Hicretin 356. senesinde ölmüştü. 355. veya 352. senede öldüğüne dair zayıf rivayetler de vardır. Allah kendisine rahmet etmesin.
Bu mel'un, hükümdarların en katı kalplisi, en azılı kafiri, en güçlüsü ve aynı zamanda en şevketlisiydi. Kendi zamanında Müslümanlarla en çok savaşan ve Müslümanlardan en fazla adam öldüren kişi de oydu. Allah ona lanet etsin.
Hükümdarlığı zamanında Müslümanların sahil memleketlerinin çoğunu istilâ etmiş ve çoğunu da zorla almıştı. Ele geçirdiği bu Müslüman kentlerini Bizans hakimiyetine katmıştı. Çünkü o zamanın Müslüman yöneticileri kusurluydular. Aralarında çirkin bid'atlar vardı. Havas ve avamdan olanların isyanları ortaya çıkmış, bid'atlar her tarafa yayılmış, Rafızilik ve Şiîlik çoğalmış, Müslümanlar arasında Ehl-i Sünnet'ten olanlar kahra uğramışlardı. İşte bu sebepledir ki, düşmanlar Müslümanları mağlup etmişler ve ellerindeki ülkeleri zorla ele geçirmişlerdi. Ülkeden ülkeye firar etmiş olan Müslümanlar şiddetli bir korkuya kapılmış, sıkıntılı bir hayata maruz kalmışlardı. Düşmanların baskınından korkmadıkları bir geceleri yoktu. Yardımına başvurulacak olan zat, yüce Allahtır.
Nikofor (Domestikos), 200.000 savaşçıyla hicretin 351. senesinde ansızın Halep'e baskın yapmış, şehir içinde dolaşmıştı, Halep valisi Seyfu d-Devle onun önünden kaçıp gitmiş, o lânetli de şehri zorla ele geçirmişti. Ahaliden kadın erkek, ancak sayılarını Allah'ın bildiği miktarda insan öldürmüştü. Seyfu d-Devle'nin Halep şehri dışındaki evini yıkmış, mallarını, eşyalarını, teçhizatlarını ganimet edinmiş ve Halep'te güç bulmuştu. İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz).
Nikofor, Müslümanlarla ve İslâmiyetle savaşmakta aşırı gitmiş, bu uğurda çok çabalar harcamıştı. Hüküm yüce ve ulu Allah'a aittir. Mel'un Nikofor, hangi şehire giriyorsa oradaki savaşçıları ve diğer adamları öldürüyor, kadınları ve çocukları esir alıyor, şehrin camisini kendi atları için tavla ediniyor, camideki minberi kırıyor, minareyi yıkıyordu. Bütün bunları süvari, piyade ve diğer askerleriyle yapıyordu. Bunu âdet haline getirmişti. Nihayet Cenâb-ı Allah, karısını ona musallat etti. Karısı onu, evinin ortasında kendi cariyeleriyle işbirliği yaparak öldürdü. Böylece Cenâb-ı Allah, İslâmiyeti ve Müslümanları onun belâsından kurtarıp rahata kavuşturdu. Müslümanların üzerindeki belâ bulutlarını giderdi. Domestikos'un düzenini altüst etti. Nimet ve lütuf sahibi olan Allah'tır. Her halükârda hamd Allah'a aittir.
Bu senede Konstantiniye hükümdarı ile Domestikos öldü. Böylece Müslümanların sevinci doruğa ulaştı. Güvenlik meydana geldi. Ni-meti ile salih amellerin tamamlandığı ve kötülüklerin yok olduğu Allah'a hamdolsun ki, onun rahmeti sayesinde günahlar bağışlanır.
Kısaca demek istediğimiz şudur ki: Bu lanetli Nikofor denen ve Domestikos lakabını alan Ermeni hükümdarı, halife Muti Lillah'a bir kaside göndermişti. Bu kasideyi ona katiplerinden biri yazmıştı. O katip, Allah'ın zelil kılıp alçalttığı ve yardımsız bıraktığı; kalbini, kulağını mühürlediği, gözüne perde çektiği, İslâm'dan ve İslâm'ın aslından uzaklaştırdığı kimselerdendi. Bu lânetli Nikofor sözünü ettiğimiz kaside ile övünüyor, Müslümanlara ve İslâmiyete sövüyor, İslâm ülkesinde yaşayan kimseleri, memleketlerini tümüyle, hatta Harem-i Şerifi kısa sürede ele geçireceğini söylemekle tehdit ediyordu. Oysa kendisi hayvanlardan daha aşağı, daha sapık, daha zelil biriydi. Kendisi iffetli Meryem'in oğlu İsa peygamberin dinine yardım etmekte olduğu iddiasmdaydı. Bu kasidesinde Rabbinin yüksek ikram ve selamlarına mazhar olan Rasûlullah (s.a.v.)'a da sataşıyordu. Rasûlullah (s.a.v.)'a ahirete dek salat-ü selam olsun.
