El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin İkiyüzyetmişsekizinci Senesi

İbn Cevzî dedi ki: Bu senenin muharrem ayında kuyruklu yıldız Bu senede Nil nehrinin suyu çekildi. Bu daha önce hiç görülmemişti. Geçmiş zamanların haberleri arasında da böyle bir şeye rastlamadık. Bu nedenle fiyatlar …

İbn Cevzî dedi ki: Bu senenin muharrem ayında kuyruklu yıldız

Bu senede Nil nehrinin suyu çekildi. Bu daha önce hiç görülmemişti. Geçmiş zamanların haberleri arasında da böyle bir şeye rastlamadık. Bu nedenle fiyatlar cidden çok yükseldi.

Bu senede Abdullah b. Süleyman'a, vezirlik kaftanı giydirildi.

Bu senenin muharrem ayında Muvaffak, gazadan döndü. Halk onu karşılamak için Nahrevan'a kadar gitti. Fakat Muvaffak, nikris hastalığına yakalanmış olarak Bağdat'a geldi. Safer ayının ilk günlerinde evinde kaldı. Birkaç gün sonra da vefat etti.

Bu senede Karmatîler harekete geçtiler. Bunlar dinsiz, Fars felsefecilerinin tabileri olup Zerdüşt ile Mazdek'in peygamberliğine inanan zındık bir fırka idi. Zerdüşt ile Mazdek, bazı haram şeyleri mubah sayıyorlardı. Bundan sonra her fitne çığırtkanının peşine adamları takılıp batıl yola gittiler.

Bunlar, daha çok Rafizilere musallat oluyor, onları ifsad ediyor ve kendi taraflarına, batıl yola çekiyorlardı. Çünkü Rafîziler insanların en kıt akıllıları idiler. Kendilerine îsmailîler deniliyordu. Çünkü onlar Cafer es-Sadık'ın oğlu İsmail el-A'rec'e mensub idiler. Kendilerine Karmatîler de deniliyordu. Karmat b. Eş'as el-Bakkâr'a nisbeten bu adı alıyorlardı.

Anlatıldığına göre reisleri, davetinin başlangıcı sırasında kendisine uyan kimselere, kurmakta olduğu hile ve tuzaklardan haberdar olamasmlar diye günde elli vakit namaz kılmalarını emrediyordu. Bundan sonra reisleri on iki nakip seçti. Tabileri için uyacakları bir metod ve davet tarzı belirledi. Halkı Ehl-i Beyt'in imamına bey'ata davet etti.

Başka bir rivayette anlatıldığına göre, katıksız küfrü kalplerinde gizleyip Rafıziliklerini izhar ettikleri için kendilerine Batınî denilmişır- Ayrıca, Babek el-Hürremî'ye mensubiyetleri nedeniyle Hürremî

Ve Babekî de demliyordu. Babek, Mutasım'ın hilafeti zamanında ortaya çıkmış ve öldürülmüştü. Abbasilere benzemek ve bir bakıma dallara muhalefet etmek için kendi alametleri olan kırmızı renkli elbi-

er giydiklerinden ötürü kendilerine Muhammire de denilmişti. Ab-sıiere renk bakımından muhalefet etmişlerdi. Çünkü Abbasiler siyah elbiseler giyerlerdi.

unlara, İmam el-Masum'dan bazı şeyleri öğrendikleri sebebiyle,

Talimiye de denilir. Bunlar re'yi terketmiş, aklın icablarını bir tarafa bırakmışlardı. Yedi gezegenin bu âlemin idaresini yürüttüğünü söylediklerinden ötürü kendilerine (yediciler anlamına gelen) Seb'iye de denilmektedir. Bu yedi gezegen şunlardır: Birinci gök tabakasında Ay, ikinci gök tabakasındaki Utarit, üçüncü gök tabakasındaki Züh-re, dördüncü gök tabakasındaki Güneş, beşinci gök tabakasındaki Merih, altıncı gök tabakasındaki Müşteri ve yedinci gök tabakasındaki Zuhal.

İbn Cevzî dedi ki: «Babekîlerden bir topluluk var ki, anlatıldığına göre bunlar her sene bir gece, kadınlı erkekli bir araya gelip toplanırlar. Sonra ışığı söndürür ve kadınları kapmaya başlarlar. Bir erkek hangi kadını yakalarsa o kadın kendisine helal olur ve: "Bu, Cenâb-ı Allah'ın bize mubah kıldığı bir avdır." derlerdi. Allah onlara lanet etsin.»

