Emin, bu şarkıdan ötürü odacısına gazaplandı. Başına şarap bardağıyla vurdu ve adamın kendisini aslanın önüne atmasını istedi. O da kendisini aslanın önüne attı. Aslanlar onu parçalayıp yediler. Sonra on kişilik diğer cariye grubunun gelmesini emretti. Bunlar da gelip ona şu şarkıyı okudular: «Malikin öldürülmesine sevinen kimse, Güpe gündüz karılarımızın yanına gelsin.
Kanlarımızın saçı başı açık halde ona ağıt döktüklerini ve sabah ağarmadan önce yüzlerini tokatladıklarını görecektir.»
Emin, bu cariyeleri de kovdu ve on kişilik başka bir grubun gelmesini emretti. Bunlar huzuruna gelir gelmez koro halinde şu şarkıyı okumaya başladılar:
«Ömrün hakkı için Küleyb senden daha çok yardım edici, Suç bakımından da kanlı suçlara senden daha yatkındır.»
Emin, bunları da kovdu ve hemen ayağa kalkıp oturmakta olduğu meclisin yakılıp yıkılmasını emretti.
Emin, edebiyattan iyi anlayan bir kimseydi. Fesahat sahibiydi, şiir söylerdi. Şiir için şairlere çok armağanlar verirdi. Kendisinin şairi, Ebu Nüvas idi. Onun için çok güzel medhiyeler yazmıştı. Ebu Nü-vas'i, Harun Reşid'in hapishanesinde, zındıklarla bir arada görmüş, onu huzuruna getirip serbest bırakmıştı. Ona para ve mal vermiş, nedimleri arasına katmıştı. Sonra bir defasında içki içmesi yüzünden onu hapse atmış, uzun müddet hapiste tutmuştu. Sonra serbest bırakmış ve bir daha içki içmemek üzere ondan kesin söz almış, ayrıca tüysüz oğlanlarla cinsel ilişkide bulunmaması için kati söz vermesini istemiş; o da, bu sözü vermiş ve sözünü tutmuştu. Emin'in kendisine tevbe ettirmesinden sonra Ebu Nüvas asla bu kötülükleri irtikab etmemişti.
Kisaî'den edebiyat Öğrenmiş, onun yanında Kur'ân okumuştu. Hatib Bağdadî'in rivayetine göre, Mekke'de vefat eden bir oğlu için kendisine başsağlığı dilekleri sunulduğunda şöyle demişti:
(sa.v.), bir hadisinde şöyle buyurmuştur:
«İhramh iken ölen kişi telbiye getirerek haşrolunacaktır.»
Emin ile kardeşi Me'mun arasında meydana gelen ayrılık ve ihtilafı Önceki sayfalarda anlatmıştık. Bu ihtilaf, onun hal' edilip azledil-rnesi ile neticelenmişti. Sonra muhasara altına alınıp sıkıştırılmış ve neticede öldürülmüştü. Muhasaranın son zamanlarında Harseme ile anlaşmak ve eman almak mecburiyetinde kalmıştı. Harseme ile birlikte bir kayıkta iken suya atılmış, yüzerek karşı kıyıya geçmişti. Halktan birinin evine girmiş ve saklanmıştı. Orada son derece korku ve dehşete kapılmış, aç ve çıplak kalmıştı. Ev sahibi, ona sabır telkin etmiş, günahından ötürü mağfiret dilemesini tavsiye etmişti. O da gecenin bir kısmında sabır ve istiğfarla meşgul olmuştu.
Tahir b. Hüseyin b. Mus'ab'ın askerleri onu aramaya başlamışlar ve gelip bulunduğu evde yakalamışlardı. Evin kapısı çok dardı. Kendini askerlere karşı elindeki yastıkla korumaya çalışmıştı. Ona ulaşamamışlar, nihayet arkadan gelerek başına veya böğrüne kılıçla vurmuşlar, spnra başını kesmişler, kafasını ve gövdesini alıp Tahir'e götürmüşlerdi. Tahir buna çok sevinmişti. Kesik başının bir mızrağa geçirilmesini, belirli bir yere dikilmesini, sabah olunca insanların En-bar kapısı yanında onu seyretmelerini istemişti. Ona bakan kimselerin sayısı çoktu.
Sonra Tahir, Emin'in kesik başını, amcası oğlu Muhammed b. Mus'ab ile birlikte Me'mun'a göndermişti. Onunla birlikte bir aba, bir kırbaç ve bir de ayakkabı göndermişti. Bu ayakkabı, hurma yaprağından ve lifinden yapılmış olup içi astarlıydı. Bunlar Zürriyaseteyn'e teslim edilmiş, o da bunları bir kalkan içine koyarak Me'mun'un huzuruna götürmüştü. Me'mun, Emin'in kesik başını görünce secdeye kapandı ve başı getirene 1.000.000 dirhem para verilmesini emretti.
Emin'in kesik başı getirildiği zaman Zürriyaseteyn, Tahir'i kınayarak: «Biz kendisine Emin'i esir olarak getirmesini emretmiştik. Ama o Emin'i, boğazlanmış halde bize gönderdi.» demişti. Me'mun da: «Geçti, geçti.» karşılığını vermişti.
Tahir, Me'mun'a bir mektup yazarak olup biten hadiseler hakkında bilgi vermiş ve aralarındaki olayları anlatarak onu herşeyden haberdar etmişti.
Emin öldürülünce, fitne sakinleşti. Şer alevleri söndü ve halk güvene kavuştu. Gönüller huzur buldu. Tahir de cuma günü Bağdat'a girdi. Halka beliğ bir hutbe irad etti. Bu hutbede birçok Kur'ân ayeti okudu. Cenâb-ı Allah'ın dilediği gibi hüküm verip dilediği işi yapacağın anlattı. Halka, cemaattan ayrılmamalarım, emir dinleyip itaat etmelerini bildirdi. Sonra ordugaha gitti ve orada ikamete başladı.