Ben o zamanın insanlarından birinin bu kasideye cevap verdiğini duymadım. Ya bu kaside meşhur değildi, ya da yazarı cevap verilmeye değmez biriydi. Çünkü o, inatçı ve inkarcı biriydi. Manzumesi, kendisinin inatçı bir şeytan olduğunu ispatlıyordu. Ancak bundan bir süre sonra Ebu Muhammed b. Hazm ez-Zahirî ona faydalı ve güzel bir cevap verme şerefine mazhar olmuştu. O bu kasidenin asılsız olan bütün bölümlerine, batıl olan bütün sözlerine doğru cevaplar vermişti. Allah rahmetini Ebu Muhammed'in mezarına yağdırsın. Makamı ve son durağını Cennet kılsın.
O Ermeni mel'unun kasidesini burada nakledecek, ondan sona da muzaffer ve mübarek İslâmî kasideyi ona cevap olarak aktaracağım. Ermeni kâfir, kendi hükümdarının dili ile aşağıdaki kasideyi dile getirmişti. Allah ikisine de dindaşlarına da tümüyle lanet etsin. Âmin, ey âlemlerin Rabbi.
Ben, İbn Asakir'in el yazısı ile kağıda geçirmiş olduğu o kasideyi size naklediyorum. O da bu kasideyi Ferganî'nin "Sılatu's-Sıla" adlı kitabından aktarmıştır:
"Mesihî ve temiz hükümdardan Haşimi ailesinden olan hükümdarların sonuncusuna,
Faziletli ve itaatkâr hükümdara ve müşküller için büyük çözümleri umana,
Duymadın mı benim ne yapacağımı?
Ama gevşeklik musibeti, akıllıca iş yapmana engel oldu,
Üstlendiğin görevi terkedip uykuya dalmış isen,
Ben üzerime düşen görevi yaparken uyumam.
Sınırlarınızda -gevşeklik ve zaafınızdan ötürü- sadece işaretler kalmıştır.
Ermeni sınırlarının tümünü sadakatli ve aslanları andıran yiğitlerimizle fethettik.
Atlarımızı, gemlerini sakız gibi çiğner halde bıraktık.
Onlar Cezire'deki bütün sınırlara ve Kin nesrin'deki ordulara, Avasım'a, Malatya'ya,
Samsat'a, Gerger'e hücum etmeye alışkındırlar.
Denizjerde de sınırdaki yerleri fazlasıyla fethetmişlerdir.
Kızıl topraklı Hades'te askerlerim dolaştı.
Caferi'den sonra Keysum'u bütün sınırlarıyla ele geçirdik.
Oradaki nice aziz ahaliyi zelil kıldık;
Onların kimi köle, kimi hizmetçi oldu.
Suruç setlerini topluluklarımızla tahrip ettik.
Bütün ayaklar üzerinde duran ve yücelen bir rütbemiz vardır.
Urfalılar da bize sığındılar. Bölük pörçük oldular. İnsanı vasfe-den bir topluluk olarak mendil çekip teslim oldular
Re'sü'1-Ayn, sabahleyin miğferlerini taktırarak askerlerini bize şevketti. Biz de kafalarına vurarak savaştık.
Dara'yı, Silvan'ı, Erzen'i, kuşatma altına aldık.
Atlarımızla onlara acılar tattırdık.
Girit'e de gemilerimiz ulaştı. Köpüklü ve dalgalı denizin sırtına binerek oraya vardık.
Ahalisini esir aldık; yumuşak ve uzun saçlarını salıveren kadınlarını da önümüze kattık.
Burada da Ayn-ı Zerbe'yi zorla fethettik.
Evet, bütün zorba ve zalimleri helak ettik.
Halep'e uzandık, onun içine girdik; yıkıcı savaşçılarımızın tümü oranın surlarını yıktı.
Kadınları, sonra kızları alıp önümüze kattık. Çocuklarını da hizmetçi köleler gibi esir aldık.
Seyfu d-Devle ile Nasır Lidinillah denen valileriniz oradan kaçıp yüz üstü süründüler
Akıllıca Tarsus'a da meylettik. Oradakilere acıyı, boğazlarının sonuna kadar tattırdık.
Nice hür ve izzetli yüce kimseler -ki, etraflarında nimetler vardı-onları da esir aldık.
Boyun eğdirip başı açık bir şekilde mehir vermeksizin onları haremimize kattık. Hakimin hükmü olmadan onları eş edindik.
Nice leşi yerde uzanmış halde bıraktık; kan akıtıyorlardı. Dilleriyle boğazları arasından kan geliyordu.
Yolda, nice savaşlarda bahadırlarınız yok oldu.
Onları da hayvanları sürer gibi zorla önümüze katıp sürdük.
Eryah şehrinize, onun içine hücum ettik. Asık suratlı talazların altında oraları ezip geçtik.
Yüksek yerlerini alçalttık, şeklini değiştirdik. Daha Önce nimetler içindeki insanlarını ve hayvanlarını bambaşka bir hale döndürdük.
Orada baykuşlar öter oldu, sesleri yankılandı.
Baharda o sadanın peşi sıra güvercin ağıtları duyuldu.
Antakya da benden uzak değildir.
Orayı da bir gün haremini çiğneyerek fethedeceğim,
Atalarımın meskeni Dımışk'tır. Ben oraya hakimiyetimizi kendi mührümle döndüreceğim.
