Bu senede Müstain ile Küçük Boğa ve Vasıf, Bağir et-Türkî'yi Öldürmeye karar verdiler. Bağir etTürkî, Mütevekkil'i bizzat öldüren büyük komutanlardandı. Mütevekkil'i öldürdüğünden ötürü ikta arazileri çoğaltılmış, yetkileri artırılmıştı. Bağir et-Türkî öldürülmüş, katibi Hristiyan Delil b. Yakub'un evi yağmalanmış, kendisinin de mallarına ve mahsûllerine el konulmuştu. Halife Müstain bir gemiye binerek Samarra'dan Bağdat'a hareket etti. Onun oradan ayrılması nedeniyle işler bozuldu, düzen alt üst oldu. Bu hadise bu senenin muharrem ayında vuku bulmuştu. Halife gidip Muhammed b. Abdullah b. Tahir'in evine konuk oldu.
Bu senede Bağdat askerleriyle Samarra askerleri arasında çok çirkin hadiseler ve fitneler cereyan etti. Samarra halkı Mutez'e bey'ata davet edildi. Bağdatlılar, Müstain'in yönetimi altında düzen kurdular. İşler yoluna girdi.
Mutezile kardeşi Müeyyed, zindanlardaki hükümlüleri serbest bıraktılar. Samarra halkı Mutez'e bey'at etti. O da Samarra'daki bey-tülmalda bulunan 500.000 dinarı aldı. Müstain'in annesinin hazine-sindeki 1.000.000 dinara da el koydu. Abbas b. Müstain'in 600.000 dinarını ele geçirdi. Mutezin Samarra'da durumu cidden kuvvetlendi.
Müstain, Muhammed b. Abdullah b. Tahir'e, Bağdat'ı istihkam etmesini, iki surda ve hendekte tedbirler almasını emretti. Bu işler !Çm 330.000 dinar harcadı. Her kapıya bir muhafız koydu. Surların ezerine beş adet mancınık diktirdi. Bunlardan biri "Gadban" adındaki mancınıktı ki, cidden çok büyüktü. Ayrıca altı arrade de koydurdu. (Arradeler mancınıkları andıran savaş aletleriydi.) Birçok silah ve hazırlandı. Düşman askerleri Bağdat'a giremesinler diye her taraftaki köprüler atıldı. Mutez, Muhammed b. Abdullah b. Tahir'e mektup yazarak onu kendisi yanında yer almaya davet etti. Babası Mütevekkil'in ondan aldığı kesin söz ve teminatları ve babasından sonra kendisinin veliahtlığına dair bey atı hatırlattı, ama Muhammed b. Abdullah ona iltifat etmedi, teklifini geri çevirdi. Anlatımı burada uzun sürecek bir çok delil ileri sürdü.
Müstain ile Mutez'den her biri ayrı ayrı Büyük Boğa'nın oğlu Musa'ya mektuplar göndererek onu kendi taraflarına davet ettiler. Musa o zaman, Hunıuslularla savaşmak için Şam taraflarında bulunuyordu. Müstain ile Mutez'in her biri onu, kendi seçkin adamlarına mahsus sancaklarla onurlandırdılar. Müstain ona mektup yazarak hemen yerine bir vekil bırakarak Bağdat'a yanma gelmesini istedi. O da hemen bineğine binerek Samarra'ya gitti ve Müstain'e karşı Mutez'in cephesinde yer aldı. Aynı şekilde Küçük Boğa'nın oğlu Abdullah da babasının yanından, Bağdat'tan kalkıp Mutez'in yanına gitti. Diğer komutanlar ve Türkler de aynı yolu izlediler.
Mutez, kardeşi Ebu Ahmed b. Mütevekkii'i Müstain'le savaşma işinde görevlendirdi. Bu iş için ona büyük bir askeri birlik verdi. O da 5.000 kişiden oluşan Türkler ve diğerleri ile Bağdat tarafına gitti. Cuma günü Akbera'da namazı kıldı, kardeşi Mutez'in başarısı için dua etti. Sonra bu senenin safer ayının 7'sinde pazar gecesi Bağdat'a ulaştı. Askerler orada toplandılar. Ebu Ahmed'in ordusunda bulunan Bazincana adındaki biri bu durumla ilgili olarak şöyle bir şiir söylemişti:
"Ey Tahir'in oğulları! Allah'ın askerleridir bunlar; Ölüm bunlar arasında yaygındır.
