Ebu Nüvas dedi ki: "Aralarında Hansa ve Leyla'nın da bulunduğu altmış kadından .nakil yapmadan
ben şiir söylemedim. Bu kadar kadından şiir naklettiğime göre, erkeklerden ne kadarından şiir nak-
letmiş olduğumu artık siz düşünün."
Yakub b. es-Sikkit dedi ki: "İmrüü'1-Kays ve A'şa gibi cahiliye devri şairlerinden, Cerir ve
Ferazdak gibi İslâm dönemi şairlerinden, muhaddislerden de Ebu Nüvas'tan şiir nakledersen bu
senin için yeter."
Aralarında Asmaî, Cahiz ve Nezzam'ın da bulunduğu birçok kimseler Ebu Nüvas'ı övmüşlerdir.
Ebu Amr eş-Şeybanî dedi ki: "Eğer Ebu Nüvas, şiirlerini çirkin şeylerle lekelemeseydi, yani
içkiciler ve tüysüz oğlanlara meyilli olmasaydı, biz onun sözlerini hüccet sayardık."
Bir grup şair, Me'mun'un yanında toplanmışlardı. Kendilerine denildi ki:
- Şu şiirin sahibi hanginiz:
"içkiyi yudumladığında durduk, sanki bizler, Yeryüzünde bir ay gördük de o, yıldızlara ulaşıyordu."
- Bu şiirin sahibi Ebu Nüvas'tır.
- Ya şu şiirin sahibi kimdir?
"İçki yudumu delikanlının küçük dilinin aşağısına inince; Kalbinde bulunan kederler, ayrılıp
gideceklerini söylerler."
- Ebu Nüvas'tır.
- Demek ki Ebu Nüvas, sizden çok daha üstün bir şairmiş.
- Süfyan b. Uyeyne, İbn Münzir'e şöyle demişti: "Sizin zarif şairiniz
Ebu Nüvas, şu şiirinde ustalığını ne kadar da mükemmel ispatlamış tır: "Ey hilal, seni bir matemde gördüm;
Akranların arasında hüzünle feryad ediyordun. -
Kapıcı ve perdecilere rağmen matem istemeyerek onu bana gösterdi.
Ağlıyor, gözlerinden inciler saçıyordu. İnnap ile gülü tokatlıyordu. Onun ahbaplarının âdetleridir,
hep ölmek; Onu görmek de hep âdetim oldu."
İbn Arabî dedi ki: Ebu Nüvas, şu şiirinde insanlar arasında en yüksek şair olduğunu göstermiştir:
"Felekten bütün kanatlan ile kendimi gizleyip sakladım. Gözlerim feleği görüyor ama o beni
göremiyor. Eğer zamana beni soracak olursan, o beni bilemez. Ben neredeyim, yerimi de bilemez."
Ebu Atahiye dedi ki: Zahitlik hakkında 20.000 beyit inşad ettim. Keşke o 20.000 beyit yerine Ebu
Nüvas'ın şu üç beyitini inşad etmiş olaydım. Bu beyitler onun mezar taşma yazılmıştı:
"Ey Nüvasi, ağır ol, ister kendini değiştir ister sabırlı olup dayan. Eğer felek sana kötülük yapmak isterse, Üzülme; çünkü feleğin sana verdiği sevinçler daha çoktur. , Ey günahı çok adam;
Allah'ın affı senin günahından daha büyüktür."
Ebu Nüvas, şu şiirinde emirlerden birini medhetmişti:
"Allah onu icad etti, onun benzeri yoktur. Bunu onun gibi talep eden ve onun gibi arayan yoktur. Cenâb-ı Allah'ın bütün âlemi bir kimsenin şahsında bir araya ge-tirn.asi olmayacak birşey değildir." Süfyan b. Uyeyne'ye Ebu Nüvas'ın şu şiirini okudular:
"Onun mutlaka bir sebebi vardır ki, o sebepten ortaya çıkar ve dal budak salar.
Kalbim meftun oldu ona, yüzünü peçelemişti; güzelliği peçe altında
Güzelliğin onu aldığım sandım.
Güzellik ondan seçilip ayıklanıyordu.
Etrafını o güzellikle örttü; güzelliğe hibe etmiş olduğu bazı şeyleri geri aldı.