Mısır'ı da zor kullanarak kılıcımla fethedeceğim.
Oradaki mallanmı ve hayvanlarımı alacağım.
Kâfura hak ettiği cezayı, tarak makas ve kan alıcı kupalar kurarak vereceğim.
Ey Hamdan ailesi, paçalarınızı sıvayın!
Bulutları andıran Rum orduları üzerinize gelmektedir.
Kaçarsanız kana susayan hükümdardan onurluca kurtulursunuz.
Nusaybin'i, Musul'u, atalarımın vatanı Cezire'yi de fethedeceğim, orası bizim cetlerimizin mülküdür Samarra'yı, Kûsâ'yı, Akbara'yı, Tikrit'i, Mardin'i, Avasım'ı fethedeceğim.
Oradaki erkekleri tümüyle öldürecek, oradaki malları ve kadınları ganimet edineceğim.
Ey Bağdatlılar; vay halinize, siz de paçaları sıvayın!
Tümünüz müstaz'afsmız, hiçbir hedefiniz yoktur.
Deylemî'nin hakimiyetine ve Rafıziliğine razı oldunuz.
Deylemli kölelere kul oldunuz.
Ey Remle sakinleri; vay halinize! Hayvan otlatmak üzere San'a diyarına geri dönün.
Alçalmış olarak, Hicaz toprağına dönen Bizans topraklarını faziletli ve âlicenap kimselere bırakıp gidin.
Bağdat'a doğru askerlerimi sevkedecek, onlar da çok bağışta bulunan efendilerin diyarı olan Babü Tâk'a varacaklardır.
Ben oranın üst tarafını yakacak, surlarını yıkacak, istemeyenlere rağmen çoluk çocuklarını esir alacağım.
Oradaki mallan ganimet edinecek, insanlarım esir alacağım.
Oradakileri intikam kılıcıyla öldüreceğim!
Askerlerimle acelece Ahvaz'a yürüyeceğim ki,
Orada bulunan ipekleri ve sıcak günlerde yüzü yakan ibrişimleri elde edeyim.
Oraları talan edip ateşe verecek, köşklerini yıkacağım.
Öncekilerin yaptığı gibi çoluk çocuklarını ve kadınlarını esir alacağım.
Oradan da Şiraz'a ve Rey'e gideceğim. Bunu bilin!
Horasan benim sarayımdır..Askerleri de haremimdir.
Şâs'a, Belh'e gideceğim; Havat'a, Fergana'ya, Merv'e, Mehazim'e uğrayacağım.
Sâbur'u ve kalelerini yıkacağım.
Yüzü sıcaktan yakan bir günde oraya uğrayacağım.
Kirjnanı ve Sicistan'ı unutmuyorum
Uzaktaki Kabil'i ve Acemlerin mülkünü de ele geçireceğim.
Askerlerimle birlikte Basra'ya da yürüyeceğim.
Oranın, gemilerin hareketinden ötürü gürültüsü ve göz alıcı bir parlaklığı vardır.
Oradan da Irak'ın ortasındaki Vasıt'a ve Küfe'ye uğrayacağım.
Askerlerimizin azimli olduğu bir günde oraları ele geçireceğim.
Oradan çıkıp acelece Mekke'ye gideceğim.
Kesif karanlığı olan, geceleri andıran askerlerimle Mekke'ye gireceğim!
Orayı bir zaman teslim alıp muktedirce ele geçirecek ve orada bütün âlem için hakkı tatbik eden bir kürsüde oturacağım.
Necid'i tümüyle Tihame'yi, Mezhic'i, Kahtan'ı hakimiyetim alanına alacağım.
Yemen'in tümüne gaza yapacak; Zübeyd'i, San'a'yı, Sâda'yı ve Te-haim'i ele geçireceğim.
Oraları insansız, nimetler içinde yüzen ahaliden yoksun ve harap halde bırakacağım.
Yemenlilerin bütün malına ve Karmatilerin mahrumiyet günlerinde yığdıkları mallara sahip olacağım.
Bizimle şereflenen Kudüs'a döneceğim.
Orası yüce bir mekandır. Aslı aabît ve kaimdir, dimdik ayakta duruyor.
Tazim amacıyla secdeye kapanmak için tahtıma çıkacağım.
O zaman yeryüzündeki bütün hükümdarlar karşımda hizmetçiler gibi kalacaklardır.
Orada bütün yeryüzü Müslümanlardan temizlenecek ve bizim gibi temiz dinli lider kimselere kalacaktır. Anlayışsızlardan dünya kurtulacaktır.
Yöneticileriniz zulmettiklerinde ve siz büyük günahları açıkça işlediğinizde size karşı bize zafer ihsan edildi.
Kadılarınız dinlerini satarak makam satın aldılar.
Yakub'un oğlu Yusuf un ucuz bir fiyata satılışı gibi dinlerini ucuz bir kadılık makamı karşısında sattılar.
Size düşman olanlar zahiren yalancı şahitlikte bulunup iftira attılar. Rüşvet karşılığında yalan söylediler. Size karşı güçlü olanların yanında yer aldılar
Allah'ın yerini doğusuyla batısıyla fethedecek ve haçın dinini keskin kılıcımın yardımıyla her tarafa yayacağım.
