İmam Ahmed, hilafet sarayından çıkıp evine gittiğinde iyileşinceye kadar orada kaldı, Allah'a hamdolsun. Evine kapandı. Cumaya ve cemaate gitmiyordu. Hadis okumaktan vazgeçti. Aylık geliri, kendine ait bir mülkten elde ettiği onyedi dirhemdi ki, bunu çoluk çocuğuna kanaatle sarfeder ve bununla yetinirdi. Allah ona rahmet etsin. Allah'tan sevabını bekler, bu sıkıntılı hayata sabrederdi.
Mutasım'm ve Mutasım'ın oğlu Muhammed el-Vasık'ın hilafetleri müddetince bu hali devam etti. Mütevekkil Alallah halifeliğe geçince, insanlar onun başa gelmesine sevindiler. Çünkü o, sünneti ve sünnet ehlini seven bir kimseydi. İnsanların tabi tutuldukları bu işkencelere son verdi. Memleketin her tarafına mektuplar yazarak, artık kimsenin Kur'ân'ın mahluk olduğunu söylememesini emretti. Sonra Bağdat valisi İshak b. İbrahim'e mektup yazarak kendisine Ahmed b. Han-bel'i göndermesini emretti. İshak da İmam Ahmed b. Hanbel'i yanma davet etti. Ona saygı gösterip ikramda bulundu. Zira halifenin de ona saygı göstereceğini biliyordu.
Vali, İmam Ahmed ile başbaşa kalınca ona Kur'ân'ı sordu. İmam Ahmed de ona: "Senin bu sorun inat ve zorlama sorusu mudur, yoksa bilgi edinme sorusu mudur?" diye sordu. O da: "Hayır, bilgi edinmek için soruyorum?" dedi. Bunun üzerine İmam Ahmed ona: "Kur'ân, Allah'ın indirilmiş kelamıdır. Mahluk değildir." dedi. O da bu cevaba kani oldu. Sonra onu hazırlayıp Samarra'ya, halifenin yanına gönderdi. Ama kendisi tez davranarak ondan önce halifeye ulaştı. Vali İshak, oğlu Muhamnıed'in yanından geçerken selam vermediği için çok öfkelenmiş ve Ahmed b. Hanbel'i halifeye şikayet etmişti. Halife Mütevekkil de: "Eğer o gelse de huzurumdaki halılara ayağını bassa bile geri çevrilecek!" demişti. İmam Ahmed b. Hanbel, yoldan, Bağdat'a geri dönmüştü. Halifenin yanına gitmekten hoşlanmıyordu. Fakat insanların çoğu buna aldırmadı. Ama o, kendisinin işkenceye uğramasına sebep olan İshak b. İbrahim'in sözünden ötürü geri dönmüştü. Sonra İbn Belhî adında bir bid'atçı, halifeye gidip İmam Ahmed b. Hanbel'i jurnalledi ve şöyle dedi: "Alevilerden birisi, Ahmed b. Han-bel'in evinde gizlenmiş, orada gizlice halkı kendisine bey'ata davet ediyor!"
Bunun üzerine halife, Bağdat valisine emir vererek geceleyin İmam Ahmed'in evinin basılmasını istedi. Geceleyin kimse farkında olmadan aniden İmam Ahmed'in evi her taraftan kuşatma altına alındı. Askerler evinin damına kadar çıktılar. Etrafta meşaleler yanıyordu. Ahmed b. Hanbel'in kendi evinde çoluk çocuğu ile birlikte oturmakta olduğunu gördüler. Ona Aleviyi sordular. O da: "Benim bu konuda bir bilgim yok. Benim bu işle alakam yok ve benim böyle bir niyetim de yok. Ben, gizli aşikar her zaman, sıkıntıda ve darlıkta, kıvançta ve tasada halifeye itaat edilmesini uygun gören biriyim ve onu kendime tercih ediyorum. Onu doğru yola iletip gece gündüz muvaffak kılmasını Allah'tan diliyorum." dedi ve daha birçok sözler ekledi. Kütüphanesini, kadınlarının odalarını, tavan aralarını ve evinin her tarafını aradılar; birşey bulamadılar.