Önlerindeki askerlere gelince liderleri Ebu Ahmed'dir. O ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır!" Sonra aralarında çok uzun süren savaşlar ve cidden korkunç fitneler cereyan etti. İbn Cerir bunları uzun uzadıya anlatmıştır. Bundan sonra Mutez, Musa b. Arşinas'la birlikte 3.000 askeri, kardeşi Efc>u Ahmed'e takviye olarak gönderdi. Bu takviye birlik, rebiyülevvel ayının bitimine bir gece kala Ebu Ahmed'e ulaştı. Bunlar Bağdat'ın batı tarafında Katrubel yanında durdular. Ebu Ahmed ile adamları ise Babü'ş-Şemmasiye yanında durmaktaydılar. Savaş alevleri sön-meksizin yanıyor, çarpışmalar cidden zorlu bir şekilde devam ediyordu. İki taraftan da adamlar ölüyordu.
İbn Cerir dedi ki: Anlatıldığına göre Mutez, kardeşi Ebu Ahmed'e bir mektup yazarak Bağdatlılarla yapmakta olduğu savaşta pasif davrandığından ötürü onu şöyle kınamıştı:
"Ölüm işi için üzerimizde yol vardır.
Zamanda da bizim için bazen genişlik, bazen darlık vardır.
Günlerimiz halk için ibrettir.
Bu günlerden bazısında sabahleyin, bazısında geceleyin baskın
yaparız.
Bu günlerden bazıları bizler için musibettir. Bu musibet nedeniyle küçük çocuklar dahi ihtiyarlarlar. Bu zorlu günlerde dost dostu bırakıp gider.
Geniş bir sur ki, onun zirvesi vardır. Gözler ona bakamazlar.
Engin bir deniz ki, yine gözler onu tam göremezler.
Helak edici bir savaş ve öldürmeye hazır bir kılıç,
Şiddetli bir korku ve müstahkem bir kale.
Sabahleyin uzun uzadıya bir ünleyici "Silah başına, silah başına!.." diye ünler, ama kimse uykudan uyanamaz.
Neticede biri yere düşer, biri yaralanır, biri yanar, biri de boğulur.
Biri ölür, biri cansız yere düşer, diğerini de mancınıklar tırmalarlar.
İşte burada gasplar var, burada yağmalar;
Burada daha önce mamur olan evler harap hale gelir.
Bizi bir yola sevkettiklerinde,
O yolun bize karşı kapatıldığını görürüz.
Allah'a yemin ederim ki, ey kardeşim, umduğum amaca ulaşacağız.
Allah'a yemin ederim ki, onun sayesinde bizler gücümüzün üstündeki işleri de başaracağız."
îb'n Cerir dedi ki: "Bu şiir, hal' edilen Emin ve Memun fitnesi ile ilgili olarak Ali b. Ümeyye tarafından söylenmiştir diye bir rivayet vardır." Bağdat'ta Mutez'in kardeşi Ebu Ahmed ile Müstain'in vekili Muhammed b. Abdullah b. Tahir arasında fitne ve savaş devam etti. Bu senenin geride kalan ayları boyunca Bağdat şiddetli bir sıkıntı ve aman vermez bir kuşatma altında kalmıştı. İki taraftan da müteaddit Çarpışmalarda ve uğursuz günlerde çok sayıda adam ölmüştü. Bazan kbu Ahmed'in tarafı galib geliyor, şehrin bazı kapılarını ele geçiriyorlar; bunlara karşı Tahinler yani Muhammed b. Abdullah b. Tahir'in askerleri hücuma geçiyor ve onları kapıların yanından uzaklaştırıyor-ardı. Onlardan bazı askerleri öldürdükten sonra mevzilerine dönü-onlara karşı büyük bir sabırla savunma savaşı veriyorlardı.
azıklarının azalması ve şehir dahiline kervanların seyrek
olarak gelmesi nedeniyle Bağdatlılar zayıflamaya başladılar. Güçleri gittikçe azaldı.