İsa göklerin üzerinde yüceldi, tahtı semâvatm üstündedir.
Kıyamet gününde onu dost edinen kimseler kurtuluşa ereceklerdir.
Sizin adamınız da toprağa düşecek, üzerine toprak saçacağım... halifenizi öldüreceğim!
O, toprak içinde çürümüş bir vücuda dönecektir.
Siz taraftarları da ölümünden sonra ona sövecek, iftirada bulunacak ve saygınlığını hiçe sayacaksınız."
Evet, kaside bu cümlelerle sona eriyor. Allah bunu yazanı lanetlesin ve Cehennem'e atsın.
«O gün zalimlere, özür beyan etmeleri fayda vermez, lanet onlaradır. Yurdun kötüsü de onlaradır.» (ei-Mü'min, 52.)
Bu kasideyi yazan kişi kıyamet gününde ölmeyi isteyecek ve çılgın alevli Cehennem ateşine bırakılacaktır.
«O gün zalim kimse ellerini ısırıp: "Keski Peygamberle beraber bir yol tutsaydım. Vay başıma gelene! Keşke falancayı dost edinnıe-seydim. Andolsun ki beni, bana gelen Kur'ân'dan o saptırdı. Şeytan insanı yalnız ve yardımcısız bırakıyor." der.» (ei-Furkân, 27-29.)
Bu durumdaki kişi eğer bu halde ölürse kâfir olarak ölür.
Şimdi bu kasideye, Endülüslü Zahirî fıkıhçısı Ebu Muhammed b. Hazm'ın irticalen verdiği cevabı aktaracağız. Onu görenlerin dediklerine göre, kâfirin kasidesini duyduğunda Allah, Rasûlü ve dini hesabına öfkelenerek irticalen bu kasidesini söylemişti. Allah'ın rahmeti onun üzerine olsun, makamım âli kılsın. Günahlarını bağışlasın. Kasidesi şudur:
"Âlemlerin Rabbi Allah'a ve Haşimi iülâlesinden olan Ranûlul-lah'ın dinin© sığınıp Allah'tan himaye bekleyenden,
Hadi Billah Muhammed et-Taki'den,
Doğru yolu bulup İslâmiyeti en güzel bir şekilde ayakta tutandan, ki Allah'ın selameti onun üzerine peşpeşe gelsin ve bu selamet bütün âlemlerin haşrolunacağı güne kadar devam etsin.
Muhammed el-Hadi'den, sapıklık ve iftira ile konuşan Acemlerin iftiracısı Nikofor'a!
Öyle bir halifeye çağrıda bulundun ki, onun komutanları, avucun-
da tozlanmış resimler gibidirler.
Musibetler hilafeti döneminde başına çöktüler.
Nitekim ondan önceki hükümdarların da başlarına musibetler yağdılar.
Bu nikbetten ve musibetten ötürü âlicenap ve gayretli, aynı zamanda asillerin oğlunun payına musibetler düşmüştür.
Eğer o önceki durumunda ve atalarının zamanındaki gücünde olsaydı,
Size kâselerle zehir içirirdi.
Umulur ki Cenâb-ı Allah, kendi dininin insanlarına şefkat gösterir de;
Bu yüzden ülkenin çürümüş yerleri yenilenir.
O zaman siz yere yüzüstü kap aklanır dmız ve hakikaten bu, Allah'ın lutfuyla olurdu. O hakimler hakimidir.
O zaman onu andığınızda sizi bir utanç bürür,
Sizden tartışmacı her ağız susar, konuşamaz olur.
Hücum ederek mallarınızı yağmaladık. Siz de hücumumuzdan ansızın kaçıp kurtuldunuz. Zayıf azimli kimseler gibi davrandınız.
O esnada sevinç ve neşe içinde âdeta uçtunuz.
Prensipleri eksik ve horlanmış kimseler gibi davrandınız.
Bu durum ancak aklında zayıflık bulunan kimselerde görülür.
Zaman boylelerindeki güzellikleri de başka tarafa çevirir.
İşleri tartıştığımızda güçsüz kalırsınız.
Cahillere zalimin devleti yaraşır.
İhtilaflar aramızda fitne ateşlerini, onların Türkleri ve Deylenıli-leri ile birlikte köleleri hesabına alevlendirdi;
Nankörlük edip hak tanımaz oldular. Kendilerini hayvanların durumlarından yükseklere çıkaranların iyiliğini unuttular.
Ev sahibinin uykuya dalışını fırsat bilen hırsızlar gibi siz o zaman etrafımıza hücum edip saldırdınız. Bütün Şam mıntıkasını amansız bir darbe ve en büyük bir güçle elinizden çekip almadık mı?
Mısır'ı, Kayrevan diyarını, Endülüs'ü kafalarınıza vura vura zorla almadık mı?
Durumunuz zayıfken dalgalı denizlerdeki Sicilya adasını da elinizden almadık mı?
İstemediğiniz halde, size rağmen mukaddes yerlerinizi, evlerinizi alıp elde etmedik mi?
Beytilahm'i, Kumame'yi ele geçirdik. Şimdi oralar büyük Müslüman liderlerin ellerindedir.