İbn Cevzî, bunların sözlerini ve fikirlerini detaylı olarak açıklamıştır. Ondan önce, meşhur kelamcı Ebu Bekir el-Bakillanî, Batınîle-re reddiye olarak "Hetkü'l-Esrar ve Keşfü'l-Esrar" adlı kitabını yazmış ve onların Mısır'da Fatımîler zamanındaki kadılarından birinin yazdığı, "el-Belağü'1-A'zam ve Namusü'l-Ekber" adını verdiği kitabı tenkid etmiştir. Adı geçen kitap, onaltı dereceye ayrılmıştır. Birinci dereceye göre Batınî kişi, kendisiyle görüşen kişinin Ehl-i Sünnet olması durumunda, önce Hz. Ali'nin Hz. Osman'dan üstün ve faziletli olduğunu söylemelidir. Eğer kendisiyle görüşen Ehl-i Sünnet kişi bu görüşe muvafakat ederse sonra Hz. Ali'nin Hz. Ebu Bekir ile Hz. Ömer'den de üstün olduğunu söylemelidir. Eğer Ehl-i Sünnetten olan adam bunu da kabul ederse bu defa Hz. Ali'ye ve Ehl-i Beyt'e haksızlık ettiklerinden ötürü Hz, Ebu Bekir'le Hz. Ömer'e sövmelidir. Bundan sonraki aşamada da bütün İslâm ümmetini bu fikre muvafakat ettiklerinden ötürü cahil ve hatalı saymalıdır. Artık bundan sonra da açıktan açığa İslâm dinine tenkid oklarım yöneltmeli ve İslâmiyet'i eleştirmelidir.

Bahsedilen kadı, kitabında Batınî kimsenin görüştüğü Ehl-i Sünnet kimselere konuşma esnasında bazı şüphe ve dalâletleri ileri sürmesini söylemektedir ki, bu tür şüphe ve dalâletleri ancak çok cahil, geri zekalı, bahtsız kimseler makbul sayarlar. Nitekim yüce Allah, bununla ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

"İçinde yörüngeler bulunan göğe andolsun ki, ey inkarcılar; siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz. Bundan dönebilecek kimseler döndürülür." (ez-Zâriyat, 7-9.) Yani ancak sapık olan kimseler, sizin ileri süreceğiniz bu şüphe ve dalâletlerle sapıklığa sürüklenirler.

"Sizler ve taptığınız şeyler, Cehennem'e girecek kimseden başkasını Allah'a karşı azdırıcı değilsiniz." (es-Sâffat, 16-63.)

"Aldatmak için birbirlerine cazip sözler fısıldayan cin ve insan şeytanlarını her peygambere düşman yaptık. Bu şeytanlar, ahirete inanmayanların kalplerinin o sözlere yönelmesi, ondan hoşnud olması ve kendilerinin işledikleri suçları işlemeleri için böyle yaparlar. Rabbin dileseydi bunu yapamazlardı. Sen onları iftiraları ile baş başa birak." (el-Enâm, 112-113.)

Bunlarda ve bunlara benzer diğer bazı ayetlerde anlatıldığına göre batıla, cehalete, sapıklığa, masiyetlere ancak insanların şerlileri uyarlar. Nitekim şairin biri şöyle demiş:

"O hiç kimseye hükmedip istilâ edemez.

Ancak zayıf ve mecnun kimselere hükmedebilir."

Bundan sonra onların küfür, zındıklık, zayıflık gibi bazı makamları vardır. Aklı kıt, dini yönü zayıf olan kimselerin bu gibi şeyleri düşünülmesi halinden kendi nefsini uzak tutması gerekir. Çünkü bu, iblisin onlara karşı açtığı küfür ve cehalet türleridir. İblis onlardan bazılarına daha önce bilmediği bazı şeyleri ifade etmiştir. Nitekim şairin biri şöyle demiştir:

"Ben kısa bir zaman İblisin askeri oldum. Sonra İblis benim askerlerim arasına katıldı."

Kısaca diyeceğimiz şudur ki, bu grup, bu senede harekete geçti. Sonra durumları kuvvetlendi. Onların yüzünden işler gittikçe bozuldu. Neticede Mescid-i Haram'a girdiler. Hacıların kanlarını Mescid-i Haram'm ortasında Ka'be'nin çevresinde akıttılar. Hacer-i Esved'i kırıp yerinden söktüler ve hicretin 317. senesinde kendi memleketlerine götürdüler. Hicretin 339. senesine kadar yanlarında kaldı. Bu mübarek taş, yirmiiki sene müddetle Ka'be'deki yerinden uzakta kaldı. Innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn (Doğrusu bizler Allah'a aidiz ve ona dönücüleriz).

Bütün bunlar halifenin gevşekliğinden, Türklerin hilafet maka-niını oyuncak haline getirmelerinden, İslâm ülkesini istila etmelerinden ve işlerin alt üst olmasından ötürüydü.

Bu senede iki mühim olay meydana geldi. Bunlardan biri Karma-tılerin harekete geçmesi; diğeri de İslâm pehlivanı, Allah dinin yardımcısı Ebu Ahmed el-Muvaffak'ın vefatıydı. Allah ona rahmet etsin, kendisinden sonra Cenâb-ı Allah, oğlu Ebul-Abbas Ahmed'i Müslümanlar için hayatta bıraktı. Ebü'l-Abbas'm lakabı Mutedid idi. Şeha-mtli ve şecaatli bir kimse idi.