Halife Mütevekkil bu durumdan haberdar olunca, onun kendisine yapılan isnadlardan uzak olduğunu anladı ve ona iftirada bulunduklarını öğrendi. Bunun üzerine haciblerinden Kavsara lakabıyla bilinen Yakup b. İbrahim'e 10.000 dirhem vererek kendi adına Ahmed b. Hanbel'e gönderdi ve; "Halifenin sana selamı var. Bu parayı harcamanı istiyor." demesini söyledi. Ancak İmam Ahmed b. Hanbel, bu parayı kabul etmedi. Hacib Kavsara ona şöyle dedi: "Ey Abdullah'ın babası! Bu parayı kabul etmezsen seninle halife arasına bir soğukluk gireceğinden korkuyorum. Bu parayı kabul etmen daha uygun olacaktır." Böyle dedikten sonra parayı İmam Ahmed'in yanına bırakıp gitti.
Gecenin son kısmına varıldığında İmam Ahmed b. Hanbel, aile efradını, amcazadelerini yanına çağırarak: "Bende bu para varken bu gece uyuyamam. Nitekim uyuyamadım da." dedi. Bunun üzerine onlar yanına oturdular, hadis ehlinden ayrıca bazı Bağdatlı ve Basralı muhtaçların adlarını yazıp bir liste hazırladılar. Sabah olunca 250 kadar muhtaca o parayı dağıttılar. Yanlarında bir dirhem dahi kalmadı. İmam Ahmed, o paradan Ebu Eyyüb ile Ebu Said el-Eşecc'e de birer pay verdi. Parayı muhafaza eden keseyi de sadaka olarak verdi. O paradan kendi aile efradına hiçbir şey vermedi. Oysa kendileri son derece muhtaç idiler. Torunlarından biri gelip: "Bana bir dirhem ver." dedi. İmam Ahmed, oğlu Salih'e baktı. Salih de o kesenin bir parçasını koparıp çocuğa verdi. İmam Ahmed sesini çıkarmadı.
Halife, gönderilen paraları hatta keseyi İmam Ahmed'in sadaka olarak dağıttığını duyunca Ali b. elCehm ona şöyle dedi:
- Ey mu minlerin emiri! Ahmed b. Hanbel gönderdiğin parayı kabul etti, ama sevabı sana ulaşsın diye sadaka olarak dağıttı. Ahmed parayı ne yapsın? Ona bir parça ekmek de yeter.
- Doğru söyledin.
İshak b. İbrahim ile oğlu Muhammed öldüklerinde aralarında sadece yakınları vardı. Bağdat valiliğine Abdullah b. İshak geçti. Mütevekkil ona mektup yazarak İmam Ahmed'i kendisine göndermesini1 emretti. Vali Abdullah da bu durumu İmam Ahmed'e bildirince İmam Ahmed: "Ben yaşlı ve zayıf bir adamım." dedi. Vali Abdullah bu cevabı halifeye iletti. Fakat halife Mütevekkil, mutlaka kendisine Ahmed b. Hanbel'i göndermesini ısrarla istedi ve ayrıca İmam Ahmed'e de: "Sana yakın olmak ve sana bakmakla ünsiyet elde etmek, seninle arkadaş olmak ve duanın bereketine nail olmak istiyorum." diye mektup yazdı. Bunun üzerine İmam Ahmed b. Hanbel, hasta olduğu halde oğulları ve aile efradından bazılarıyla birlikte yola koyuldu. Müte-vekkil'in bulunduğu garnizona yaklaştığında hadim Vasıf büyük bir kafile ile onu karşıladı. Hadim Vasıf ona selam verdi. İmam Ahmed de selamını aldı. Vasıf ona: "Allah seni düşmanın İbn Ebi Duad'dan kurtardı." deyince İmam Ahmed ona cevap vermedi. Oğlu da halifeye ve Vasıf a dua etmeye başladı.