İskenderiye diyarındaki serkisiniz, Kudüs'teki kürsünüz zorla, hoşunuza gitmemesine rağmen elimize geçti. Konstantiniye kürsüsü de yoklara karıştı.
Elde ettiğiniz bütün diyarları tümüyle geri almamız ve şereflice izzetle elde etmemiz kaçınılmazdır, Yezid, sizin diyarınızın ortasına Konstantiniye kapısına keskin kılıçlarıyla inmedi mi?
Mesleme de ondan sonra aslanlar gibi kükreyen bahadır akserle-riyle oraları ayak altında çiğnetmedi mi?
Sizi Konstantiniye'de geçen asırda inşâ ettirdiği mescidimizde al-çaltıp köleler gibi çalıştırmadı mı? O mescit ki, hükümdarınızın sarayının bitişiğindeydi.
Bilesiniz ki bu, keskin kılıçlara sahip bahadırların hakkıdır.
Hükümdarınız, Harun Reşid'e; mağluplara özgü vergiyi ve borçlular gibi cizye vermedi mi?
Mısır'da sizi görülmeye değer gücünüzle yağmalayıp talan ettik.
Orada Rahman olan Allah, büyük merhametiyle bizleri kayırdı.
Beyti Yakub'a, Dume sahiplerine oradan da Atlas Okyanusu'na varıp denizlerin dalgalarına kadar uzandık.
Siz hiçbir cuma bizim toprağımıza hücum edebildiniz mi?
Cenâb-ı Allah bunu yapmanıza engel oldu, ey hezimete uğrayanların kalıntıları!
Sizin sadece kuruntularınız vardır ve ahmakça düşlerinizden, uykuda uyuyanların rüyalarından başka bir şeyiniz de yoktur
Yavaş olun bakalım. Hilafetten sonra artık nur kalmaz. Sadece ezenlerin yüzlerini tozlandıran bir sefer kalır.
İşte o zaman kahraman baskıncıların atları sizi ezdiğinde nereye varacağınızı görürsünüz.
Geçmişlerin âdetlerince karanlık gecelerde sizler bizim için ganimetler sınıfına gireceksiniz.
Sizler bizden parmakla sayılabilecek miktarda esirler aldınız, ama sîzin elimizde bulunan esirlerini» bulutlardan ın©n yağmur damlaları sayısıneadır.
Şayet elimizde bulunan esirlerinizi birisi saymaya kalkışacak olursa aciz kalır.
Yağmur serpintilerini kimler sayabilir?
Hamdan'm oğlu Nasır ile Seyfü'd-Devle ve Kâfur sayesinde sizler,
En rezil, en pis amaçlara ulaştınız ve küçücük yerleri elde ettiniz.
Soysuz ve hacamatçının oğullarına hücum ettiniz.
Ama onların itibarı ancak kan emen sivrisineğinki kadardır.
Fakat bundan önce Dimyane'ye veya aslanlar gibi atıcı olan Er-bat mıntıkasına gitseydiniz ya!
Cürcan reisleri, sizleri geceler boyunca önlerine kattılar ve size acıları içirdiler.
Prenslerinizi kızlar gibi esir alıp önlerine kattılar, tıpkı ağaçlıklı kumsallardaki geyikler gibi.
Ama bizi Heraklius'a ve ikramda bulunan yüksek hükümdarlara sorun.
Tenuh, Kayser ve diğerleri bizi size anlatacaklardır.
Nice yüksek tabakadaki kadınları esir aldığımızı da sizlere bildireceklerdir.
Ne kadar müstahkem kaleler fethettiğimi ve sizi ne kadar yaslara boğduğumuzu da söyleyeceklerdir Hakir ve iftiracıları bırak. Onları lider sayma, onların Öne çıkma iddiaları da olamaz.
Heyhat! Samarra ve Tikrit elinizden çıktı.
Cebel mıntıkasını da yitirdiniz. Artık oralar sizin için boş kuruntulardan başka bir şey değildir.
Oraları artık zayıf kimselerin temenni edeceği yerlerdir. Artık oraları düşündükçe boğazınız sıkılacaktır.
Bağdat'ı yeni bir pazar olarak ele geçirmek istiyorsunuz. Orası damızlık develer için bile bir aylık yoldur ki, o develer güçlü olup karşılaştıkları herşeyi ezerler.
Bağdat, zühd, ilim ve takva ehlinin mahallidir.
Orası her âlim kişinin seçtiği bir menzildir.
Şarap rengini andıran kumsalı bırakın, artık orası parlak ve mukavemetli Müslümanların elindedir. Şam'dan da vazgeçin. Orada büyük bir İslâm ordusu vardır.
O ordunun askerleri, uçan kuşların içinden uçup geçtikleri bulutlar gibidir. Sanki onlar ayakları üzerinde uzaklaşırlar. * Öyle bir darbe ki, küfre bütün mezelletleri indirir.
Sikkecinin beyaz dirhemlere damga vuruşu gibi, küfre de zillet damgası vurur.
Hicaz taraflarında isa, bulutlardan inen sicim gibi yağmurları andıran büyük ordular vardır.
