El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Adüdü'd-Devle İle İlgili Bazı Haberler

Ebu Şüca b. Rüknü'd-Devle Ebu Ali Hüseyin b. Büveyh ed-Deyle-mî. Bağdat'ın ve diğer şehirlerin emiriydi. İlk olarak" Şahinşah" unvanını alan o idi. Şahinşah, hükümdarlar hükümdarı anlamına gelir. Sahih hadiste …

Ebu Şüca b. Rüknü'd-Devle Ebu Ali Hüseyin b. Büveyh ed-Deyle-mî. Bağdat'ın ve diğer şehirlerin emiriydi. İlk olarak" Şahinşah" unvanını alan o idi. Şahinşah, hükümdarlar hükümdarı anlamına gelir. Sahih hadiste Peygamberimizin (s.a.v.) şöyle buyurduğu sabittir:

"Allah katında en alçak isim, "hükümdarlar hükümdarı" adını alan kişinin ismidir."

Başka bir rivayette anlatıldığına göre Peygamber (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurmuştur:

"Hükümdarlar hükümdarı, hüküm ancak kendisinin olan Aziz ve CelilAllah'dır!"

Bağdat'ta kendisi için davul çalınan ve hutbelerde halifenin adının yanı sıra adı okunan ilk kişi, Adüdü'd-Devle'dir. İbn Hallikan'ın anlattığına göre şairler, Adüdü'd-Devle'yi muazzam övgülerle övmüşlerdir. Onu öven şairler arasında Mütenebbî de vardır.

Ebü'l-Hasan Muhammed b. Abdullah es-Selamî, bir kasidesinde Adüdü'd-Devle'yi şöyle övmüştür: "Yeryüzünün bütün genişliği senin için dürüldü.

Dürülen mesafeler kısaldı ve konağın her taraftan görülür oldu.

Ben karanlıklarda kesin olarak şuna azmettim;

Tıpkı kartalların toplanıp bir araya gelişi gibi üç şeye azmettim:

Emellerimi bir hükümdarlıkla müjdeledim ki, o hükümdarlık bütün halkı gölgesi altına almıştı.

Emellerimi bir diyarla müjdelemiştim ki, orası da dünyadır.

Emellerimi bir gün ile müjdelemiştim ki, o da bütün zamanı içine alır."

Mütenebbî şöyle demişti: â

"O en son amaçtır, emel seni görmektir. Dünya senin menzilindir. Sense bütün mahlukat gibisin."

Ebu Bekir Ahmed el-Errecanî bir kasidesinde onu şöyle övmüştü:

"Onu gördüm, sanki bütün insanlığı bir adamın şahsında görmüş gibi oldum.

Bütün zaman bir saate sığdınlmıştı. Bütün yeryüzü de bir eve sığdırılmıştı."

Kardeşinin kölesi Alptekin ona mektup yazarak Fatımîlerle sava-şabilmesi için Dımışk'a kendisine takviye askeri birlikler göndermesini istemişti. Adüdü'd-Devle de ona şöyle bir mektup yazdı: "Onurun seni aldattı. Bütün gayretin bu oldu. Aşırı fiillerden sakın. Belki böylece doğru yolu bulup sakinleşirsin."

İbn Hallikan dedi ki: "Adüdü'd-Devle bu mektubunda bedii sanatları olanca gücüyle kullanmıştı."

Daha önce hiç kimseye nasip olmayacak şekilde halife ona tazimde bulunmuştu. Adüdü'd-Devle, Bağdat'ı ve yolları onardı. Düşkünlere ve muhtaçlara bol miktarda nafaka verdi. Nehirler açtırdı. Adüdi hastahanesini inşa ettirdi. Rasûlullah (s.a.v.)'ın şehri Medine'nin etrafını, surlarla ördürdü. Bütün bunları beş senelik Irak hakimiyeti esnasında gerçekleştirdi. Akıllı, faziletli, heybetli, himmetli ve iyi bir siyasetçi idi. Ancak şer'i işlerin idaresinde haddi aşardı. Bir cariyeye aşıktı. Cariye onu memleket idaresinden aciz koydu. Bunun üzerine cariyenin boğulmasını emretti. Bir kölesinin bir adamın karpuzunu gasbettiğini duyunca kölesini bir kılıç darbesiyle ikiye böldü. Bu gerçekten bir mübalağadır. Ölüm sebebi sar'a hastalığıydı. Ölüm hastalığına yakalandığında sadece şu ayet-i kerimeyi okudu ve başka birşey söylemedi:

"Malım bana fayda vermedi, gücüm de kalmadı." (ei-Hâkka, 28.)

Ölünceye kadar hep bunu okudu.