Samarra'daki askerlerin garnizonuna vardıklarında İmam Ahmed, İtah'ın evine konuk oldu. İtah bundan haberdar olunca oradan göçtü ve İmam Ahmed için başka bir evin kiralanmasını istedi. Emirlerin ve komutanların reisleri her gün İmam Ahmed'in yanına geliyorlar ve ona halifenin selamım tebliğ ediyorlardı. Üzerlerindeki zi-net ve silahları çıkarmadan yanına girmiyorlardı. Halife, ona kıymetli halılar ve büyük evlere yaraşan bazı eşyalar gönderdi. Daha önceki mihnet ve sıkıntı günlerinde çektiği işkencelere ve elden kaçırdığı rahat yaşantıya bedel olsun diye orada kalarak insanlara hadis okumasını ve uzun seneler ikamet etmesini istedi. Ancak İmam Ahmed hasta ve zayıf olduğunu, dişlerinin titreyip birbirine çarptığını, bu nedenle hadis dersi veremeyeceğini söyleyip mazeret diledi.
Halife, her gün ona içinde türlü yemekler meyveler ve buz bulunan ve pahası 120 dirhemi bulan bir sofra gönderiyordu. İmam Ahmed b. Hanbel'in bu yemekleri ve meyveleri yediğini sanıyordu. Ama İmam Ahmed b. Hanbel, bu yemeklere ve meyvelere kesinlikle el sürmüyordu. Aksine o, aç olarak orucunu devam ettiriyordu. Sekiz gün süreyle hiçbir şey yemedi. Hasta olduğu halde yiyeceklere el sürmedi. Sonra oğlu kendisine yemin verdirerek azıcık un bulamacı içmesini istedi.
Ubeydullah b. Yahya b. Hakan, ona halifenin armağanı olarak, çok miktarda para getirdi. Fakat o, bu armağanları kabul etmedi. Emir bunları kabul etmesini ısrarla istedi, ama yine de kabul etmedi. Bu defa emir, o armağanı alıp Ahmed'in oğullarına ve aile efradına gitti. "Bunları halifeye geri götürmek mümkün değildir." dedi.
Halife, onun aile efradına ve çocuklanna aylık 4.000 dirhem maaş bağladı. İmam Ahmed b. Hanbel buna karşı çıktıysa da halife; "Bu zorunlu bir iştir. Bu sadece senin evladına mahsustur." dedi. Bunun üzerine İmam Ahmed direnmekten vazgeçti. Ama çoluk çocuğunu, aile efradını ve amcasını kınamaya başladı. Onlara: "Bizim bu dünyada az günlerimiz kaldı. Ölüm üzerimize hemen hemen inmek üzeredir. Öldükten sonra ya Cennet'e ya da Cehennem'e gideceğiz. "Dünyadan çıkarken karınlarımızda bu adamların malı bulunmasın." dedi ve daha birçok sözler söyleyerek aile efradına öğütler verdi. Onlar da kendisine karşı şu sahih hadisi okuyarak delil ileri sürdüler:
"Sen kendin dilenmeden ve gözünü dikip bakmadan sana gelen bu malı al." İbn Ömer'le İbn Abbas'ın, sultanların armağanlarını kabul ettiklerini de sözlerine eklediler. İmam Ahmed ise: "Bununla o aynı değildir. Eğer bu malın zulmetmeksizin, haksızlık yapılmaksızın elde edilmiş olduğunu bilseydim buna karşı çıkmaz ve alıp almadığınıza da aldırıp etmezdim." dedi.
İmam Ahmed'in zaafiyeti ve nekahati uzun sürünce Mütevekkil onu tedavi etmesi için tabip İbn Maseveyh'i gönderdi. İbn Maseveyh onu muayene ettikten sonra Mütevekkile şöyle dedi: "Ey mü'minlerin emiri! Ahmed'in bedeninde bir illet yoktur. Onun hastalığı az yemek yemesinden, çok oruç tutup fazla ibadet etmesindendir." Mütevekkil sustu, birşey demedi. Sonra halifenin annesi, oğlu Mütevekkil'den, gidip İmam Ahmed b. Hanbel'i görmesine izin vermesini istedi.