Onun içinde olsaydım eğer;
Artık başka bir amacım kalmazdı.
Bu söylediklerim ciddidir, onunla şaka etmedim.
Bazı ciddi şeyler var ki, onu oyun ve şaka meydana getirir."
İbn Uyeyne dedi ki: "Onu yaratan Allah'a iman ettim." İbn Düreyd, Ebu Hâtim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Eğer bütün halk bu iki beyiti değiştirmeye kalksaydı bile ben bunları altın suyu ile yazardım:
"Üzerimdeki belalardan daha fazlasını senden isteseydim, Fazialaştırmaya mutlaka ihtiyacın olacaktı. Eğer benim hayatım ölülere arzedüseydi, Benim gibi bir hayatı yaşamaları teklif edilseydi, Bu teklifi asla kabul etmezlerdi."
Ebu Nüvas, Peygamber (s.a.v.)'m şu hadisini dinlemişti: "Kalpler, çeşitli gruplardaki askerlerdir. Bunlardan (âlem-i ervahta) tanışmış olanlar birbirleriyle ülfet ederler, (orada) birbirleri ile tanışmayanlar ihtilaf ederler."
Bu hadisi dinledikten sonra şöyle bir kaside söylemişti:
"Kalpler, Cenâb-ı Allah'ın yeryüzünde çeşitli gruplara ayrılmış askerleridir. Bunlar kendi görüşleri ile tanışırlar.
Tanışmayanlar ve birbirleriyle anlaşmayanlar ihtilafa düşerler. Tanışıp anlaşanlar ise birbirleriyle ülfet ederler."
Bir gün Ebu Nüvas, bir muhaddis cemaatiyle birlikte Abdülvahid D- Ziyad'ın yanma gitti. Abdülvahid onlara: "Sizden her biriniz on hadis seçsin ki, onlara bu hadisi okuyayım." dedi. Her biri on hadis seçti, sadece Ebu Nüvas seçmedi. Abdülvahid ona: "Niçin arkadaşların &ibi sen de on hadis seçmedin?" diye sorunca Ebu Nüvas şu şiiri okumaya başladı:
"Biz Said'den, Katade'den, Said b. Müseyyeb'ten, sonra Sa'd b. Ubade'den, Şa'bî'den hadis rivayet ettik.
Şa'bî; dayanıklı, kuvvetli, sabırlı bir şeyhti.
Seçkin kimselerden, ifade ehlinden de hadis naklettik. Rivayete göre aşık olarak ölen kimse için şehitlik sevabı vardır "
Abdülvahid ona dedi ki: "Kalk buradan ey facir, ne sana ne de senden ötürü buradaki arkadaşlarına hadis nakledecek değilim."
Abdülvahid'in bu sözünü Malik b: Enes ile İbrahim b. Yahya duv duklarmda, şöyle dediler: "Ebu Nüvas'a hadis nakletmesi daha uygun olurdu. Belki Allah onu böylece ıslah ederdi."
Ben derim ki: Ebu Nüvas'ın inşad ettiği bu şiirdeki hadis, "Kamil" adlı eserinde İbn Adiy tarafından, mevkuf ve merfu olarak İbn Abbas'tan şöyle rivayet edilmiştir:
"Bir kimse aşık olur da bu aşkını gizleyip iffetli davranarak vefat ederse, şehit olarak vefat etmiş olur."
Yani bir kimse kendi iradesi dışında aşıklıkla müptela olur da sabreder ve iffetli davranarak fuhuş işlemez, bu aşkını ifşa etmez de bu sebeple vefat ederse çok sevap kazanır. Eğer bu hadis sahih ise böyle bir kişi bir nevi şehit sayılır. Doğrusunu Allah bilir.
Hatib Bağdadî'nin rivayetine göre Şu'be, Ebu Nüvas'a rastlamış ve şöyle demiş:
- Bize kendi tarafından bir hadis naklet. O da hiç duraksamadan şöyle demişti:
- Bir kıza temiz ahlaklı bir adamın gönlü bağlanır da o kız onunla vuslata erer ve bu vuslatını zakirlere yaraşırcasma muhafaza ederse Cennet kapısı ona açılır ve Cennet'in çiçekli bahçesinde dolaşır. Bir maşuk da yardımcı olarak devamlı bir vuslatla aşıkı ile bir araya gelir ve ona cefa ederse o, Allah'ın azabına düşer. Nimetler ondan uzak olsun, ona devamlı ve sonu gelmeyen bir azap olsun. - Sen güzel ahlaklı birisin, bunu senin için ümid ediyorum. Ebu Nüvas, şöyle bir şiir söylemişti:
ren
sun.
