Bu senenin receb ayının bitimine üç gün kala halife Mutez Billah hal' edildi. Şaban ayının ikinci gecesinde de öldüğü açıklandı. Hal' sebebi şuydu: Askerler toplanarak kendisinden erzaklarını taleb ettiler, ama onlara verecek bir şeyi yoktu. Askerlere vermek üzere başkalarından ödünç para istedi, ama kimse vermedi. O da yanında para bulunmadığını askerlere açıkladı. Türkler onu hal' etme hususunda ittifak ettiler. Huzurlarına çıkması için kendisine haber gönderdiler. Mutez, ilaç içtiğini ve huzurlarına çıkamayacağını, vücudunda zafiyet bulunduğunu söyleyerek özür beyan etti. Kendisini görmek isteyenlerin yanına gelmelerini istedi. Bazı ümera, huzuruna gittiler. Gürzlerle ona vurmaya başladılar. Ayaklarından tutarak onu sürüyüp dışarı çıkardılar. Üzerinde kana bulanmış yırtık bir gömlek vardı. Mutez'i, bu şiddetli sıcaklarda hilafet sarayının ortasında durdurdular. Öyle ki, şiddetli sıcaktan dolayı altına etmeye başladı. Pisliği ayaklarının arasında görüldü. Bazıları onu tokatlıyor, o da ağlıyordu. Kendisini döven adam ise: "Hilafetten feragat et!" diyordu. Halk toplanmıştı.
Daha sonra onu çok dar bir hücreye soktular. Çeşitli işkenceler tatbik ettiler. Nihayet o da hilafetten feragat etti. Kendisinden sonra Mühtedi Billah hilafete geçti. Nitekim bu husus ileride de anlatılacaktır. Sonra onu, kendisine çeşitli işkenceler tatbik edecek cellatlara teslim ettiler. Üç gün süreyle aç ve susuz bıraktılar. Sonra kuyu suyundan bir içimlik istedi, ama kendisine su verilmedi. Daha sonra onu kireç içinde bulunan bir bodruma soktular. Kireç batağına bastırdılar. Böylece can verip öldü, ama cesedinde darbe izi bulunmaksızın onu kireçten çıkardılar. Ayan ve eşraftan bir grup adamı, vücudunda darbe izi bulunmaksızın öldüğüne şahid tuttular. Bu hadise bu senenin şaban ayının ikisinde cumartesi günü vuku bulmuştu.
Cenaze namazını Mühtedi Billah kıldırdı. Kardeşi Muntasır'la birlikte Kasrü's-Savami' yanına defnedildi. Vefatında yirmidört yaşındaydı. Dört sene altı ay yirmiüç gün süreyle halifelik yaptı. Uzun boylu, iri yarı, ölçülü endamlı, burun kemeri kalkık, yuvarlak yüzlü, yakışıklı, güleç şimali, beyaz tenli, siyah ve kıvırcık saçlı, gür sakallı, güzel gözlü, dar kaşlı, pembe yüzlü biri idi.
İmam Ahmed b. Hanbel, onun yüksek zekâlı, iyi anlayışlı biri olduğunu söyleyerek övmüştür. Babasının sağlığında iken yanına geldiğinde ona ders verip eğitmişti. Nitekim bu hususu İmam Ahmed b. Hanbel'in biyografisini anlatırken açıklamıştık.
Hatib Bağdadî, Ali b. Harb'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Mutez'in huzuruna girdim. Ondan daha güzel yüzlü bir halife görmedim. Onu gördüğümde secdeye kapandım. Bana: "Ey ihtiyar! Sen Allah'tan başkasına mı secde ediyorsun?!" diye sordu. Ben de ona şu cevabı verdim: Ebu Asım Dahhâk b. Muhalled en-Nebil, Ebu Bek-re'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah (s.a.v.)j kendisini sevindiren bir şey gördüğü veya hoşuna gidecek bir müjde aldığı zaman Aziz ve Celil olan Allah'a şükür için secde ederdi."»
Zübeyr b. Bekkâr dedi ki: "Mutez'in yanma gittim. O zaman halife idi. Gittiğimi duyunca acelece çıkarak geldi ve beni karşıladı. Ayağı sürçtü. Bunun üzerine şöyle bir şiir okudu:
"Yiğit adam dilinin sürçmesi nedeniyle ölür, ama kişi, ayağının sürçmesi nedeniyle ölmez.
Ağzından çıkan bir sürçme, başına isabet eder.
Ama ayağındaki sürçme kısa bir süre sonra iyileşir."
îbn Asakir'in anlattığına göre halife Mutez, babası Mütevekkil'in sağlığında Kur'ân-ı Kerim okumayı iyice öğrenince babası, emirler, ileri gelenler ve reisler gizlice bir toplantı yaptılar. Çocuk yaştayken minbere oturup babasına hilafet selamı verip hutbe irâd edince hilafet sarayında havas ve avam tabakalarına altın, gümüş ve mücevherler saçıldı. O zaman etrafa savrulan mücevherlerin kıymeti 100.000 dinardı. Bir o kadar da altın saçılmıştı. Ayrıca 1.000.000 dirhem saçılmıştı. Sonra çeşitli kaftanlar, sergiler ve kumaşlar hediye olarak dağıtılmıştı ki, bunların sayısını bilmek imkânsızdır. O, görülmeye değer bir vakitti. Hilafet sarayında ondan daha güzel ve göz alıcı bir eğlence tertiplenmemişti. Halife, oğlu Mutez'in annesi Kabiha'ya kıymetli kaftanlar giydirmiş, ona bol miktarda armağanlar ve bahşişler vermişti. Ayrıca oğlunun eğitmem Muhammed b. İmran'a da cidden Çok miktarda mücevher, altın, gümüş ve kumaş vermişti. Doğrusunu, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir.