Ayrıca bu sıralarda halk arasında, bu senenin sonunda, Muham-med b. Abdullah b. Tahir'in Müstain'i halifelikten hal' edip Mutez'e bey'at etmek istediğine dair bir şayia yayıldı. Ama Muhammed b. Abdullah b. Tahir, kendisinin asla böyle bir niyeti olmadığını söyleyerek Halife Müstain'den ve halktan özür diledi. Bu işle alakası olmadığına çok ağır yeminler etti. Halk onun suçsuz olduğuna bir türlü inanamadı. Ayak takımından bazı kimseler İbn Tahir'in evinin etrafında toplandılar. Halife de orada bulunuyordu. Halifeden kendilerine görünmesini istediler ve ona İbn Tahir'den razı olup olmadığını soracaklarını söylediler. Gürültüler çok yükseldi. Nihayet halife, kalabalığın bulunduğu yerin üst tarafındaki bir pencereden peygamber hırkasını giyinmiş ve kırbacı da eline almış olarak karşılarına çıktı ve onlara şöyle hitab etti:
"Üzerimdeki şu hırkanın ve elimdeki şu kırbacın sahibinin hakkı için evlerinize geri dönmenizi ve İbn Tahir'den memnun olmanızı yemin ederek sizden istiyorum. Çünkü o benim nazarımda suçsuzdur!"
Halifenin bu konuşması üzerine gürültü dindi. Halk dönüp evlerine gittiler. Sonra halife, İbn Tahir'in evinden hadim Rızk'ın evine geçti. Bu hadise zilhicce ayının başlarında vuku bulmuştu. Kurban bayramı gününde halife, İbn Tahir'in evinin karşısındaki Cezire'de halka bayram namazı kıldırdı. Halife o gün insanların huzuruna çıktı. Önünde mızraklı muhafızlar üzerinde Peygamber hırkası, elinde de kırbacı vardı. Bağdat'ta yaşanan o gün, görülmesi gereken bir gündü. Halk cidden çok sıkıntıya düşmüştü. Kuşatma altında kalmış, fiyatlar yükselmiş, kıtlık başgöstermişti. Halk hem korku, hem de açlık tehlikesinin baskısı altındaydı. Cenâb-ı Allah'tan dünya ve ahiret-te afiyet diliyoruz.
İşler gittikçe tehlikeli boyutlar aldı, durum şiddetlendi. Çoluk çocuk aç kalıp erkekler güçlerini yitirdi. Artık başka çare kalmadığını anlayınca İbn Tahir, halife Müstain'i hal' etme niyetini açığa vurdu. Her ne kadar ona bu niyetini sarahaten söylemiyorsa da imalı konuşmaya başladı. Bundan sonra da açıkça yüzüne karşı bu niyetini dile getirdi. Onunla tartışmaya başladı ve şöyle dedi:
"Peşin olarak alacağın bir miktar mal ve para karşılığında ayrıca her sene ihtiyacın ve benimsediğin miktarda sana haraç verilmesi mukabilinde halifelikten feragat etmen maslahat gereğidir."
Nihayet zirvede bu tartışmalar devam etti. Neticede Müstain, Muhammed b. Abdullah b. Tahir'in önerisine olumlu cevap verdi. O da kendisini halifelikten hal' ettiğine dair fermanı yazdı. Zilhicce ayının bitimine on gün kala cumartesi günü Muhammed b. Abdullah b. Tahir? Rusafe'ye gitti. Kadıları, fıkıhçıları topladı. Müstain'in, Mu-hanınıed b. Abdullah b. Tahir'e vekâlet verdiğine şahid olsunlar diye nları gruplar halinde Müstain'in huzuruna soktu. Hacipler ve hiz-tçiler ^e huzura girip şahid oldular. Sonra Muhammed b. Abdullah b. Tahir, Müstain'den hilafet cevherini teslim aldı. Gecenin bir kısmına kadar onun yanında kaldı. Sabah olunca insanlar çeşit çeşit fıtnekârlıklar ve fesat içeren sözler söylemeye başladılar. İbn Tahir'e gelince o da Müstain'in yazmış olduğu mektubu bir ümera topluluğuyla Samarra'da bulunan Mutez'e gönderdi. Bu cemaat, Mutez'in yanma vardığında Mutez kendilerine ikramda bulunup hil'atler giydirdi, kıymetli armağanlar verdi.