«Ey gözleri ve gerdanı büyüleyici olan ve vaadleriyle beni öldü-Bana vuslatı vaad ediyorsun, sonra bu vaadini yerine getirmiyor-
Bana vaad ettiğin şeyi yerine getirmediğinden ötürü vay benim halime!
Muhaddis Ezrak, Şehr ile Avf tariki ile İbn Mes'ud'tan şöyle bir hadis rivayet etti bana:
'Kafir erkek ve kafir kadından başkası, vaadine muhalefet etmez.
Öyleleri de Cehennem ateşinde zincire vurulurlar!»
Ebu Nüvas'ın bu şiirini duyan İshak b. Yusuf el-Ezrak: "Allah'ın düşmanı Ebu Nüvas; bana, tabiilere ve Muhammed (s.a.v.)'in ashabı-na yalan isnad etmiştir!" dedi.
Selim b. Mansur b. Aramar dedi ki: «Ebu Nüvas'ı, babamın meclisinde gördüm. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Kendisine: "Ümid ederim ki, bu ağlayışından sonra Cenâb-ı Allah seni azaplandırmayacaktır." dedim. O da şu şiiri okudu:
"Mansur'un meclisinde Cennet ve huri aşkıyla ağlamadım; me zardan ve onun korkulu hallerinden ve Sûr'a üfleneceğinden korKa-rak da ağlamadım
Cehennem ateşinden, Cehennem'in zincir ve bukağılarından vt. yalnız, yardımsız bırakılmaktan, zulme uğramaktan korkarak da ağlamadım.
Ama geyik yavrusuna ağladım. Nefsim onu her tehlikeden korumaya çalışır."
Bu şiiri okuduktan sonra Ebu Nüvas bana şöyle dedi: "Ben, baba nın yanıbaşmda oturan şu tüysüz ve bıyığı bitmemiş genç için ağla
dım."
Babamın yanında oturan genç, güzel suretli biri idi, vaaz dinliyor, Aziz ve Celil Allah'tan korktuğu için ağlıyordu.»
Ebu Nüvas dedi ki: «Dokumacılardan biri bir gün beni evine misafirliğe davet etti. Israr edince davetine icabet ettim. Evine gittim, evinde anormal birşey yoktu. Dokumacı, yemeğe dokumacı arkadaşlarını da çağırmıştı. Yeyip içtik, sonra bana şöyle dedi: "Efendim, isterim ki cariyem hakkında şiirler okuyasın."
Bir cariyesi vardı ve ona çok tutkundu. Kendisine: "Cariyeni bana göster ki, onun şekil ve güzelliğine bakarak bir nazım hazırlayayım." dedim. Cariyesinin yüzünü açtı. Allah'ın yaratıkları arasında en çirkin, en korkunç suretli, siyah tenli, saçı başı dağınık, saçının bir kısmı ağarmış, ağzının salyası göğsünün üzerine akmış biri olarak gördüm. Efendisine: "Bunun adı nedir?" diye sordum. Adının Tesnim olduğunu söyleyince şu şiiri okumaya başladım:
'Tesnim'in aşkı gece uykularını kaçırdı. Öyle bir cariye ki, güzellikte baykuş gibidir. Ağzının kokusu sanki iştah şurubudur. Ya da bir demet sarımsaktır. Ona olan aşkımdan öyle bir yellendim ki, Bu yellenmemden Bizans imparatoru ürktü!"
Dokumacı kalkıp oynamaya ve alkış tutmaya başladı. Gününün kalan kısmını öylece sevinçle geçirip şöyle dedi: "Vallahi Ebu Nüvas Tesnim'i Bizans imparatoruna benzetti."»
Ebu Nüvas bir şiirinde de şöyle demişti:
"İnsanlar güya çok günah işlediğimi söyleyerek beni rahatsız etmeye başladılar.