Bundan sonra Mütevekkil, İmam Ahmed'e haber salarak gelip oğlu Mutezile görüşmesini, ona dua etmesini ve onu yetiştirmesini istedi. İmam Ahmed, Önce bunu kabul etmedi. Sonra da kendisini bir an önce Bağdat'a, ailesinin yanına göndereceklerini ümid ederek bu
teklifi kabul etti.
Halife ona kıymetli bir hil'at ve kendi bineklerinden bir binek gönderdi. Bineğin üzerinde kaplan derisinden eğer bulunduğu için imam Ahmed ona binmeye yanaşmadı. Sonra tüccarlardan birinin bir katırı getirildi. Ona binip Mutez'in meclisine gitti. Halife Mütevekkil ile annesi, o meclisin bir köşesinde ince bir perdenin arkasında oturmuşlardı. İmam Ahmed meclise geldiğinde "Selamun aleyküm." dedi. halifelere mahsus selamı vermedi. Halifenin annesi, oğlu Mütevet kil'e şöyle dedi: "Allah Allah, ey oğlum; şu adama bak hele! Halifenin evine geliyor ve böyle davranıyor. Demek ki bu adam, sizin içinde bulunduğunuz dünyalığa talib olmayanlardandır."
Mütevekkil, İmam Ahmed'i görünce annesine şöyle dedi: "Ey anacığım, işte şimdi evimiz şenlendi ve mamur oldu."
Hizmetçi, yanında astarlı kıymetli bir kaftan, elbise, takke ve taylesan getirmişti. Bunları kendi eliyle İmam Ahmed'e giydirdi. Fakat İmam Ahmed hiç kımıldamıyordu.
İmam Ahmed dedi ki: «Mutez'in yanma gidip oturduğumda mü-rebbisi ona şöyle dedi:
- Allah emiri ıslah etsin. İşte bu gelen İmam Ahmed senin müed-dibin ve hocan olacaktır. Halifenin bu hususta emri vardır.
- Eğer bana birşey öğretecek olursa öğrenirim.»
İmam Ahmed diyor ki: "Ben onun o küçük yaşında bu yüksek zekasına hayret ettim. Çünkü cidden çok küçüktü." İmam Ahmed b. Hanbel, o meclisten çıkarken Allah'tan mağfiret diliyor, gazabından ve öfkesinden Allah'a sığmıyordu.
Aradan birkaç gün geçtikten sonra halife, onun Bağdat'a gitmesine izin verdi. Onun için bir gemi hazırladı. Fakat İmam Ahmed gemiye binmeyi kabul etmedi, basit bir kayığa bindi ve gizlice Bağdat'a girdi. Kendisine armağan edilen hil'atm satılmasını, parasının yoksullara ve düşkünlere dağıtılmasını emretti. Halife ve ailesiyle görüştüğünden Ötürü günlerce acı çekti. Sıkıntı duydu ve şöyle dedi: "Ömrüm boyunca onlardan uzak durdum, ama ahir Ömrümde onlarla görüşme belasına maruz kaldım."
İmam Ahmed, halifenin yakınında bulunurken çok açlık çekmişti. Öyle ki açlık, onu neredeyse öldürecekti. Emirlerden biri halife Müte-vekkil'e şöyle demişti: "Ahmed b. Hanbel senin yemeğini yemiyor, içeceğini içmiyor, senin halılarının üzerinde de oturmuyor. Senin içtiğin şeylerden kendini mahrum bırakıyor." Halife Mütevekkil de kendisine böyle diyen emire şöyle demişti: "Allah'a yemin ederim ki, Mutasını bile Ahmed hakkında benimle böyle konuşsaydı, sözünü kabul etmezdim."
