El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Mutasım Billah'ın Biyografisi

Ebu İshak Muhammed el-Mutasım b. Harun er-Reşid b. Mehdi b. Mansur el-Abbasî. Abbas'm sekizinci oğlu, onun soyundan gelen halifelerin sekizincisi olduğu, sekiz fetih gerçekleştirdiği, sekiz sene sekiz ay sekiz gün (veya …

Ebu İshak Muhammed el-Mutasım b. Harun er-Reşid b. Mehdi b. Mansur el-Abbasî. Abbas'm sekizinci oğlu, onun soyundan gelen halifelerin sekizincisi olduğu, sekiz fetih gerçekleştirdiği, sekiz sene sekiz ay sekiz gün (veya iki gün) müddetle halifelik yaptığı, hicretin 180. senesinin sekizinci ayı olan şaban ayında doğduğu, kırksekiz yaşında iken vefat ettiği, sekiz erkek ve sekiz de Juz çocuk bıraktığı, hicretin 218. senesinin sekiz ayı tamamlandıktan sonra ramazan ayında kardeşi Me'mun'un vefat etmesinden sonra Bağdat'a girdiği için kendisine "Müsenımen" (sekizlenmiş) denilirdi.

Dediler ki: Mutasım ümmi idi. Güzel yazı yazamazdı. Bunun sebebi de şuydu: Okuma yazma öğrenmek için kendisiyle birlikte bir köle de arkadaş olarak katiplerin yanma giderdi. Köle vefat etmişti. Babası Harun Reşid kendisine şöyle sormuştu:

- Kölene ne oldu?

- Öldü ve yazı yazmaktan kurtuldu.

- Yazı yazmaktan o kadar nefret ediyorsun ki ölmeyi yazı yazmaktan âdeta bir kurtuluş olarak görüyorsun. Öyle değil mi? Allah'a yemin ederim ki ey oğulcuğum, artık bugünden sonra katiplerin yanına gitmeyeceksin.

Babası onu o halde bıraktı, o da ümmi oldu. Başka bir rivayette anlatıldığına göre yazı yazmayı biraz biliyordu.

Hatib Bağdadî, onun tariki ile babalarından iki münker hadis nakletmiştir ki, bunlardan biri Beni Ümeyye'nin yerilmesi ve Abbasi halifelerinin övülmesine dair; diğeri de perşembe günü hacamat vurdurmaktan menedilmeye dairdir.

Yine Hatib Bağdadî'nin rivayetine göre Bizans imparatoru, Muta-sını'a bir tehdit mektubu göndermişti. Mutasım, katibine buyruk vp rerek şöyle dedi:

- İmparatora şöyle yaz:

"Mektubunu okudum, hitabını anladım, cevabını dinlemeyeceksin, göreceksin! Kafirler bu diyarda iyi sonucun kime ait olduğunu yakında bileceklerdir!"

Hatib dedi ki: Mutasım, hicretin 223. senesinde Bizans ülkesine gazaya gitti. Onlara çok büyük darbeler vurdu. Anımuriye'yi fethetti. Ammuriyelilerden 30.000 kişi kadarını Öldürüp bir o kadarını da esir aldı. Esirleri arasında altmış komutan vardı. Ammuriye'nin çeşitli yerlerini tutuşturup her tarafı yaktı. Valisini yanma alıp Irak'a götürdü. Ammuriye kapısını da beraberinde Irak'a götürmüştü. O kapı şu anda Bağdat hilafet sarayının kapılarından birine takılmıştır. Bu kapı, sarayın Büyük Camiye bakan kısmındadır.

Kadı Ahmed b. Ebi Duad, şöyle demiştir: «Mutasım, bazen bileğini çıkarır ve bana: "Ey Abdullah'ın babası, bütün gücünle ısır bakayım!" derdi. Ben de: "Ey mu minierin emiri, senin bileğini ısırmak hoşuma gitmez." derdim. O ise: "Hayır, bu bana zarar vermiyor." derdi. Ben de olanca gücümle bileğini ısırırdım, ama onun eline hiç tesir etmezdi.»

Mutasım, kardeşinin halifeliği zamanında bir gün askerlerin çadırları arasında dolaşıyordu. Bir kadının; "Oğlum, oğlum!" diye bağırdığım görünce: "Sana ne olmuş ey hatun?" diye sordu, kadın da: "Şu çadırdaki asker benim oğlumu yakaladı." dedi. Çadırdaki askere gitti ve: "Şu çocuğu hemen serbest bırak!" dedi. Asker bırakmak istemeyince Mutasım onun gövdesini eliyle tutup Öyle sıktı ki, kemiklerinin sesi duyulmaya başladı. Sonra askeri bıraktı, ama asker cansız olarak yere düştü. Mutasrm, çadırdaki çocuğun çıkarılıp annesine teslim edilmesini emretti.