Ben Cehennem'de de olsam, Cennet'te de olsam; Size ne ey zinakarların çocukları!"
, Hülasa, Ebu Nüvas hakkında çok şeyler söylenmiş, Önün laubali müstehcen ve çirkin şiirler söylediği nakledilmiştir. Kötü şeylere, içki ve tüysüz oğlanlara, kadınlara fena halde düşkün olduğu anlatılmıştır. Bazı kimseler onu fasıklık ve fuhuşla itham etmişlerdir. Bazısı zındık olduğunusöylemiştir. Bazısı ise, "O sadece kendi nefsini harab etmiştir." demişlerdir. İçkiye, tüysüz oğlanlara ve kadınlara düşkün olduğu daha doğrudur. Çünkü şiirlerinde bu tür ifadelere rastlanmaktadır. Zındıklığa gelince, bunun onda bulunması uzak bir ihtimaldir. Ama laubalice sözler, müstehcen bazı kelimeler kullandığı doğrudur. Gençliğinde ve ihtiyarlığında birçok çirkinlikleri ona isnad etmişlerdir. Bunun doğruluğunu Allah bilir.
Fakat şu da var ki, halk tabakası onun hakkında pek çok şeyler nakletmişlerdir ama bunların çoğunun aslı yoktur. Dımışk camiinin sahnında fıskiyeli bir kubbe vardır ki Dımışklılar buna, "Ebu Nüvas kubbesi" derler. Bu, onun Ölümünden 150 senelik bir süreden fazla bir zaman sonra inşa edilmiştir. Neden dolayı bunun ona nisbet edildiğini.bilmiyorum. Bunun da doğrusunu Allah bilir. Muhammed b. Ebi Ömer dedi ki: «Ebu Nüvas'ın şöyle dediğini işittim: "Vallahi harama uçkur açmadım."
Harun Reşid'in oğlu Muhammed el-Emin ona: "Sen zındıksın." demiş, o da şu cevabı vermişti:
- Ey mü'minlerin emiri, ben zındık değilim ve ben şöyle diyorum:
"Vakti gelince beş vakit namazı kılarını, boyun eğerek Allah'ın birliğine şahadet ederim.
Cünüb olduğumda güzelce guslederim, düşkün kimse bana geldiğinde onu mahrum bırakmam.
Sakiye bey'at etmek için ondan bana bir kase gelirse, çağrısına hemen icabet ederim.
İçkiyi, oğlak veya kuzu gibi yağlı etlerin yanında katıksız içerim.
Helva, badem ve şekere gelince, bunlar da mahmurluğa fayda verir.
Rafİzilerin karıştırmalarına gelince bütün bunları, Bahtiyeşu'un ateşe gönüllü olarak üflemesi gibi sayarım."
- Yazıklar olsun sana! Bahtiyeşu'un üflemesinden ne diye burada bahsettin?
- Bununla kafiye tamamlandı.
Bunun üzerine Muhammed el-Emin ona armağan verilmesini emretti. Şiirde adı geçen Bahtiyeşu, halifelerin tabibi idi."»
Cahiz dedi ki: Ebu Nüvas'ın şu şiirinde kullandığı kadar güzel ve letafetli kelimeleri başka bir şairin şiirinde görmedim:
"Çakmakçı hangi ateşi çaktı, şakacı hangi ciddiyete ulaştı?
Saç baş ağarması gibi bir vaiz ve öğütçü yoktur. Eğer öğütçüler yanılırlarsa bunlardan iyi öğütçü yoktur.
Yiğit ve .delikanlı kimseler ancak heveslerine uyarlar. Ama yine de hak yolu onlara açık ve belirgindir.
Gözlerim, öyle kadınlara dik ki, onların mehirleri salih amel olsun.
Örtüsü ve perdesi altında gizlenen, iri gözlerinin beyazı tam beyaz, siyahı da tam siyah olan kadınlara,
Ancak terazisindeki günahlar ağır basan kimseler kem gözle bakarlar.
Allah'tan sakınan kimseye gelince; işte kazançlı tüccar bu hedefe ulaşır.
Dininde sabit kadem ol, dinde yanlışlık yoktur, bu gittiğin yola devam et."
