İbnü'i-Esir'in el-Kamil adlı eserinde anlattığına göre; Muizzü'd-Devle'nin kölesi Alptekin, efendisine isyan etmiş, etrafında Deylemli-lerden, Türklerden ve bedevilerden birçok asker toplanmıştı. Sözü edilen Alptekin, bu sene Dımışk'a gelmişti. Dımışk'ta Fatımîlerin valisi hadim Reyyan bulunuyordu. Alptekin Dımışk'ın dışarı mıntıkasına konakladığında Dımışk'ın büyükleri, yaşlıları ve eşrafı onun yanına geldiler. Fatımîlerden çektikleri zulmü, baskıyı, muhalif itikadı ona anlattılar. Dımışk'ı Fatımîlerin elinden kurtarmak için olanca çabayı göstermesini istediler. O zaman Alptekin şehiri ele geçirmeye kesin karar verdi, uğraşısını devam ettirdi. Nihayet hadim Reyyan'ı Dımışk'tan çıkardı. Oradaki şer erbabım kırıp geçirdi. İyilik ve hayır ehli kimselerin şanım yüceltti. Halka adaletle hükmetti, oyun ve eğlence erbabının kökünü kazıdı. Daha önce şehirde fesat çıkaran Merc ve Gota halkının mallarını yağmalayan, onları haraca bağlayan bedevilerin ellerini bağlayıp kötülüklerine engel oldu.
İşler Alptekin vasıtasıyla yoluna girip Şamlıların idaresi düzelince, Muiz el-Fatımî ona bir mektup göndererek bu çabasını şükranla karşıladığım bildirdi. Kendisine hil'at giydirmek ve kendi tarafından onu naib olarak atamak üzere yanına gelmesini taleb etti. Ancak Alptekin bu çağrıya olumlu cevap vermedi. Aksine Muiz adına Şam'da hutbe okunmasına son verdi. Tai' el-Abbasî adına hutbe okutmaya başladı. Sonra Sayda şehrine gitti. Orada İbnü'ş-Şeyh yönetiminde Mağriblilerden bir grup halk vardı. Aralarında Mevhub el-Ukaylî'nin oğlu Zalim de vardı. Zalim, daha önce Muiz el-Fatımî tarafından atanmış Şam valisiydi. Ancak halka adil bir muamelede bulunmamış ve valilik görevinden düşmüştü.
Alptekin, Sayda halkını kuşatma altına aldı. Şehri ele geçirinceye kadar kuşatmayı sürdürdü. Onlardan 4.000 kadar eşrafı öldürdü. Sonra Taberiye'ye gitti, oraya da aynı muameleyi tatbik etti. O esnada Muiz el-Fatımî, Alptekin'in yanına gitmeye karar verdi. Bu iş için asker toplamakta iken Muiz -ileride de anlatılacağı gibi- hicretin 365. senesinde vefat etti. Kendisinden sonra yerine oğlu Aziz geçti. Böylece Alptekin Şam'da Muiz gailesinden kurtularak rahatladı. Durumu kuvvetlendi, otoritesi güçlendi.
Sonra Mısırlılar, Alptekin'le"savaşmak ve Şam'ı onun elinden alması için komutan Cevher'i üzerine göndermeye karar verdiler. İşte o zaman Şamlılar Alptekin'e yemin ederek Fatımîlere karşı yanında yer alacaklarını söylediler. Kendisine samimi davranacaklarını, onu terketmeyeçeklerini bildirdiler. Komutan Cevher gelip Şam'ı yedi ay süreyle şiddetli bir kuşatma altına aldı. Alptekin'in göz kamaştıran kahramanlığım gördü. İş uzayınca bazı Dımışklılar Alptekin'e, Ah-sa'da bulunan Hüseyin b. Ahmed el-Karmatî'ye mektup yazıp yardımına gelmesi talebinde bulunmasını tavsiye ettiler. Alptekin, Hüseyin b. Ahmed el-Karmatî'ye mektup yazınca Hüseyin onun yardımına geldi. Cevher ise, onun geldiğini duyunca, artık biri şehir içinde diğeri de şehir dışındaki iki düşman arasında kalamayacağını anladı. Remle'ye yönelerek Şam'ı terketti.
Alptekin ve Hüseyin b. Ahmed el-Karmatî, 50.000 kadar askerle peşine düştüler. Remle'ye üç fersahlık mesafede Tavvahin nehri yakınında karşılaştılar. Cevher'i Remle'de kuşatma altına aldılar. Yiyecek ve içecek azlığı nedeniyle Cevher'in durumu cidden zorlaştı. Öyle ki kendisi ve beraberindekiler neredeyse öleceklerdi. Cevher, Alptekin'den at üzerinde bir araya gelip görüşmek istediğini bildirdi. Alptekin onun bu isteğini kabul etti. Gevher adamlarıyla birlikte üstadının yanma dönmesine müsaade edilmesi için çok rica etti. Kendisinin ve adamlarının dönmelerine müsaade edilmesi durumunda Alptekin'i üstadının yanında iyilikle anacağını bildirdi. Ancak bu sözlerini Karmatî'ye duyurmadı. Cevher, dahi bir kişiydi. Alptekin, onun bu isteğini kabul etti. Ancak Karmatî onu bu fikrinden dolayı pişman etti ve şöyle dedi: "Doğru görüş şudur ki; baştan sona ölmelerine dek bunları kuşatma altında tutalım. Bunu bıraktığımız takdirde üstadının yanına gidecek, sonra da asker toplayıp tekrar üzerimize gelecektir. O zaman kendilerine güç yetiremeyiz."