Mutasım halifeliğe geçince, şehametli biri oldu, savaşlarda üstün gayreti görülüyordu. Kalplerde büyük bir heybet salıyordu. Onun bütün düşüncesi saray ve bina yaptırmak değil, savaş masraflarını temin etmekti.

Kadı Ahmed b. Ebi Duad dedi ki: "Halife Mutasım, benim vasıtamla mallarını dağıtırdı. Değeri 100.000.000 dirhem kadar olan eşyalarını hibe etti."

Başkası dedi ki: "Mutasım gazablanınca önüne geleni öldürür ve ' aklına eseni yapardı."

İshak b. İbrahim el-MusıIî dedi ki: «Bir gün, Mutasım'ın yanına gittim. Yanında bir cariye kendisine şarap sunuyor ve şarkı okuyordu. Mutasım bana sordu:

- Bunu nasıl buluyorsun?

- Görüyorum ki, onu maharetle kahrediyor, merhametle savuru-yorsun ve herşeyin en güzel çıkış yolunu buluyorsun. Cariyenin sesinde altın parçacıkları var ki, gerdanlıklardaki incilerden daha güzeldir.

- Vallahi, senin bu tasvirin, cariyeden de şarkısından da daha güzeldir!"

Böyle dedikten sonra oğlu ve kendisinden sonraki dönem için veliahdı olan Harun el-Vasıt'a: "Şu adamın söylediklerini iyi dinle!" dedi.»

Mutasım, Türklerden çok sayıda kimseyi hizmetinde çalıştırdı. 20.000'e yakın Türk kölesi vardı. Başka bir hükümdarın sahip olamayacağı kadar savaş aletleri ve binekleri vardı. Ölüm döşeğinde can çekişirken şu ayet-i kerimeyi okudu:

"Kendilerine verilene sevinince ansızın onları yakaladık da umutsuz kahverdiler." (ei-Enâm,44.)

Bu ayet-i kerimeyi okuduktan sonra da şöyle dedi: "Ömrümün kısa olduğunu bilseydim, böyle yapmazdım. Ben bu halka söylüyorum; güç gitti, çare kalmadı. Allah'ım! Ben kendimden ötürü senden korkuyorum, yoksa senden ötürü senden bir korkum yok. Senden ümidim vardır, ama kendime bakınca senden ümidim yoktur."

Mutasım, hicretin 227. senesinin rebiyülevvel ayının 17'sinde, perşembe günü kuşluk vakti Samarra'da vefat etti. Hicretin 180. senesinin şaban ayının 10'unda pazartesi günü doğmuştu. Hicretin 218. senesinin receb ayında halifeliğe geçmişti. Beyaz tenli, kızıl sakallı, sakalı uzun, orta boylu ve pembemsi bir renge sahipti. Annesi, Mari-de adında bir cariye idi. Harun Reşid'in, her birinin adı Muhammed olan altı oğlundan biridir. Harun Reşid'in Muhammed adındaki altı oğlu şunlardır: Ebu İshak Muhammed el-Mutasım, Ebü'l-Abbas Muhammed el-Emin, Ebu İsa Muhammed, Ebu Ahmed Muhammed, Ebu Yakub Muhammed ve Ebu Eyyüb Muhammed.

Hişam b. Kelbî dedi ki: «Mutasım'ın vefatından sonra yerine oğlu Harun el-Vasık halife oldu.»

İbn Cerir'in rivayetine göre veziri Muhammed b. Melik b. Mutasım'ın ölümüne şu ağıdı yakmıştır: "Halk seni kaybedip de kabrinin başında eller üzerine toprak atmaya başlayınca ben şöyle dedim:

Güle güle git; çünkü sen dünyanın iyi bir muhafızı ve dinin güzel bir yardımcısı idin.

Allah senin gibi birisini kaybeden ümmetin yarasını ancak Harun gibisiyle sarar."

İbn Ahi Hafsa denilen Mervan b. Ebi Cenüb da onun için şöyle demişti:

"Ebu îshak (Mutasım) kuşluk vakti vefat etti, biz de öldük. Ama Harun sebebiyle akşama doğru dirildik. Perşembe günü, hoşumuza gitmeyen bir durumla geldi. Ama yine aynı perşembe, hoşumuza giden başka bir durumla geldi."

(Yani Mutasım öldü bundan ötürü üzüldük Harun el-Vasık halife oldu. Buna da sevindik).