Harun Reşid güldü ve Abbas'ın bu sözünü beğendi. Harun Reşid'in, yanındaki üç gözdesi hakkında söylediği şöyle bir şiiri vardır:
«Üç genç kız benim yularımı ellerine geçirdiler; Kalbimdeki bütün yerleri işgal ettiler.
Bana ne olmuş ki bütün yaratıklar bana boyun eğdiği halde, Ben bu gözdelere itaat ediyorum, bunlarsa bana isyandadırlar. Bunun sebebi sadece şudur ki; aşkın otoritesi ile bunlar, Benim saltanatımdan daha güçlü bir saltanata sahip olup güçlendiler.»
"el-Ikd" adlı eserin sahibi, kitabında Harun Reşid'in şu şiirini nakletmiştir:
«Aşık olan kadın sevgisini gizler, maşukundan yüz çevirdiği izlenimini verir.
Gönlü maşukundan razıdır, ama gözleri ona kızmış gibi görünür.»
İbn Cerir ve diğerlerinin anlattıklarına göre, Harun Reşid'in sarayında cariye, gözde, hizmetçi ve kendi zevcelereriyle kardeşlerinin hizmetçileri olmak üzere 4.000 cariye varmış. Bütün bunlar bir gün Harun Reşid'in huzurunda toplanmışlar, mutribeler ona şarkı okumuşlar, o da neşelenip kendinden geçmiş ve para getirtip üzerlerine saçmıştı. Huzurundaki cariyelerden herbirinin payına 3.000 dirhem düşmüştü, İbn Asakir de böyle bir rivayette bulunmuştur.
Rivayete göre Harun Reşid, Medine'de bir cariye satın almış, bu cariyeyi gerçekten çok beğenmişti. Yakınlarının ve onların bakmakla yükümlü oldukları kimselerin ihtiyaçları karşılansın diye yanma getirilmelerini emretti. Seksen kişi Harun Reşid'in yanına geldi. O da hacibi Fadl b. Rebi'e emir vererek onlarla görüşmesini ve ihtiyaçlarını yazmasını istedi. Bu gelenler arasında bir genç adam vardı ki, fy[e_ dine'de ikamet ediyordu. O, cariyenin aşıkı idi. Cariye haber saldı 0 adam da geldi. Fadl ona sordu:
- Senin hitiyacın nedir?
- İhtiyacım şu ki; mü'minlerin emiri beni falan cariye ile aynı mecliste oturtsun, üç kase şarap içeyim, o da bana üç kez şarkı okusun.
- Sen deli misin?
- Hayır, yalnız bu ihtiyacımı halifeye arz ediyorum.
Gencin bu sözünü Harun Reşid'e aktardılar. O da gencin getirilmesini ve cariye ile birlikte kendisinin görebileceği ama onların kendisini göremeyecekleri bir yerde oturtulmasını emretti. Cariye bir kürsünün üzerine oturdu, önünde hizmetçiler vardı. Genç aşık da başka bir kürsünün üzerine oturtuldu. Bir kase şarap içti ve cariyeye «Bana şarkı oku.» dedi, cariye de ona şu şarkıyı okudu:
«Ey dostlarım; dönün, Allah size bereket versin. Hind doğrudan toprağımızda değilse de; Ona deyin ki: Sapıklık yanımızdan geçmedi.
Ama sizinle buluşabilmek için kasten biz sapıklıktan geçip geldik.
Yarın bizden ve sizden ortaya çıkanlar çoğalacak;
Benim evim de sizin diyarınızdan çok daha uzaklarda olacak.»
Cariye bu şarkıyı genç aşıka okuduktan sonra hizmetçiler çabucak şarap getirdiler, orada ikinci kaseyi içti ve cariyeye: «Sana kurban olayım, bana bir şarkı daha oku.» dedi. Cariye şu şarkıyı okudu:
«Yüzlerimizdeki gözlerimiz bizim halimizi anlatıyor. Biz susuyoruz, aşk konuşuyor.
Bazan öfkeli de olsak gözlerimiz memnuniyet izlenimini veriyor. Bu da bizim aramızda olan ama başkalarınca bilinmeyen bir işarettir.»
Cariye ona bu şarkıyı okuduktan sonra genç aşık üçüncü kaseyi içti ve: «Allah beni sana kurban etsin, bana şarkı oku.» dedi. Cariye de ona şu şarkıyı okudu:
«Bizim için en iyisi ayrı kalmaktır.
Zaman bize hıyanet etti, ama biz hıyanet etmedik.
Keşke şu felek bir defa da bizden yana olsa; Önceleri gibi tekrar bizim lehimize dönse.»
Bundan sonra genç aşık kalkıp oradaki bir merdivenin yukarısına çıktı, sonra da kendini baş aşağı yere attı ve öldü. Harun Reşid: <(Qenç aşık acele etti, vallahi acele etmeseydi cariyeyi ona bağışlayacaktım.» dedi.
Harun Reşid'in fazilet ve üstünlükleri cidden çoktur. Alimler, bu konuda çok şeyler anlatmışlardır. Biz de bu konuda yetecek kadar örnekler sunduk.
Fudayl b. İyaz şöyle derdi: «Harun Reşid'in ölümü kadar bize çok ağır gelecek başka bir ölüm yoktur. Çünkü ondan sonra bazı hadiselerin meydana gelmesinden korkuyorum. Allah'tan, ömrümden birazını alıp onunkine katmasını diliyorum.»
