El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ebu Bekir Eş-Şiblî

Sofiye meşayihindendir. Asıl adı hususunda ihtilaf edilmiştir. Kimi Dülef b. Cafer, kimi Dülef b. Cahder, kimi ise Cafer b. Yunus olduğunu söylemişlerdir. Aslı, Horasan'ın Uşrusiye şehrine bağlı Şeble köyündendir. …

Sofiye meşayihindendir. Asıl adı hususunda ihtilaf edilmiştir. Kimi Dülef b. Cafer, kimi Dülef b. Cahder, kimi ise Cafer b. Yunus olduğunu söylemişlerdir. Aslı, Horasan'ın Uşrusiye şehrine bağlı Şeble köyündendir. Samarra'da doğmuştur. Babası halife Muvaffakın baş hacibi, dayısı da İskenderiye naibi idi. Hayrü'n-Nessac'm teşviki ile tevbe etmişti. Hayrü'n-Nessac, ona öğüt verir, vaazda bulunurdu. Sözleri onun kalbine tesir etmiş ve hemen tevbe etmişti. Sonra derviş ve şeyhlerle arkadaşlık etmiş, önde gelenlerinden biri olmuştu.

Cüneyd-i Bağdadî: "Şiblî, bunların tacıdır." demiştir.

Hatib Bağdadî, Ali b. Müsennâ et-Temimî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Bir gün Şiblî'nin evin© gittim, heyecanlıydı. Şöyle bir şiir okuyordu:

"Senden uzak kalmaya sabredüemez, daha önce sana yakın olmaya alışkın olan kişi buna katlanamaz.

Daha önce aşkına müptela olan kimse senden ayrı kalmaya dayanamaz».

Göz seni görmese de kalp seni görür."

Onun harika halleri ve kerametleri olduğu anlatılmıştır. Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi a, Hallac'a isnad edilen bazı sözlerle ilgili olarak üzerinde hiç düşünmeksizin şüpheye katılanlardandı. Hallac'm ilhad ve ittihada dair sözleri, onu kendisi hakkında kuşkulandırmıştı.

Vefat edeceği zaman can çekişirken hizmetçisine şöyle demişti "Zimmetime geçmiş bazı dirhemler oldu ama ben o dirhemlerin sahibi yerine sadakalar verdim. Fakat yine de bu benim kalbimi meşgul ediyor, bundan başka bir şey düşünemez hale geldim."

Böyle dedikten sonra hizmetçisine, kendisine abdest aldırmasını emretmiş; hizmetçisi ona abdest aldırmıştı; ama sakalını hilâlleme-mişti. Bunun üzerine Şiblî, -dili tutulmuş olarak- elini kaldırdı ve sakalını hilâllemeye başladı.

İbn Hallikan, "el-Vefeyat" adlı eserinde ondan bahsetmiş ve onun bir gün Cüneyd'in yanına gidip huzurunda durduğunu, ellerini birbirine çarpıp şu şiiri okuduğunu hikaye etmiştir:

"Beni vuslata alıştırdılar, vuslat tatlı bir şeydir.

Sonra beni yârdan uzaklaştırma darbesine çarptırdılar. Uzaklaşmak çok zordur.

Beni kınarken suçumun aşırı sevgi ve aşk olduğunu söylediler. Bu ise suç değildir.

Hayır, yâr ile karşılaşma ve vuslat anındaki boyun eğme hakkı için derim ki;

Aşıkın mükâfatı ancak sevilmesidir."

Rivayete göre Ebu Bekir eş-Şiblî şöyle demiştir: «Cuma günü Ru-safe Camii'nin kapısında çıplak bir deli gördüm, şöyle diyordu: "Ben Allah'ın divanesiyim!" Kendisine: "Niçin örtünüp camiye girmiyor ve °rada cuma namazı kılmıyorsun?" dediğimde şu şiiri okudu:

"Diyorlar ki; bizi ziyaret et ve hakkımızın gereğini yerine getir. Oysa benim durumum onların bendeki haklarım düşürmüştür. Halimi görüp de benden ve halimden tiksinmezlerse , Ben onları kendimden tiksindiririm."

Hatib Bağdadî, "Tarih"inde anlattığına göre Ebu Bekir eş-Şiblî şu şiiri kendi nefsine hitaben okumuştur:

"Gençlik gitti, onunla birlikte sevgili de gitti. Kirpiklerde birbiriyle boğuşan iki damla gözyaşı meydana geldi.

Olaylar bana insaflı davranmadılar. İki veda edici şeyle bana darbelerini vurdular, oysa benim iki kalbim yok ki!"

Ebu Bekir eş-Şiblî, bu senenin bitimine iki gece kala, bir cuma gecesi vefat etti. Seksenbeş yaşındaydı. Bağdat'ın Hayzuran mezarlığına defnedildi. Allah ona rahmet etsin. Doğrusunu Allah bilir.