Muntasır, Vasıf et-Türkî'yi Bizanslılarla savaşmak üzere Anadolu'ya gönderdi. Bunun sebebi şuydu: Bizans imparatoru Şam'a yönelmişti. Bunun için Muntasır, Vasıfı hazırlamış; ona bol miktarda asker, teçhizat ve para vermişti. Ayrıca Bizanslılarla savaşı sona erdirdikten sonra sınırda dört yıl müddetle ikamet etmesini emretmişti. Irak valisi Muhammed b. Abdullah, büyük bir kitap yazarak ona göndermişti ki, bu kitabında insanları savaşa teşvik edip rağbetlendiren birçok ayetler vardı.
Bu senenin safer ayının bitimine yedi gün kala cumartesi gecesi Muntasır, Abdullah el-Mutezile Müeyyed İbrahim'i veliahtlıktan azletti. Kendilerini bu muameleye şahit tuttu. Halifelik yapmaktan aciz olduklarına dair ikrarlarını aldı. Müslümanların kendilerine yapmış oldukları veliahdlık bey'atmdan sorumlu olmadıklarına dair ifade verdiler. Ama bundan önce Muntasır, kendilerini tehdit edip ölümle korkutmuştu. Onlar çaresiz kaldıkları için bu ikrarda bulunmuşlardı.
Muntasır'ın amacı, bazı Türk komutanların tavsiyesi üzerine oğlu Abdülvehhab'ı veliahdlığa geçirmekti. Halkm, ayanın, kadıların, komutanların ve kabile reislerinin huzurunda oğlunu veliahd tayin ettiğine dair bir nutuk irad etti. Oğlu Abdülvehhab'ı veliahtlığa tayin ettiğini bildiren mektuplarını, halk öğrensin diye memleketin her tarafına göndeıdi. Bu olayın minberler üzerinden halka duyurulmasını, ilan yerlerine yazılmasını emretti. Allah, işini başa çıkarır.
Halife Muntasır, veliahdlığı kardeşlerinin elinden alıp kendi oğluna vermek istemişti ama, kader ona muhalefet etti ve onu yalanladı. Çünkü babasının öldürülmesinden sonra kendisi ancak altı ay yaşayabildi. Bu senenin safer ayının sonlarına doğru bir hastalığa yakalandı ve sonunda öldü.
Muntasır, rüyasında bir merdivene çıktığım, merdivenin yirmibe-Şinci basamağına vardığını görmüştü. Bu rüyasını bir yorumcuya an-
latmış, o da kendisine: "Yirmibeş sene müddetle halifelik yapacaksın." demişti, ama ömrü bu senede sona erdi.
Adamın biri dedi ki: «Bir gün Muntasır'ın huzuruna vardığımızda onun şiddetle ağlayıp inlediğini gördüm. Arkadaşlarından biri niçin ağladığını sorunca şöyle dedi: "Rüyada babam Mütevekkil'i gördüm. Bana şöyle diyordu: "Yazıklar olsun sana ey Muhammed! Beni öldürdün. Bana zulmettin, hakkımı gasbettin. Halifeliği zorla elimden al-din. Allah'a yemin ederim ki, benden sonra çok az günler yaşayacak, sonra Cehennem'e gideceksin!" İşte bu rüyayı gördükten sonra göz-yaşlanmı tutamıyorum, rahat olamıyorum."
İnsanları kandırıp onları fitneye düşüren arkadaşlarından biri bu rüya sebebiyle ona dedi ki: "Bu bir rüyadır. Doğru da olabilir, yalan da olabilir. Kalk, içki sofrasına oturalım ki, hüzün ve kederin gitsin." Muntasır da içki sofrası kurulmasını emretti. Sofra kuruldu, nedimler geldi, içki içmeye başladılar. Ama onun artık gücü ve şevki kırılmıştı. Ölünceye kadar donuk ve şevksiz oldu, kendini bir türlü to-parlayamamıştı.»
Ölümüne neden olan hastalığın ne olduğunu kesin olarak söyle-yemediler. Kimi başında bir hastalık peyda olduğunu, kulağına yağ damlatıldığını, bu yağın dimağına ulaşması nedeniyle ölümünün çabuklaştığım söyledi. Kimi de midesinin şiştiğini, şişkinliğin kalbine de sirayet ettiğini, bu nedenle vefat ettiğini söyledi. Kimi boğazında bir yara meydana geldiğini, on gün süren bu hastalıktan sonra öldüğünü söylemiştir. Kimi ise, hacamatçının zehirli bir neşterle kanını aldığını ve bu nedenle aynı günde vefat ettiğini söylemiştir.
ibn Cerir dedi ki: «Arkadaşlarımızdan birinin anlattığına göre o hacamatçı evine döndüğünde vücudunda ateş meydana gelmiş, talebelerinden birini yanına çağırarak vücudundan kan almasını emretmiş. Talebesi de üstadının makasını alarak onunla vücudundan kan almıştı. Üstadı işin farkında değildi. Allah hacamatçıya bu durumu unutturmuştu, hatırlayamadı. Sonra Muntasır'dan kan alırken kullandığı zehirli neşterle kendisinden kan alındığını gördü. Ama artık iş işten geçmiş; zehir, vücuduna sirayet etmişti. Ölürken bu suçunu itiraf etmişti, zaten kendisi de aynı gün ölmüştü.»
İbn Cerir'in anlattığına göre halife Muntasır'ın annesi ölüm hastalığında yatmakta olan oğlunun yanına gitmiş ve: "Durumun nasıl?" diye sormuş, oğlu da: "Dünyam da ahiretim de gitti." demişti. Anlatıldığına göre Muntasır, hayattan ümidini kesip çevresinde ziyaretçilerin kendisini kuşattıklarını görünce şu şiiri okumuştu:
'Elde ettiğim dünyalığa nefsim sevinmedi; Ama ben yüce Rabbin huzuruna gider oldum."
Halife Muntasır, hicretin 248. senesinin rebiyülahir ayının bitimine beş gün kala pazar günü ikindi vakti yirmibeş yaşında vefat etti Yirmialtıncı seneden altı ay yaşadığı da söylenir. Ama sadece altı ay halifelik yaptığı hususunda ihtilaf yoktur.
İbn Cerir'in kendi arkadaşlarından birinden naklettiğine göre halife Muntasır hilafete geçtiğinde halk: "O, halifelikte altı aydan fazla kalmayacak." diyormuş. Bu süre, babasını halifelik için öldüren kişinin halifelik süresi idi. Nitekim Şireveyh b. Kisra da hükümdar olmak için babasını öldürdükten sonra ancak altı ay hükümdarlık yapmış ve sonra da ölmüştü.
Muntasır, iri gözlü, burun kemeri yüksek, kısa boylu, heybetli ve güzel bedenli idi. Annesi Habeşiye er-Rumiye'nin tavsiyesi üzerine o, Abbasilerden mezarı belli olan ilk halife oldu.
Onun güzel sözlerinden biri şudur:
"Allah'a yemin ederim ki, batıl yolda olan kişi asla yücelmez. Ay onun alnından doğsa bile yükselemez. Haklı kişi de bütün dünya ona karşı birleşip cephe kursa bile asla alçalmaz ve zelil olmaz."