Dediler ki: Harun Reşid vefat edip ondan sonra fitneler, olaylar, ihtilaflar ve Kur'ân'ın mahluk olduğu iddiaları ortaya çıkınca Fudayl b. İyaz'm onun ölümünden neden korkmuş olduğunu anladık. Harun Reşid'in ölmeden önce yatağının altından kendisine bir elin uzandığını ve o elin içinde kırmızı toprak gördüğüne dair rüyasını önceki sayfalarda nakletmiştik. O rüyasında: «Bu toprak mü'minlerin emirinin gömüleceği topraktır.» diye bir ses işitmişti. Harun Reşid, Tus şehrinde vefat etti.
İbn Asakir'in rivayetine göre Harun Reşid, rüyasında bir adamın şöyle dediğini görmüş: «Ben şu köşkün içindeki insanların öldüğünü görür gibi oluyorum!...» Önceki sayfalarda anlatıldığına göre bu rüyayı Harun Reşid'in kardeşi Musa el-Hadi ve babası Muhammed el-Ha-di görmüşlerdir. Doğrusunu Allah bilir.
Yine önceki kısımlarda,da anlatıldığı gibi, Harun Reşid, bulunduğu bu evde mezarının kazılmasını, kazılan mezarının başında bir hatim indirilmesini emretmişti. Kendisi de hasta haliyle orada mezarına bakınca: «İşte ey âdemoğlu, buraya döneceksin.» demiş ve ağla-nuştı. Mezarın göğüs hizasına gelecek kısmının genişletilmesini, ayağına gelecek kısmın da uzatılmasını emretmiş; sonra da şu ayet-i kerimeyi okuyup ağlamıştı:
«Malını bana fayda vermedi, gücüm de kalmadı.» (ei-Hâkka, 28-29.)
Başka bir rivayete anlatıldığına göre Harun Reşid, can çekişirken Şöyle demiş: «Allah'ım, bizi ihsan ile faydalandır, günahlarımızı ba-SiŞİa, ey ölümsüz olan zat, ölümlü olana rahmet et.»
Kan hastalığına (başka bir rivayete göre ise verem hastalığına) yakalanmıştı. Tabip Cibril, hastalığını ondan gizliyordu. Harun Reşid bır adamı çağırarak idrarını bir şişeye koydu ve bunu tabip Cibril'e götürüp göstermesini, idrarın kendisine ait olduğunu ona söylememesini, şayet sorarsa; «Bu yanımızdaki bir hastaya aittir.» demesini em retmişti. Tabip Cibril, idrarı görüne yanındaki arkadaşına:
- Şu idrar o adammkine benziyor, demişti.
İdrar şişesini götüren adam da tabip Cibril'in bu sözle Harun Rp şid'i kasdettiğini anlamış ve ona şöyle demişti:
- Allah aşkına, şu idrarın sahibinin durumunu bana anlat. ÇUn kü benim ondan alacağım vardır. Eğer iyileşmesinden ümid varsa n âlâ, yoksa gidip kendisindeki alacağımı tahsil edeyim.
Tabip Cibril de ona:
- Git ve alacağını kendisinden tahsil et. Çünkü onun sadece birkaç günlük ömrü kalmıştır, dedi.
Adam gidip durumu Harun Reşid'e anlattığında Harun Reşid, tabip Cibril'i yakalamaları için adamlarını göndermişti. Ama Cibril Harun Reşid'in ölümüne kadar kaçıp gizlenmişti.
Hasta halinde iken Harun Reşid şöyle demişti:
«Ben Tus'ta mukimim, ama Tus'ta dostum yoktur.
Hastalığımı iyileştirmesini Rabbinıden umuyorum.
Çünkü o, bana merhamet edendir.
O'nun mutlaka uygulanacak olan hükmü beni Tus'a getirdi.
Ben de onun bu kesin yargısına ancak razı olur,
Sabır ve teslimiyet gösteririm.»
Harun Reşid, hicretin 193. senesinin cemaziyelahir ayının üçünde cumartesi günü Tus şehrinde vefat etti. Cemaziyelevvel veya rebi-yülevvel ayında vefat ettiğine dair başka rivayetler de vardır. Vefat ettiği sırada kırkbeş veya kırkyedi veya kırksekiz yaşında olduğuna dair muhtelif rivayetler vardır. Yirmiüç sene bir ay onsekiz gün süreyle halifelik yapmış olduğuna dair başka bir rivayet de vardır. Cenaze namazını oğlu Salih kıldırdı ve Tus şehrine bağlı Senabas köyünde defnedildi.
Ravinin biri dedi ki: Harun Reşid'in ölümünden sonra insanlar Tus şehrine dönerlerken medfun olduğu Senabas köyündeki mezarının üzerinde şu yazıyı okudum:
«Askerlerin menzilleri şen ve mamurdur. Ama en büyük menzil ise terkedilmiştir. Allah'ın halifesi, çürüme evinde (mezarda) dir. Bedeninin üzerine, uçuşan tozlar gelmektedir. Kervanlar gelir, onunla övünür. Kervanlar döner, onun üzerine ağlar.»
Harun Reşid'in ölümü üzerine şair Ebu Şis, şu ağıtı yakmıştı:
«Doğuda bir güneş battı;
O güneşin yaşaran iki gözü vardı.
Doğduğu yerde batan başka bir güneş görmedik.»
Şairler onun ölümüne çeşitli kasidelerle ağıtlar yakmışlardı.
İbn Cevzî dedi ki: «Harun Reşid, başka hiçbir halifenin bırakamazdı miktarda çok miras bıraktı. Mücevher, ev eşyası, çiftlikler, evler gibi miraslar bıraktı ki, mücevher ve eşyalarının kıymeti 100.035.000 dinardı.»
İbn Cerir dedi ki: «O zaman beytü'l-malda 700 küsur milyon dinar vardı.»