İbnü'l-Cevzî'nin anlattığına göre; Adüdü'd-Devle, ilim ve fazileti severdi. Yanında Öklides'in kitabı ve Ebu Ali el-Farisî'nin "el-İzah ve't-Tekmile" adlı nahiv kitabı okunurdu. Ebu Ali, bu kitabı onun için yazmıştı.

Adüdü'd-Devle bir defasında bahçesine gitmiş ve: "Keşke yağmur yağsaydı." demiş ve yağmur yağmaya başlayınca o da şu şiiri okumuştu:

"Şarap ancak yağmur yağarken içilir. Cariyeler ancak seher vaktinde şarkı okurlar.

O şarkı okuyucular ki, bütün yasakları ortadan kaldırırlar.

Çalgının tellerine yumuşak yumuşak vururlar.

Oynar, çiçek gibi saçılırlar, gözleri de iridir.

Çeşitli giysiler giyinirler ve eteklerini yerden sürürler.

İnsanı vecde getirirler nağmeleriyle,

Kederleri kaldırıp yok ederler, düşünceliye ümit aşılarlar.

Kaseleri doğdukları yerden çıkarıp getirirler.

içkiyi fevkalbeşer kimselere içirirler.

Adüdü'd-Devle, bu ülkenin temellerini kurdu.

Hükümdarlar hükümdarıdır, kadere galip gelmiştir!

Allah onu yeryüzünün hükümdarları karşısında muzaffer kılsın.

Zaferi de ay doğduğu sürece kolaylaştırsm.

Çocuklarına da hayır göstersin.

Hükümdarlık giysisi gururla üzerlerinde dursun."

Allah onu da, şiirini de, çocuklarını da kahretsin. Çünkü o bu beyitlerinde Allah'a karşı cüretli ifadeler kullandı. Sonra da iflah olmadı. Anlatıldığına göre o "kadere galip gelmiştir!" sözünü sarfederken Cenâb-ı Allah canını alıp öldürmüştür.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre, yukarıdaki beyitler onun huzurunda okunmuş, sonra da kendisi ölüp gitmiştir.

Adüdü'd-Devle bu senenin şevval ayında kırkyedi veya kırksekiz yaşında ölmüş. Cenazesi Meşhed-i Ali'ye götürülmüş ve orada defne-dilmiştir. Kendisinde Rafızilik ve Şiîlik vardı. Meşhed-i Ali'deki mezarının üzerine şu ibare yazılmıştı:

"Burası, memleketin tacı, Adüdü'd-Devle Ebu Şüca b. Rüknü'd-Devle'nin mezarıdır. Ahirette halasa ümitlendiği için şu muttaki imamın yanı başına defnedilmeyi istemiştir."

"O gün, herkesin kendi derdine düşüp çabalayacağı ve herkesin işlediğinin haksızlığa uğratılmadan kendisine ödeneceği bir gündür." (en-Nahl, ııı.) Allah'a hamdolsun. Muhammed'e ve onun temiz nesline de salat-ü selamlar olsun.

Adüdü'd-Devle öldüğü esnada Kasım b. Ubeydullah'm şu şiirini okumuştu:

"Koca adamları öldürdüm, hiçbir düşmanı hayatta bırakmadım. Onun yolunda ve inancında olan hiç kimseye mühlet tanımadım. Memleketi savurganlarla müptezel kimselerden arındırdım. Onları doğuya ve batıya dağıtıp şevkettim. Onur ve yükseklikte yıldızlar mertebesine vardığımda, Bütün halk bana boyun eğip köle olduğunda, 0 Ölüm bana bir ok fırlattı ve kuvvetimi, ateşimi söndürdü. İşte şimdi çukurumda atıl vaziyette bırakılmış bulunmaktayım. Dinimi ve dünyamı sefahat uğrunda tükettim. Şimdi bu mezarda benden daha bahtsız kim vardır?"

Sonra bu beyitlerle şu ayeti tekrarlamaya başladı. Nihayet vefat etti: "Malım bana fayda vermedi, gücüm de kalmadı." (el-Hâkka, 28.)

Oğlu Samsame, siyah elbiseler giyinmiş olarak yerde oturup taziyeleri kabul etmeye başladı. Halife de taziyelerini bildirmek üzere oraya geldi. Kadınlar günlerce çarşı pazar ve sokaklarda saçlarını başlarım açıp ona ağıt yaktılar. Taziyeler sona erdiğinde oğlu Samsame hilafet sarayına gitti. Halife ona yedi hu"at, tac, bilezikler ve benzeri nişanlar taktı. Ona Şemsü'd-Devle lakabım verdi. Babasının görevine atadı. O gün, görülmesi gereken cidden muazzam bir gündü.