O ordularda Adnan oğullarından cömert, âlicenap ve bahadır askerler vardır.
Kahtan boyundan da ataları asil olan kimseler vardır.
Kudaalîlardan bir cemaatla karşılaşırsanız, kupkuru şeyleri bile paralayan aslanlar görmüş gibi olursunuz.
Sabahladığınızda size daha önce beraber iken karşılaştıkları sıcak dostluğu hatırlatırlar.
Bir zamanlar onlar asil atları sizin tarafınıza doğru sürüyorlardı.
Sizler de sanki ganimetler içinde, garantide imişcesine geldiniz.
Yakında size öyle topluluklar gelecek ki,
Kentleri elde etme hatıralarını size unutturacaklardır.
Mallarınız ve canlarınız onlara helaldir.
Ancak kanınızı akıtmak ve malınızı ganimet edinmekle göğüslerdeki hararet diner.
Arazileriniz onlar için hak olacak ve o hakkı kendi aralarında paylaşacaklardır.
Nitekim bir zamanlar adil ölçülerle onlar bunu yapmışlardı.
Horasan'dan bir cemaat ansızın üzerinize gelirse;
Şiraz'dan, Rey'den ayakları sağlam basan askerler size hücum ederse;
O zaman sizin yapacağınız tek şey vardır ki, onu da size hatırlatıyoruz: Zillet ve korkudan parmakları ısırmak!
Uzun süre sizi diyarınızda ziyaret etmişlerdi, bir yıllık yoldan çarpıcı atlarıyla gelmişlerdi.
Sicistan ve Kirman'a gelince; buralar öncelikle geri alınacaktır.
Kabil ve Hülvan ise zayıf kişilerin bile elde edebileceği yerlerdir.
Fars'ta ve Sus'ta büyük ve kalabalık ordular vardır.
İsfahan'da sel gibi akan parlak şimali askerler vardır.
Eğer bunların hepsi size gelecek olurlarsa,
Hayvanatın reisleri olan aslanların avına dönersiniz.
Parlak Basra'da ve yükselen Kûfe'de bir de Vasıfta büyük askeri birlikler vardır.
Buralarda sayı ve teçhizat çokluğu bakımından kumsallardaki kum taneleriyle boy ölçüşebilecek kalabalık ordular vardır.
Bunlara düşmanlık eden kimse artık rahatını bulamaz.
Allah'ın Mekke'deki Beytine gelince; Allah orayı kayırmış, şereflendirmiş, bütün mahlukat için onurlu bir yer kılmıştır.
Bütün yeryüzü ahalisi inanarak orayı kutsal bir yer sayar.
Yeryüzünü bir yüzük sayarsanız, orası yüzüğün kaşı gibidir.
Rahman olan Allah orayı hakkıyla savunur.
Oraya yan gözle bakmak bile mümkün değildir.
Habeşlilerin askerleri orada, fılleriyle birlikte Ebabil kuşlarının çakıl taşlarıyla helak oldular.
Öyle ki, Ebrehe'nin askerleri orada sel gibi akan büyük bir kalabalık teşkil etmekteydiler,
Ama Harem-i Şerif ve Batha'dakî binalar korundular.
Mustafa (a.s.)'m kabr-i şerifi, hoş kokulu bir ortamdadır.
Orayı karanlık geceleri andıran büyük bir askeri kitle korumaktadır.
O kitleyi yüksek melek orduları komutaları altına alıp savunmaktadırlar; onlar namaz kılan, oruç tutan her Müslümanı müdafaa ederler.
Karşınıza çıkacak olursak; asırların canlıların kemiklerini darmadağın edişi gibi, biz de sizi çürümüş kemiklere döndürürüz.
Müstahkem mevki olan Yemen'de hücum edici bahadırlar vardır.
Karşınıza çıkacak olurlarsa sizi lokma lokma yutarlar.
Yemame diyarının iki tarafında, ellerinde hüccet bulunan boylu, boslu, güçlü bir topluluk vardır.
Sizi ve güçlü Karmatileri; akıllı ve uğurlu bir devlet sayesinde mahvettik.
O devletin başında hakkın halifesi Nasirüddin vardı.
O £llah yolunda kınayıcıların kınamasından çekinmezdi.
Onun ataları Hz. Abbas'ın evladına kadar uzanır.
Onların tümünde genel bir övünç kaynağı vardır; o övünç onlarda köpüklü bir dalga gibidir ve yumuşaktır.
Onlar öyle hükümdarlardır ki, şansları hep zaferle yar olmuştur.
Onların geçmişlerine de geleceklerine de "Hoş geldiniz" diyoruz.
Onların mahalli, Kudüs mescidinde vaya Bağdat menzillerinde âlicenap kimselerin mahallidir.
Adiy ve Teym kabilesi de Esedoğulları'nm yüksek tabakalarından olan bu yüksek ve salih kimselere de "Hoş geldiniz" diyoruz.
Yine onlara: "Siz, ne hoş insanlarsınız." diyoruz.
Onların geçmişteki hayırlı kimselerine de merhabalar diyoruz.
Onlar ki, İslama kötlü bir zaferle yardım ettiler.
İstemeyenlere rağmen onlar beldeleri fethettiler.