Bu senenin rebiyülevvel ayında Kazvin ve Zencan diyarında Ehl-i Beyt'ten Hüseyin b. Ahmed b. İsmail b. Muhammed b. İsmail el-Er-kat b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib (Kevkebî diye
tanınırdı) isyan etti.
Bu senede Musa b. Ubeydullah el-Hasenî'nin ablasının oğlu İsmail b. Yusuf el-Alevî de isyan etti. Bu isyancılarla ilgili açıklamalar ileride gelecektir.
Bu senede yine Talibilerden Hüseyin b. Muhammed b. Hamza b. Abdullah b. Hüseyin b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib de Kûfe'de isyan etti. Halife Müstain bunun üzerine Müzahim b. Hakan'ı şevketti. Yapılan savaş neticesinde Talibilerden olan Alevi Hüseyin bozguna uğradı ve adamlarından çoğu öldürüldü.
Müzahim, Kûfe'ye girdiğinde orada 1.000 kadar evi yaktı. İsyancıların mallarım yağmaladı. İsyancı Hüseyin b. Muhammed'in bazı cariyelerini sattı. Bunlar azad olmuşlardı.
Bu senede İsmail b. Yusuf b. İbrahim b. Abdullah b. Hasan b. Hüseyin b. Ali b. Ebi Talib Mekke'de isyan etti. Mekke valisi Cafer b. Fadl b. İsa b. Musa, şehir dışına kaçtı. Evi yağmalandı. Arkadaşlarının evleri de talan edildi. Askerlerden ve diğer Mekkelilerden bir grup öldürüldü.
ismail b. Yusuf, Ka'be'deki altın, gümüş, esans ve örtüleri aldı. Halktan da 200.000 dinar aldıktan sonra Medinetü1 n-Nebeviyye'ye gitti. Medine valisi Ali b. Hüseyin b. Ali b. İsmail, onun önünden ka-Çip gitti. Daha sonra İsmail b. Yusuf bu senenin receb ayında Mekke'ye döndü. Halkı muhasara altına aldı. Öyle ki halk, açlıktan ve susuzluktan ötürü helak oldu. Üç okka ekmek bir dirheme, bir rıtıl (460 gr-) et dört dirheme, bir içim su üç dirheme satılmaya başladı. Mekikler onun yüzünden çok belalara maruz kaldılar.
ismail b. Yusuf, Mekke'de elliyedi gün ikamet ettikten sonra Cid-
ye geçti. Oradaki tüccarların mallarını yağmaladı ve bineklere el °yau. Mekkelilere gönderilen azıkları kesti. Sonra Mekke'ye döndü.
Müslümanlara bu yaptığı zulüm nedeniyle Allah ona hayır mükâfat vermesin.
Arefe günü olunca insanlar ne gece ne de gündüz vakti arefede vakfe yapma imkânını bulamadılar. İsmail b. Yusuf hacılardan 1.100 kişiyi öldürdü, mallarını yağmaladı. O sene arefede ondan ve beraberindeki haramilerden başkası vakfe yapamadı. Allah onların yaptığı farz ve nafile ibadetlerden hiçbirini kabul buyurmasın. Bu senede hilafet otoritesi cidden zayıfladı.
Bu senede İshak b. Mansür el-Gönenç, Hamid b. Zenceveyh, Arar b. Osman b. Kesir b. Dinar elHumusî ve Ebü'1-Beka Hişam b. Abdül-melik el-Yezenî gibi meşhur şahsiyetler vefat ettiler.