Ebu Affan, "Leyla'yı unutma ve Hind'e bakma" cümlesiyle başlayan kasidesini okumasını Ebu Nüvas'tan istemişti. Ebu Nüvas bu kasideyi okuyup tamamlayınca Ebu Affan ona temenna secdesinde bulundu. Ebu Nüvas da: "Vallahi, seninle asla konuşmayacağım." dedi. Ebu Affan buna üzüldü. Ebu Nüvas oradan kalkıp gidecek olunca Ebu Affan ona: "Seni ne zaman görebileceğim?" diye sordu. Ebu Nüvas da: "Seninle konuşmamaya yemin etmedim mi?" deyince Ebu Affan şu cevabı verdi: "Zaman o kadar kısadır ki, insanın insana küsmesi doğru olmaz."
Ebu Nüvas'ın güzel şiirlerinden bazıları da şunlardır:
"Nice yüzler toprakta eskimiş, nice güzellikler toprakta incelmiştir.
Nice akıllar ve kuvvetler topraktadır. Nice görüşler toprağa bağlanmıştır.
Evi yakında olana de ki; sen çok uzak bir diyara göç edeceksin. Bütün canlıların öleceğini görüyorum; onlar da ölülerin oğullarıdırlar.
Onların nesebleri ölüler arasına kök salmıştır.
Akıllı bir kimse dünyayı deneyecek olursa,
Dünyanın dost kılığında bir düşman olduğunu açığa çıkarır."
"Şımarma, çünkü alçaklık ve zillet, şımarıklıktadır. Yücelik, yumuşak huyluluktadır; zorbalık ve sapıklıkta değildir. Ahmaklığı nedeniyle şaşkınlığa imrenen kimseye de ki; Şaşkınlıkta neler olduğunu buseydin şaşkın olmazdın. Ahmaklık nedeniyle kişinin kendini kaybetmesi, dini fesada sürükler ve aklı eksiltir;
Irzı da mahveder; uyan, kendine gel."
Ebu Atahiye Kasım b. İsmail, bir kırtasiyeci dükkanında oturdu. Bir defterin üzerine şu beyitleri yazdı:
"Şaşıyorum, inkarcı kişi Allah'ı nasıl inkar eder ve ona nasıl isyanda bulunur?
Oysa herşeyde bir alamet vardır ki; Allah'ın birliğine delalet eder."
Sonra Ebu Nüvas gelip bu beyitleri okudu ve şöyle dedi: "Vallahi bunu söyleyen çok güzel söylemiş. Allah'a yemin ederim ki bütün şiirlerimi söylemektense ben bu şiiri söylemiş olmayı çok isterdim. Bu kimin şiiridir?" Kendisine, Ebu Atahiye'nin şiiri olduğunu söylemeleri üzerine o da kalkıp o şiirin yanına şunları yazdı:
"Mahlukatı zayıf ve güçsüz birşeyden (bir damla sudan) yaratan Allah, noksanlıklardan münezzehtir.
İnsanı babasının belinden anasının rahmi gibi sağlam ve muhafazalı bir yere sevkeder.
Onun yaratılışını peyderpey tamamlar. O, gözlerin görmediği perde arkasında ana rahminde gelişmeye başlar.
Derken hareketleri belirmeye başlar ve hareketsiz iken canlı bir mahluk haline gelir."
Ebu Nüvas'ın bazı güzel şiirleri de şunlardır:
"Gücüm kalmadı, eğlenceleri bıraktım; çünkü ihtiyarlık, başıma musibetler getirdi, eklemlerimi gevşetti.
Aklım beni yasakladı, kötülüklerden adalete yöneldim.
Nehyedicinin sözlerinden korktum, o bana şöyle diyecekti:
«Ey yanılgıda ısrar eden gafil!
Ahirette gaflet sahibi kimselerin mazeretleri kabul edilmez!»
Biz kendi amellerimizle kurtulamayız o günde ki;
Sema, alınların üzerinde belirmeye başlar.
Her ne kadar günah işleyip kusurda ısrar ediyorsak da,
Allah'ın güzel affını ümid ediyoruz."
"Ölüp çürüyeceğiz; yalnız günahlarımız, Biz öldükten sonra ölmeyecek ve çürümeyecektir. Nice iki gözlü kimseler var ki, gözleri kendisine hiçbir fayda vermiyor.