Gerçekten de Hüseyin el-Karmatî'nin dediği gibi oldu. Çünkü Alptekin, onu kuşatma çemberinden çıkarıp üstadı Aziz'in yanına gidince; üstadını, bizzat gelerek Alptekin'le savaşması için teşvik etti. Bu ısrarını sürdürünce Aziz, dağlar misali büyük bir ordu ile harekete geçti. Askerleri, teçhizatı, ağırlık ve malları çoktu. Bu ordunun öncü birliğinin komutanı da Cevher'di. Öte yandan Alptekin ile Hüseyin el-Karmatî de askerleri ve bedevi savaşçıları toplayıp Remle'ye doğru yürüdüler. Hicretin 367. senesinin muharrem ayında savaşmaya başladılar.
İki taraf karşı karşıya geldiklerinde Aziz el-Fatımî, Alptekin'in göz kamaştıran şecaatini gördü. Bunun üzerine ona haber salarak şayet kendisine itaat edip yanına dönecek olursa onu askerlerinin başkomutanı yapacağını, ona son derece iyilik ve ihsanda bulunacağını bildirdi. Alptekin de iki saf arasında atından inip Aziz'e doğru yöneldi ve yeri öptü, sonra da ona şu haberi gönderdi: "Eğer bu sözü bu durumdan önce söylemiş olsaydın, hemen kabul eder ve itaatına girerdim, ama bundan sonra bu sözü kabul etmeme imkan yoktur." Böyle dedikten sonra atına bindi ve Aziz'in ordusunun sol kanadına saldırdı, orayı dağıttı. Süvari ve piyadeler darmadağın oldular. O esnada Aziz, ordunun merkezinden çıkıp ortaya geçti, sağ kanada emir verdi. Bu kanat, Alptekin ve Hüseyin elKarmatî'nin birleşik ordusuna şiddetli bir saldın gerçekleştirince Karmatî tarafı bozguna uğradı. Diğer Şamlılar da onlann akibetlerine uğradılar. Mağribliler bunların peşlerine düştüler. Kimini öldürüyor, kimini esir alıyorlardı.
Aziz, bulunduğu yerden ayrılıp beraberindeki askerleriyle birlikte Şamlıların çadırlarına geldi. Kaçanların peşlerine müfrezelerini taktı. Bir esir getirildiğinde onu getirene mutlaka hil'at giydiriyordu. Ayrıca Alptekin'i getirecek olana da 100.000 dinar vereceğini vaad etti. Derken Alptekin şiddetle susadı, arkadaşı .Müferrec b. Dağfel'e uğradı, ondan su istedi, Müferrec ona su verdi ve onu evine konuk etti. Öte yandan gizlice Aziz'e haber salarak aradığı adamın yanında olduğunu ve 100,000 dinarı göndermesini, gelip aradığı adamı götürmesini istedi. Aziz ona 100.000 dinar para ve bir de Alptekin'i teslim alacak görevlileri gönderdi.
Alptekin kuşatma altına alınınca mutlaka öldürüleceğini anladı. Ama bir anda kendisini Aziz'in huzurunda gördü. Aziz ona son derece ikramda bulundu. Mallarını ve paralarını tamamiyle ona iade etti. Malından ve parasından hiçbir şey eksilmemişti. Ayrıca Alptekin'i en has arkadaş ve komutanları arasına kattı. Onu evinin bitişiğindeki bir eve yerleştirdi. Mısır'a saygı ve ikram içinde geri götürdü. Orada kendisine bol miktarda ikta araziler verdi. Ayrıca Hüseyin el-Karmatî'ye de haber salarak yanına gelmesi durumunda Alptekin'e yaptığı gibi ona da ikramda bulunacağını bildirdi. Ancak Hüseyin korktu ve Mısır'a gitmedi. Ama Aziz ona, kendisinin şerrinden kurtulmak için 20.000 dinar para gönderdi ve her sene bu kadar para göndereceğini bildirdi.
Alptekin, Aziz'in yanında saygı ve ikram görerek yaşadı. Nihayet onunla vezir İbn Kils arasında anlaşmazlık meydana geldi. Vezir ona düşman oldu, zehir içirdi ve bunun üzerine Alptekin vefat etti. Aziz bu durumu Öğrenince vezire öfkelendi ve onu kırk küsur gün hapiste tuttu. Ayrıca ondan 500.000 dinar para cezası tahsil etti. Ama onsuz idareyi yürütemeyeceğini anlayınca tekrar vezirliğe iade etti.
İbnü'l-Esir'in anlattıklarının hülasası budur.