Yavaş olun bakalım, Allah'ın vaadi gerçekleşecektir.
Küfür ehlini paramparça olmaya, lokmalar haline gelmeye mecbur edecektir
Konstantiniye ve komşu bölgeleri fethedilecek ve sizi parçalayıcı kartalların pençesine düşüreceğiz. Çin ve Hind'i, Türk ve Hazar mıntıkasının askerleriyle zor kullanıp fethedeceğiz.
Rahman'ın bize verdiği sözler gerçektir.
Hasta akıllıların emelleri gibi değildir.
Sizin diyarınızın ve beldelerinizin en uç noktalarına kadar sahip olacak ve size delici mızrakların zilletini arkadaş kılacağız,
Neticede islâmiyet'in hükmünün, vurucu askerleriyle haryere yayıldığı görülecektir.
Ey teslis inancına ve dinine bağlı kimse! Ey yardımdan mahrum kalmış kişi! Ey akıldan ve makul şeylerden uzak insan!
Sen, günahı apaçık olan şeylerle İslâmiyet'i mukayese mi ediyorsun?
Başkasının emrine giren bir mahlukun dinine bağlanıyorsun, öyle mi?
Vay senin haline! Senin helakin dünyalara gizli değildir.
İncilleriniz uydurmadır. Bu İndilerde öncekilerin sözleri karmakarışık hale gelmiş ve onlar büyük günahlar işlemişlerdir.
Haça her zaman secde ediyorsunuz, ey hayvan akıllı kimseler!
Tanrınız diye iddia ettiğiniz İsa'yı sapıklığınız nedeniyle çarmıha gerdiniz.
Bunu en rezil ve en günahkâr Yahudilerin elleriyle yaptırdınız.
Biz İslâm dinine bağlı olup Rabbimizin bir olduğuna inanırız.
Başka hiçbir din sahibinin dini, İslâm'a mukavemet edemez.
Muhammed (s.a.v.)'in hidayet getiren risaleti,
Haksızlıkları ortadan kaldırmakla gerçekleşmiş ve doğruluğu anlaşılmıştır.
Hükümdarlar onun bütün mevsimlerde temiz ve gerçek olan burhanını, delilini görünce;
Gönüllü olarak onun dinine bağlandılar.
Nitekim San'a'daki devlet hakimi ve güçlü adamların bulunduğu Amman halkı da İslâm'a teslim oldular.
Diğer Yemenli hükümdarlar da teslim olup İslâm'a girdiler.
Bahreyn beldesindeki Lehazim kavmi de Müslüman oldular.
Korkudan veya bir menfaat ummaktan dolayı değil; bunlar ihlas-la Allah'ın dinine icabet ettiler.
Yoksa bunlar, yoksul kimsenin avucuna girecek bir menfaate de göz dikmiş değillerdi.
Gönüllü ve kendi rağbetleriyle yakîni inanca sahip oldular; karşıtları susturan.
Burhanlara kesin inanarak taçları başlanna koydular.
İslâm'ın ilâhı da güçlü bir zaferle dinimizi korudu.
İslâm düşmanlarını da develerin tabanları altında ezdirdi. *
İslâm peygamberi fakir olup yalnızdı; bir aşiret ona yardımcı ol-
Ona laf atan v© onun sıkıntılı haline sevinen kimseler© karşı da hiçbir topluluk onu savunmadı.
Onun yanında, kendisine yardımcı olan kimseye verilecek bir mal da yoktu.
Ne korkan kişinin savunması, ne de teslimiyet vardı onda.
Kendisine yardımcı olan kimselere özel olarak bir mal vermeyi de vaad etmedi.
Aksine o, en güçlü koruyucu tarafından korunmuştu.
Güçlü ve esir alıcı kimselerin kuvveti,
Onu hakkı söylemekten alıkoymadı ve hiçbir zalimin eli de onun cismine zarar veremedi.
Ama sizin peygamberiniz İsa'ya iftira ettiler, yalan söyleyip sapıkhkta bulundular.
Her tokat vuran kişi onun yüzünü tokatladı.
Oysa siz onun sizin Rabbiniz olduğunu iddia etmiştiniz.
Vay sizin bu sapıklığınıza! Kıyamette kör olacaksınız.
Cenâb-ı Allah, kendisinin bir eşi ve oğlu olacağını kabul etmedi.
Neticede küfrün propagandacıları pişmanlık içinde olacaklardır.
Bunlara rağmen İsa, Allah'ın kulu, peygamber ve şerefli bir kimsedir.
Allah'ın yarattığı bir varlıktır. İddiacıların sözlerine inanılmaz.
Hiç Rabbin (İsa'nın) yüzü tokatlanır mı?
Sizin bu dininiz yok olsun!
Siz böyle demekle bütün zalimlerin üstüne çıkarak daha zalim oldunuz.
Peygamber Muhammed (s.a.v.), nice mucizeler ortaya koydu.
Onun ortaya koyduğu bilgiler şirki ezip geçti.
Bütün insanlar onun hakkını desteklemekte eşittirler.
Hayır, herkese bağışta o adeta hizmetçi gibiydi.
Araplar, Habeşler, Farslar, Berberiler, Kürtler...