Kalbi kör olan bir kimseye baş gözleri ne fayda sağlar?"
"Bir göz ki, nefsi vehimlere düşürürse,
Hesap gününde o göz açılır, asla kapanamaz, korkudan.
Yüksek âlemlerin sahibi olan yüce Allah.
Hangi gecede sabah olunca kıyamet kopacak?
Allah, bütün mahlukatınm ölümüne ve yokluğuna hükmetti;
İnsanların kimi gelmekte, kimi de mezara gitmektedir."
Anlatıldığına göre Ebu Nüvaş, hac için ihrama girerken şu şiiri okumuştur:
"Ey Malik, sen ne kadar da adilsin! Bütün hükümdarların hükümdarısın. Buyur ey Rabbim, hamd sanadır, mülk senindir, ortağın yoktur.
Kulun senin için ihrama niyet etti. Sen onun gittiği yoldasın. Eğer sen olmasaydın ya Rab, o helak olurdu. Buyur ey Rabbim, hamd sanadır.
Mülk senindir, ortağın yoktur, gece kararlığında yıldızlar gökte dolaştığında, her biri kendi yörüngesine koyulduğunda, mülk yine senindir.
Bütün peygamber ve hükümdarlar, senin için ihrama niyet edenler, teşbih getirip namaz kılanlar hep senindir. Buyur ey Rabbim, hamd senindir.
Mülk senindir, ortağın yoktur. Ey günahkar kişi, sen ne kadar da cahilsin. Sana adaletle davranan, sana güç veren ve süre tanıyan bir Rabbe isyan ettin.
Acele davran. Amellerine koş, ömrünü hayırlı amellerle sona er' dir. senin.
Buyur ey Rabbim, hamd senindir, mülk senindir, ortağın yoktu
Muafa b. Zekeriya el-Harirî, Ahmed b. Yahya b. Sa'leb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Ahmed b. Hanbel'in yanina gittim. Kendi başının çaresini düşünmekte, kendi derdiyle ilgilenmekte olan bir adam gördüm. Kendisiyle çok konuşulmasını istemiyordu. Sanki Önünden ateş alevleri yükseliyordu. Bir yolunu bularak yanına yaklaşmak istedim. Konuşma talebinde bulundum, Şeyban kabilesinin azadlılarından olduğumu söyledim. Nihayet benimle konuştu ve bana sordu:
- Hangi ilimlerden nasib aldın?
- Lügattan ve şiirden.
- Basra'da bir cemaat gördüm. Bir adamdan şiirler dinleyip deftere yazıyorlardı. Bana o adamın Ebu Nüvas olduğunu söylediler. Safları yararak ileriye geçtim, yanına gidip oturdum. Bana şu şiiri yazdırdı:
"Günlerden bir gün yalnız başına kalsan da deme ki, kimseler beni görmüyor. Issız yerde de seni gözetleyen biri vardır.
Cenâb-ı Allah'ı bir an dahi gafil sanma ve günah işleyen bir kimsenin günahının gizli kalacağını da asla düşünme.
Günahlara aldırış etmedik, umursamaz olduk. Böylece, peşpeşe günahlar üzerimizde yığıldı.
Keşke Cenâb-ı Allah geçmiş günahlarımızı bağışlasa ve tevbemi-ze izin verse de tevbe etsek."
Bazıları, Ebu Nüvas in yukarıdaki beyitlerine şu aşağıdaki beyitleri de ilave etmişlerdir:
"Yollarım daraldığında, kalbime kederler çöktüğünde ve musibetler üzerime yığıldığında derim ki: Bütün bunlar, benim uzun süre günah işlememden ve büyük gü-,., nahları irtikab etmemden dolayıdır.
Keşke tevbe uğruna malımın tümünü verseydinı. Çünkü ben helak oldum.
Ümidimi keserek korkular denizinde boğuldum. Nefsim keşke bir gün dönse de tevbe etse ve yüce Rabbın mahlu-katını affını bana hatırlatsa.
Utanırım, ama onun affını ümid eder ve ona tevbe ederek dönerim.
Sözümü söylerken boyun eğerim, ondan af dileyip ümid ederim-
Umarım ki, bela ve musibetleri kaldıran Allah, tevbemi kabul buyuracaktır."
