El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ahmed B. İsa

Künyesi Ebu Said el-Harraz'dı. İbadeti, mücahedesi vera1 ve murakabesi ile meşhur sofilerden biriydi. Bu konuda eserleri vardı. Sıkıntılı hallere dayanıklılığı, harika halleri ve kerametleri vardı. İbrahim b. Edhem'in …

Künyesi Ebu Said el-Harraz'dı. İbadeti, mücahedesi vera1 ve murakabesi ile meşhur sofilerden biriydi. Bu konuda eserleri vardı. Sıkıntılı hallere dayanıklılığı, harika halleri ve kerametleri vardı. İbrahim b. Edhem'in arkadaşı İbrahim b. Beşşar'dan ve diğerlerinden rivayetlerde bulundu. Ali b. Muhammed el-Mısrî ve bir cemaat da ondan rivayetlerde bulunmuşlardır. Onun bazı güzel sözlerini nakletmek istiyorum, şöyle ki:

"Allah'tan korkan kimselerin gözleri yaşardığında onlar, gözyaşları ile Allah'la yazışmış olurlar."

"Afiyet halinde iyi ve kötü kimse belli olmaz, ama bela inince o zaman kimin iyi kimin kötü olduğu belli olur."

"Dış durumla muhalif olan her iç durum, batıldır."

"Geçmiş vakitle meşgul olmak, içinde bulunulan vakti zayi etmek demektir."

"İyi kimselerin sevap getirecek iyi işleri, Allah'a çok yakın olan mukarreb kimseler için günah sayılır."

"Kazadan öne rıza, tefviz yani kişinin işini Allah'a havale etmesi demektir. Ama kaza vukuu anında rıza göstermek teslimiyettir."

Beyhakî'nin rivayetine göre, Peygamber'imizin (s.a.v.): "Kalpler kendisine ihsanda bulunan kimseyi sevmek doğrultusunda yaratılmışlardır." hadisini kendisine sorduklarında Ahmed b. İsa şöyle demişti: "Hayret ediyorum o kimseye ki Allah'tan başka kendisine ihsan edici bir zatı görmediği halde nasıl olur da ona tamamiyle meyletmez?"

Ben derim ki: Bu hadis, sahih değildir, ama ifade ettiği manalar, en güzel manalardır.

Ahmed b. İsa'nın oğlu Said dedi ki: Babamdan bir danik (dirhe-ın altıda biri) gümüş istedim. Babam bana dedi ki: "Ey oğulcuğum,

ret. Eğer baban, hükümdarların kendisinin kapısına gelmelerini

B. İslâm Tarihi, C. XI, F. 8

isteseydi hükümdarlar buna karşı çıkmaz, mutlaka babanın kapısına gelirlerdi. Ama baban bunu istemedi (dünyalığa meyletmedi)." İbn Asakir'in rivayetine göre Ahmed b. İsa şöyle demiştir: «Bir defasında şiddetli derecede acıktım. Allah'tan yemek isteyeyim, dedim. Ama sonra kendi kendime: "Bu, tevekküle aykırıdır." dedim. Allah'tan sabır istemeye azmettim, ama o esnada görünmezlerden bir ses bana şöyle dedi:

"O, bize yakın olduğunu, kendisine gidenleri zayi etmeyeceğini söylüyor.

Sıkıntı halinde sabır gösterip bizden konukluk istiyor.

O bizi görmediği gibi sanki biz de kendisini görmüyormuşuz!"

Kalkıp yürümeye başladım ve azıksız olarak fersahlarca yol ka-t ettim.»

"Seven kimse, sevgilisinin herşeyi ile yetinip teselli bulur, ama onu takib eder. Haberlerini sormamazhk etmez. Ondan haberdar olmadan teselli bulmaz."

Böyle dedikten sonra da şu şiiri okudu:

"Size onu soruyorum, haber veren var mı?

Sevgilim Numan'm Mekke'den sonra nereye gittiğini bilmiyorum. Ailesinin nerede çadır kurduğunu, Allah'ın hangi beldesine yöne-lip göçtüklerini bilseydim;

O zaman rüzgarın peşine takılarak bulunduğu yere giderdim. Yıldızların yanında da olsa peşine düşmekten vazgeçmezdim."

Ahmed b. İsa, bu senede vefat etti. Hicretin 274. senesinde, 286. senesinde vefat ettiğine dair muhtelif rivayetler de vardır. Ama sahih olan birinci rivayettir.

Bu senede meşhur şahsiyetlerden Hafız İsa b. Abdullah b. Sinan b. Zekveyh b. Musa et-Teyalisî vefat etti. Bu zat, Ruab lakabıyla tanınırdı. Affan'dan ve Ebu Nuaym'dan hadis dinledi. Ebu Bekir eş-Şafîî ile diğerleri de kendisinden hadis dinlediler. Darekutnî, onun sika bir ravi olduğunu söylemiştir. Bu senenin şevval ayında, seksendört yaşında vefat etti.