemesinin sebebi şuydu: Bir defasında bir ayakkabıcıya gitti. Ondan bir ayakkabı ipi istedi. Ayakkabıcı ona şöyle dedi: "Ey yoksullar! Bize ne kadar da külfet yüklüyorsunuz?" Ayakkabıcının bu sözü üzerine elindeki ayakkabıyı attı, diğerini de ayağından çıkardı ve asla ayakkabı giymemeye yemin etti.
İbn Hallikan dedi ki: Bişr, hicretin 227. senesinde aşura günü Bağdat'ta vefat etti. Başka bir rivayete göre ramazan ayında vefat etmiştir. Merv şehrinde vefat ettiği de söylenir, ama sahih rivayete göre bu senede Bağdat'ta vefat etmiştir. Hicretin 226. senesinde vefat ettiğine dair zayıf bir rivayet de vardır, ama sahih rivayete göre 227. senesinde vefat etmiştir. Doğrusunu Allah bilir.
Vefat ettiğinde, yediden yetmişe bütün Bağdat halkı cenazesine katılmıştı. Sabah namazından sonra defnedilmiş, ama ancak yatsıdan sonra mezarına yerleştirilebilmişti. Ali b. el-Medainî ve diğer hadis imamları onun cenaze töreninde yüksek sesle: "Vallahi bu, ahiret şerefinden önceki dünya şerefidir." diye söylemişlerdi.
Rivayet olunduğuna göre cinler, onun yaşamış olduğu evde ona
ağıt yakmışlardı.
Vefatından sonra adamın biri onu rüyasında görmüş ve ona şöyle
sormuştu:
- Allah sana nasıl muamele etti?
- Beni ve kıyamet gününe kadar beni sevecek olan herkesi affetti. Hatib Bağdadî'nin ifadesine göre Bişr'in; Muhha, Mudğa ve Züb-
de adında üç kız kardeşi vardı. Hepsi de onun gibi abide ve zahide hatunlardı. Hatta ondan daha takvalı idiler. Bunlardan biri İmam Ahmed b. Hanbel'e gidip şöyle dedi:
- Bazen kandil sönüyor, ben de örekemi ay ışığında örüyorum. Ay ışığında ördüğüm iplerle kandil ışığında ördüğüm ipleri satış anında birbirinden ayırmam gerekir mi?
- Eğer iki ip arasında bir fark varsa bunu müşteriye söylemen gerekir.
Yine Bişr'in kız kardeşlerinden biri, İmam Ahmed b. Hanbel'e şöyle demişti.
"Bazen Beni Tahir'in meşguliyetleri geceleyin bizi meşgul ediyor, Biz de o esnada öreke örüyoruz. Bir iki, üç topak yün örüyoruz. Bizi bu angaryadan kurtar." Ahmed b. Hanbel de ona, elindeki örekenin ve iplerin tümünü sadaka vermesini tavsiye etti. Çünkü ne kadar ip ördüğünü bilemiyordu. Bişr'in kız kardeşi, hastanın inleyişinin şikayet olup olmadığım İmam Ahmed b. Hanbel'e sorunca imam ona şu cevabı vermişti: "Ha-yır, bu ancak Aziz ve Celil olan Allah'a durumu arzetmektir." Bu cevabı aldıktan sonra Bişr'in kız kardeşi, İmam Ahmed'in yanından çıkıp gitmiş, İmam Ahmed de kendi oğlu Abdullah'a şu talimatı vermişti: "Ey oğulcuğum! Şu hatunun peşinden git de kim olduğunu öğrenerek gel, bana bildir."
Abdullah diyor ki: "Peşinden gittim. Bişr'in evine girdiğini gördüm ve Bişr'in kız kardeşi Muhha olduğunu anladım."
Hatib Bağdadî, Bişr'in kız kardeşi Zübde'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Bir gece Bişr eve geldi. Bir ayağını kapıdan içeri attı. Diğer ayağı kapı dışında kaldı. O gece sabaha dek öylece durdu. Kendisine: "Bu gece neden o şekilde durup düşündün?" diye sorulduğunda Bişr şu cevabı verdi: "Hristiyan Bişr'i, Yahudi Bişr'i, Mecusi Bişr'i ve kendimi düşündüm. Çünkü benim adım da onlarınki gibi Bişr'dir. Kendi kendime dedim ki: Allah'ım, onlardan önce rahmeti neden bana ulaştı da onların arasından beni ayırıp Müslüman kıldı? İşte Allah'ın bana olan lütfunu düşündüm ve beni İslâm'a kavuşturduğundan, doğru yola erdirdiğinden ve kendi lütfuna mazhar kıldığından, ayrıca dostlarının elbisesini bana giydirdiğinden ötürü kendisine hamdettim."»
İbn Asakir, Bişr'in biyografisini bıkıp usanmaksızın uzun uzadıya anlatmış, onun güzel şiirlerini nakletmiş ve onun çoğu kez şu şiiri okuduğunu ifade etmiştir:
"Suda gördüğün pislikleri ayıklayamayınca ondan uzak duruyor ve tiksiniyorsun.
Oysa günahların havuzundan avuç avuç alıp içiyorsun. Yiyeceklerin en lezzetlisini yemeyi tercih ediyorsun; Ama seçkin ve temiz yiyeceklerin nereden kazanılacağını düşünmüyorsun.
Ey miskin, kadife döşekler üzerinde uyuyorsun. Onların içinde seni yakan ve alevlenen bir ateş vardır. Bu cahillikten ne zaman uyanacaksın? Oysa yetmiş yaşma gelmişsin, hâlâ dininle oynuyorsun!"
Bu senede aralarında Ahmed b. Yunus, İsmail b. Amr el-Becelî, Said b. Mansur (Bu zat, ancak çok az sayıda kışının ortak olabildiği meşhur Sünen'in sahibidir.), Muhammed b. Sabbah ed-Dolabî (Bulun da Sünen'i vardır), Ebü'l-Velid et-Teyalisî ve Mutezile kelamcıla-nndan Ebu Hüzeyl el-Allaf gibi meşhur şahsiyetler vefat etmişlerdir. Doğrusunu Allah bilir.