İbn Terraz el-Cerirî dedi ki: «Ben bu beyitleri rivayet ettim. Ama kime aittir? diye sordum. Ebu Nüvas'a ait olduğunu söylediler. Bu beyitler onun zühdle ilgili şiirleri arasındadır. Nahivciler, birçok yerlerde onun bu beyitlerini delil olarak göstermişlerdir.»
Hasan b. ed-Daye dedi ki: «Can çekişmekte iken Ebu Nüvas'ın yanma gittim. Kendisine: "Bana öğüt ver." dedim. O da şu şiiri okumaya başladı:
"İşleyebildiğin kadar günah işle, ama eninde sonunda bağışlayan Rabbin huzuruna çıkacaksın.
Huzuruna vardığında afn göreceksin ve muktedir bir hükümdarla karşılaşacaksın. .
O zaman ateş korkusuyla işlemediğin günahlardan ötürü pişman olarak ellerini ısıracaksın!"
Kendisine dedim ki: "Yazıklar olsun sana! Can çekişirken dahi bana böyle mi öğüt veriyorsun?"
Bu çıkışmam üzerine bana şöyle karşılık verdi:
- Sus; Hammad b. Seleme, Sabit tariki ile Enes'ten rivayet etti ki, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Şefaatimi ümmetimden büyük günah işleyenlere sakladım."
Yine Ebu Nüvas, yukarıdaki aynı senedle şöyle bir hadis rivayet etmiştir:
"Sizden biri ölürken mutlaka Allah'a hüsn-ü zanda bulunarak ölsün."
Rebi' ile diğerleri İmam Şafiî'nin şöyle dediğini nakletmişlerdir: «Öldüğü günde Ebu Nüvas'm yanma gittik. Henüz can vermemişti, yatağında çırpmıyordu. Kendisine: "Böyle bir gün için önceden neler hazırladın?" diye sorduk. O da şu şiiri okumaya başladı:
"Günahlarım bana çok büyük göründü. Ey Rabbim, o günahları senin affınla karşılaştırdığımda affın daha büyük göründü. Sen günahları hep affedersin.
Bunu kendi lütfün ve keremin olarak cömertlik yapıp affedersin. Eğer sen olmasaydın abid, iblis ile baş edemezdi.
Yoksa nasıl oldu da iblis senin seçkin kulun Adem'i baştan çıkardı?"»
Ibn Asakir, bunu böyle rivayet etmiştir.
Başka bir rivayette anlatıldığına göre, Ebu Nüvas'ın baş ucunda kendi el yazısıyla yazılmış bir kağıtta şunların olduğunu gördüler:
"Ey Rabbim! Günahlarım büyük ve çoktur. Ama bildim ki, senin affın daha büyüktür.
Ey Rabbim! Tıpkı senin emrettiğin gibi yalvararak sana dua edi yorum.
Sen ellerimi boş çevirirsen bana kim merhamet eder?
Eğer sadece iyilik sahibi kimseler senden af ümid ediyorlarsa,
Ya günahkar ve mücrimler kimden ümid bekleyecek?
Benim sana vesilem ancak ümittir;
Ve senin güzel affmdır. Sonra ben Müslüman bir insanım."
Yusuf b. ed-Daye dedi ki: «Ebu Nüvas'ın yanına gittim, can çekişiyordu. Kendisine: "Kendim nasıl hissediyorsun?" diye sordum. O da uzun bir süre başını önüne eğdi. Sonra başını kaldırıp şöyle dedi; "Yok oluş, tepemden ve ayaklarımın altından vücuduma girmeye,
Vücudumun parça parça, organ organ Ölmeye başladığını gördüm.
Geçen her anda mutlaka vücudumdan birşeyler eksiltildiğini ve koparılıp götürüldüğünü gördüm.
Gayretim, gücüm, kuvvetim ve hayatımın lezzeti gitti.
Güçsüz kaldıktan sonra Allah'a taatı hatırladım.
Bütün kötülükleri işledik Allah'ım, sen günahlarımızı affet. Bizi bağışla."
Böyle dedikten sonra o anda vefat etti. Allah bizi de onu da bağışlasın. Amin.»