Halifenin elçileri her gün İmam Ahmed'în ziyaretine geliyor, durumunu ve keyfiyetini öğreniyorlardı. Hal ve hatırını sorup gidiyorlardı. Halife de Kadı Ahmed b. Ebi Duad'ın müsadere edilen malları hakkında nasıl bir işlem yapacağını ona soruyor, o ise hiçbir cevap vermiyordu. Bundan sonra halife Mütevekkil, Kadı Ahmed b. Ebi Du-ad'ı Samarra'daki zindandan çıkarttı ve mallarını, mülklerini, çiftliklerini sattığına dair bizzat kendisinin şahitlik beyanını aldıktan sonra onu Bağdat'a gönderdi.
İmam Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah dedi ki: "Babam Samar-ra'dan döndükten sonra gözlerinin çukura gömüldüğünü gördük. Altı ay sonra ancak kendini toparlayabildi. Akrabalarının evlerine ya da akrabalarının bulunduğu bir eve gitmekten uzak durdu. Onların sahip oldukları hiçbir şeyden yararlanmadı. Çünkü onlar sultanın verdiği paraları ve armağanları kabul ediyorlardı."
İmam Ahmed b. Hanbel'in halife Mütevekkil'e götürülmesi, hicretin 237. senesinde olmuştu. Sonra vefatına kadar zayıf ve bitap halde kaldı. Halife Mütevekkil her gün ona adam göndererek halini hatırını sorduruyordu. Yapacağı işler hakkında fikrini alıyor, karşılaştığı işlerde de ona danışıyordu, Mütevekkil, Bağdat'a dönüşünden, sonra İbn Hakan'ı Ahmed b. Hanbel'e gönderdi. İbn Hakan'ın ona getirdiği para 1.000 dinardı. Bu parayı İmanı Ahmed, dilediği ve uygun gördüğü kimselere dağıtacaktı. Ama İmam Ahmed bu paraları kabul etmeye yanaşmadı ve: "Halife, beni hoşlanmadığım işleri yapmaktan atfetmiştir." dedi. Parayı geri çevirdi.
Adamın biri mektup yazarak Mütevekkil'e gönderdi. Mektubunda "Ey mü'minlerin emiri! İmam Ahmed senin atalarına sövüyor ve onlan zındıklıkla suçluyor!" dedi. Mütevekkil de ona şu cevabi mektubu gönderdi: "Me'mun; işleri karıştırdı, birçok haltlar işledi. İnsanları kendi nefsine musallat kıldı. Babam Mutasını savaşçı bir adamdı. Kelam hakkında derin bir görüşü yoktu. Kardeşim Vasık'a gelince o, hakkında söylenen sözlere nıüstehaktır." Sonra o iftiracı adamı getirtti ve ona ikiyüz kırbaç vurulmasını emretti. Abdullah b. İshak b. İbrahim kırbacı eline alarak ona beşyüz kırbaç vurdu. Halife Mütevekkil, Abdullah'a: "Ona niçin beşyüz kırbaç vurdun?" diye sorunca Abdullah b. İshak şu cevabı verdi: "İki yüz kırbacı senin emrine itaat etmek için vurdum. İkiyüz kırbacı Allah'a itaat etmek için vurdum. Yüz kırbacı da şu salih ihtiyar ve âlim Ahmed b. Hanbel'e iftira ettiği için vurdum."
Mütevekkil, Ahmed b. Hanbel'e mektup yazarak Kur'ân hakkında imtihan, inat ve zorluk çıkarma şeklinde değil de yararlanıp bilgi edinme mahiyetinde bazı sualler sordu. İmam Ahmed de ona sahabelerden ve diğerlerinden eserler, nakiller, merfu hadisler içeren bir risale yazdı. Oğlu Salih, bu risaleyi İmam Ahmed'in mihnetinden bahsederken nakletmiş tir. Bu, ondan rivayet edilmiştir. Başka hadis hafızları da bunu nakletmişlerdir.

