Büveyhoğullarının en büyüğü olup onlardan hükümdarlığa geçen ilk şahıs idi. Akıllı, maharetli ve gidişatı güzel bir kimse olup lider şahsiyetli idi. Önceki kısımlarda da anlattığımız gibi ilk olarak hicretin 322. senesinde ortaya çıkmıştı. Ama bu senede hastalığı ilerledi, acıları fazlalaştı. Öleceğini anladı. Sahip olduğu servet, hakimiyet, mal ve adam çokluğu ona fayda vermedi ve Allah'ın onun hakkında takdir ettiği Ölümü de kendisinden uzaklaştırmada. Deylemli Türk ve Acem askerleri de ona yardımcı olmadılar. Aksine kendilerine en fazla muhtaç olduğu bir zamanda etrafından uzaklaştılar. Herşeye muktedir, herşeyi kahredici ve herşeyi bilen Allah, noksanlıklardan münezzeh ve yüce bir hükümdardır.
Ebü'l-Hasan Ali b. Büveyh'in erkek evladı yoktu. Kardeşi Rük-nü'd-Devle'ye haber salıp oğlu Adüdü'd-Devle ile birlikte yanma gelmelerini ve kendisinden sonra onu veliaht tayin etmeyi istediğini bildirdi. Kardeşi yanma geldiğinde çok sevindi ve bütün askerleriyle onu karşılamaya çıktı. Kardeşini hükümet konağına getirdiğinde tahtına oturttu. Kendisi de komutanlardan biri gibi karşısında durdu ki kardeşinin kendisinin emirleri, vezirleri ve yardımcıları nezdinde şanı yücelsin. Sonra sahip olduğu beldeler ve mallar hususunda onun için bey'atta bulundu. Memleketini ve halkını idare etme hakkını ona verdi. Bu adamları arasında önde gelen komutanlar da vardı. Böyle yapmakla kardeşinin itibarım yükseltmek istemişti. Kardeşi de önde gelen bazı kimseleri yakalamaya başladı. Adüdü'd-Devle'nin hakimiyeti sağlansın ve işler onun namı hesabına yoluna girsin diye bunların kimini öldürdü, kimini de hapse attırdı.
Sonra İmadü'd-Devle, bu senede elliyedi yaşında iken Şiraz'da vefat etti. Onaltı sene müddetle hüküm sürmüştü. Kendi zamanındaki hükümdarların en hayırlısı idi. Akranlarına nisbetle ilerideydi. Yarım kazanmıştı. Emirü'l-ümera idi. Halifeler ona bu unvanıyla mektup yazarlardı. Kardeşi Muizzü'd-Devle'ye gelince, onun namına Irak ve gevad mıntıkasında hüküm sürüyordu.
İmadü'd-Devle yani Ebü'l-Hasan Ali b. Büveyh vefat edince vezir Ebu Cafer ed-Damirî, avcı İmran b. Şahin ile savaşmaktan vazgeçti. Muizzü'd-Devle ona mektup yazarak Şiraz'a gitmesini ve oranın yönetimini ele almasını emretti. Zayıflayıp gücünü kaybettikten sonra İmran böylece yeniden güçlendi. Onun durumunu yeri gelince teferruatlı olarak anlatacağız. «