Ebu Nüvas'ın yüzüğünün kaşında "İhlasla söylüyorum ki, Allah'tan başka ilah yoktur." diye yazılı idi. Öldüğünde yıkandıktan sonra bu yüzüğü ağzına koymalarını vasiyet etmişti. Bu vasiyeti yerine getirildi. Vefat ettiğinde sadece 300 dirhem parası, elbiseleri ve birkaç tane ev eşyası vardı.
Bu senede Bağdat'ta vefat etti. Yahudi tepesinde Şonizi mezarlığına defnedildi. Vefatında elli yaşındaydı. Altmış yaşında veya ellido-kuz yaşında olduğuna dair bazı rivayetler de vardır.
Vefat ettikten sonra arkadaşlarından biri onu rüyasında görmüş, kendisine: "Allah sana nasıl muamele etti?" diye sormuş, o da şu cevabı vermiş: «Allah, nergiz hakkında söylediğim şu beyitlerim nedeniyle beni bağışladı:
"Yeryüzünün nebatına bakıp tefekkür et ve Allah'ın yaptıklarına
ve eserlerine bak.
Fal taşı gibi açılmış gümüşten gözler; Bunlar kalıba dökülmüş altınları andırır. Zeberced sapın üzerinde işlenmiş şahidlerdir bunlar, Allah'ın ortağının bulunmadığına tanıklık ederler."»
Başka bir rivayette anlatıldığına göre Ebu Nüvas, kendisini rüya-, gören ve Allah'ın kendisine nasıl muamelede bulunduğunu soran rkadaşına şu cevabı vermiş: 'Allah, yastığımın altındaki bazı beyitlerim nedeniyle beni bağışladı." Rüyayı gören kişi, gidip onun yastığına altından kendi el yazısıyla yazdığı şu beyitleri çıkardı:
"Ya Rab, her ne kadar günahlarım çok fazla ise de; Bildim ki, senin affın daha büyüktür."
İbn Asakir'den gelen bir rivayette anlatıldığına göre adamın biri
şöyle demiştir:
"Ebu Nüvas'ı rüyada, çok güzel bir kılıkta, nimetler içinde gördüm. Kendisine sordum:
- Allah sana nasıl muamelede bulundu?
- Beni bağışladı.
- Nefsini günahlara bulaştırmıştm, nasıl oldu da seni bağışladı?
- Ben bu mezarıma gömüldükten sonra, bir gece salah bir adam mezarlığa gelip abasını yere serdi ve üzerinde iki rekat namaz kıldı. Bu namazında 2.000 İhlas-ı Şerif okudu. Sonra bu okuduğu İhlas-ı Şeriflerin sevabım mezarlıktaki Ölülere bağışladı. Onların arasında olduğum için Allah beni de bağışladı."
İbn Hallikan dedi ki:. Ebu Nüvas, ilk şiirini, Ebu Üsame Valibe b. Habbab ile arkadaşlık yaptığında söylemişti:
"Heva ve hevesatın taşıyıcısı yorgunluk yüklenir, ama bu ağır yükünü neşesi hafif gösterir.
Eğer ağlarsa ağlaması haktır, ama bu ağlamakta oyun ve eğlence yoktur.
Eğlenerek gülersin, aşık ise inler.
v Sen benim hastalığımdan hayrete düşüyorsun. Aslında benim sağlıklı olmam tuhaftır."
Me'mun dedi ki: Ebu Nüvas'ın şu şiiri, ne kadar da güzeldir:
İnsanların hepsi ölümlü ve ölenin oğludur, ^i de ölenlerin arasında kok salmıştır.
Akıllı kimse dünnyayı deneyecek olursa anlar ki; Dünya, dost kılığında bir düşmandır."
İbn Hallikan dedi ki: Şair Ebu Nüvas, şu şiirinde Rabbine ne kadar çok ümid beslediğini gösteriyor: "Taşıyabildiğin kadar günah yüklen, sonunda bağışlayan Rabbin huzuruna varacaksın.
Huzuruna vardığında affı göreceksin. Büyük bir hükümdarı ve yüksek zatı göreceksin.
O zaman Cehennem korkusuyla işlemediğin günahlardan ötürü pişman olup ellerini ısıracaksın!"