Bütün bunlar onun rahmet kadehini ele geçirdiler.
Kiptiler, Enbatiler, Hazarlılar, Deylemliler,
Rumlar; onun uğruna fırtınalara ve belalara katlandılar.
Geçmişlerinin küfrünü kabul etmediler.
Kalıcı bir saadet şansını elde ettiler.
Bu saadet sayesinde hak dine tümüyle girdiler.
İlâhın ahkâmına boyun eğdiler.
Ondan önce Danyal'm gördüğü rüyanın yorumu böylece doğrulanmış oldu ve bu kaçınılmaz idi.
Hintliler, Sindiler, Müslüman olup hidayet dinine girdiler.
Acemlerin dinini reddettiler.
Göklerdeki ay bir mucize olarak onun emri ile ikiye bölündü.
Elindeki bir ölçek buğdayla bütün bir cemaatın karnı doydu.
Avucunun ortasından pınar gibi su aktı.
O su ile büyük bir kalabalık olan askerlerini suya kandırdı.
Akılların tasdikini gerektiren şeyleri mucize olarak ortaya koydu.
Ayaklı hayvanların iddiası gibi boş iddialarda bulunmadı.
Güneş doğduğu ve karanlık gecelerde onun peşinden geldiği sürece Allah'ın selamı onun üzerine olsun.
Onun delilleri ve burhanları güneş gibidir; sizin sözlerinize benzemez.
Sizler cevher ile teslisin unsurlarını birbirine karıştırdınız,
Bizim kadim ve hadis olan herşey hakkında bilgimiz vardır.
Sizlerse yuları açıkça görünen eşeklersiniz.
Siz anlamı zayıf, nazmı gevşek, soğuk ama yutağı geniş bir şür ortaya koydunuz.
Ama bizimkisi, içinde zümrütler, inciler, yakutlar bulunan ve usta bir sanatkâr tarafından işlenen bir gerdanlık gibidir."
Bu senede (hicretin 352. senesinde), İbn Ebi'ş-Şevarib kadılıktan azledildi. Sicilleri bozuldu. Kadılığı zamanında verdiği hükümler iptal edildi. Yerine Ebu Bişr Ömer b. Ektem b. Rızk atandı. İbn Ebi'ş-Şevarib'in her sene verdiği harçtan kendisi muaf tutuldu.
Bu senenin zilhicce ayında yağmurlar geciktiğinden ötürü insanlar yağmur duasına çıktılar, ama yağmur yağmadı.
"el-Muntazarr" adlı eserinde İbnü'l-Cevzî, tarihçi Sabit b. Sinan'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
«Kendilerine güvendiğim bir cemaatın bana anlattığına göre bazı Ermeni komutanları, hicretin 352. senesinde Nasirü'd-Devle b. Hanı-dan'a, yaşları yirmibeş olan iki Ermeniyi babalarıyla birlikte göndermişlerdi. Bu adamların iki göbekleri, iki karınları, iki mideleri vardı; ama doymaları ve suya kanmaları değişik orandaydı. Bunlardan biri kadınlara diğeri ise oğlan çocuklarına meylederdi. Bu nedenle aralarında anlaşmazlık ve tartışma meydana geliyordu. Hatta bazen Öyle oluyordu ki, bunlardan biri diğeri ile konuşmamaya yemin ediyor, günlerce küsülü kalıyorlar, sonra barışıyorlardı. Nasirü'd-Devle bunlara 2.000 dirhem para verdi. Kendilerine hil'atlar giydirdi ve onları İslâm'a davet etti. Rivayete göre bunların ikisi de Müslüman olmuşlardır.
Nasirü'd-Devle, insanlar onları görsünler diye bu ikisini Bağdat'a göndermek istedi. Ama bu niyetinden vazgeçti. Daha sonra bu ikisi babalarıyla birlikte memleketlerine döndüler, Biri hastalanıp öldü, kokuştu, diğeri hayatta kaldı; ama bir türlü ölen kardeşinden kurtulması mümkün olmadı. İkisi böğürlerinden birbirlerine yapışık idiler. Nasirü'd-Devle bunları birbirinden ayırmayı düşündü. Bu amaçla tabipleri topladı, fakat bu mümkün olmadı. Biri Ölünce, babalan diğerini ondan ayırmak hususunda şaştı, ne yapacağım bilemedi. Bir müddet sonra, Ölenin acısına dayanamayıp kederlenen diğer kardeş de hastalandı ve öldü. İkisi bir mezara defnedildiler.»
Bu senede vefat eden meşhur şahsiyetler arasında Ömer b. Ek-sem b. Ahmed b. Hayyan b. Bişr Ebu Bişr el-Esedî de vardır. Bu zat, hicretin 284. senesinde doğdu. Halife Muti zamanında Ebü's-Saib Ut-be b. Ubeydullah'ın yerine vekâleten kadılığa atandı. Sonra kadi'1-ku-datlık mertebesine terfi etti. Şafîîlerden Ebü's-Saib'den sonra, kadi'i-kudatlığa sadece o atanmıştı. Kadılıkta çok iyi bir gidişatı vardı. Bu senenin rebiyülevvel ayında vefat etti.

