El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ebu Ahmed El-Muvaffak'ın Biyografisi

Kendisine "Allah'ın dininin yardımcısı" anlamına gelen, emir Nasır Lidinillah deniliyordu. Ayrıca Muvaffak lakabı da vardı. Talha b. Mütevekkil Alallah Cafer b. Muhammed el-Mutasım b. Harun er-Re-şid de deniliyordu. …

Kendisine "Allah'ın dininin yardımcısı" anlamına gelen, emir Nasır Lidinillah deniliyordu. Ayrıca Muvaffak lakabı da vardı. Talha b. Mütevekkil Alallah Cafer b. Muhammed el-Mutasım b. Harun er-Re-şid de deniliyordu. Hicretin 229. senesinin rebiyülevvel ayının ikisinde çarşamba günü doğdu. Kardeşi Mutemid halife olunca, kardeşi Cafer'den sonra onu veliahd tayin etti ve ona Muvaffak Billah lakabını verdi. Bu zat, zenci liderini öldürüp askerlerini dağıttıktan sonra, "Allah'ın dininin yardımcısı" anlamana gelen, Nasır Dinillah lakabını aldı. Kendisine akd ve hail heyetinin başkanlığı, vali atama ve azletme yetkisi verildi. Haraçlar toplanıp kendisine teslim edilirdi. "Allahım, emir Nasır Lidinillah Ebu Ahmed el-Muvaffak Billah'ı ıslah et ki; o, Müslümanlığın veliahdı ve mü'minlerin emirinin kardeşidir."

Fakat kardeşi Mutemid'den altı ay önce vefat etti. Derin bir akıl sahibi ve iyi bir idareciydi. Kadıları yanında oturtur ve halkın şikâyetlerini dinlerdi. Mazlumun hakkını zalimden alırdı. Edebiyatı, neseb ilmini, fıkhı, devlet yönetimini ve diğer ilimleri bilirdi. Cidden çok büyük eserleri ve güzellikleri vardı.

Ölüm sebebi, sefer esnasında nikris hastalığına yakalanmasıydı. Bağdat'a hasta halde geldi. Safer ayının başlarında evinde kaldı. Hastalığı arttı, ayakları şişti. Ayaklan aşırı derecede büyüdü. Üzerine kar ve benzeri soğutucu şeyler konuluyordu. Hareket edemediği için başkaları onu tahtırun üzerine oturtuyorlardı. Nöbetleşe kırk kişi onun vücudunu kaldırıp indirmekle meşgul oluyordu. Bir gün onlara şöyle dedi: "Muhakkak benden usandığınızı biliyorum. Keşke ben de sizlerden biri gibi yeyip içsem, rahatça uyuyabilseydim. Benim divanımda 100.000 rızık bekleyen vardır. Bunlar benim verdiğim paralarla geçimlerini sağlıyorlar. Ama bunların arasında benden daha perişan halde biri yoktur!"

Sonra bu senenin safer ayının bitimine sekiz gün kala perşembe gecesi Hüseyni Kasrı'nda vefat etti. İbn Cevzî'nin ifadesine göre vefat ederken yaşı, kırkyedi seneden bir ay ve birkaç gün noksandı.

Ebu Ahmed el-Muvaffak vefat edince, komutanlar ondan sonraki dönem için oğlu Ebul-Abbas Ahmed'e bey'at için bir araya gelip toplandılar. Mutemid, babasından sonraki dönemin veliahdı olduğundan ötürü bey'at aldı. Minberler üzerinde onun adına hutbe okundu. Babasının sahip olduğu vali atama ve azletme, işleri halledip çözme yetkisi kendisine verildi ve Mutedid Billah lakabını aldı.

Bu senede İdris b. Süleym el-Fak'asi el-Musilî vefat etti. İbnü'l-Esir'in ifadesine göre bu zat, çok hadis rivayet eden salih bir kimsedir.

Bu senede Cezire valisi İshak b. Kündac da vefat etti. Bu, görüş sahibi bir kimseydi. Vefat edince oğlu Muhammed onun makamına

atandı.

Bu senede Tarsus naibi Yazman, Bizans'ta kuşatma altında tuttuğu bir beldeden kendisine mancınıkla atılan bir taşla yaralanarak receb ayında vefat etti. Tarsus'a defnedildi. Kendisinden sonra yerine sınır boyu valiliğine Humaraveyh b. Ahmed b. Tolon'un emri üzerine Ahmed el-Cuaytî atandı. Humaraveyh, kısa bir süre sonra onu bu görevden azlederek yerine amcası oğlu Musa b. Tolon'u atadı.

Bu senede Abduh b. Abdurrahim Öldü. Allah onu kahretsin. İbn Cevzî'nin ifadesine göre bu adam, şaki biri olup Bizans illerinde çok gaza yapmıştı. Gazanın birinde Müslümanlar Bizans ülkesinin bir beldesini kuşatma altında tutmakta iken bu şaki, Rum kadınlarından birine gözü takılmış, kaledeki bu kadına tutulmuş, onunla haberleşe-rek kendisine nasıl kavuşabileceğini sormuş, kadın da: "Eğer Hristi-yan olup yanıma gelirsen senin olurum." demiş, o da kadının bu isteğini yerine getirmişti. Müslümanlar bir de ne baksınlar, bu şaki Ab-duh'un Rum kadınının yanında olduğunu görmüşler. Bu sebeple çok kederlenip üzülmüşler ve aşırı derecede eseflenmişlerdi. Bir süre sonra kalede o kadınla birlikte iken Müslümanlar yanına uğramışlar ve ona şöyle sormuşlar: "Ey adam! Kur'ân'ın ne oldu, ilmin ne oldu, orucun ne oldu, cihadın ne oldu, namazın ne oldu?!" O da şöyle cevap vermiş: «Bilesiniz ki, Kur'ân'ın şu ayeti dışında tümünü unuttum:

"İnkâr edenler, keşke Müslüman olsaydık temennisinde bulunacaklardır. Bırak onları yesinler, zevk alsınlar; ümid onları avundursun; ileride öğrenecekler." (el-Hicr, 2-3.) Artık, benim Rumlar arasında malım ve çocuklarım vardır.»