El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Üçyüzaltmışikinci Senesi

Bu senenin muharrem ayının 10'unda Rafiziler yine Hz. Hüseyin'e ağıt yakarak matem tuttular. Dükkânlara, çarşı ve pazarlara mendiller asıldı. Dükkânlar kapatıldı. Bu senede fakih Ebu Bekir er-Razi el-Hanefî ile …

Bu senenin muharrem ayının 10'unda Rafiziler yine Hz. Hüseyin'e ağıt yakarak matem tuttular. Dükkânlara, çarşı ve pazarlara mendiller asıldı. Dükkânlar kapatıldı.

Bu senede fakih Ebu Bekir er-Razi el-Hanefî ile Ebü'l-Hasan Ali b. İsa er-Rummanî ve İbn Dakkak el-Hanbelî, İzzü'd-Devle Bahtiyar b. Büveyh'in yanında toplandılar. Onu Rumlarla savaşmaya teşvik ettiler. O da Rumlarla savaşmak için bir orduyu harekete geçirdi. Ce-nâb-ı Allah, o orduyu muzaffer kıldı, Rumlardan çok sayıda adam öldürdüler. Kesik başlarını Bağdat'a gönderdiler. Böylece insanların gönülleri rahatladı.

Bu senede Rumlar, hükümdarlarıyla birlikte Diyarbakır'ı kuşatmak üzere harekete geçtiler. Diyarbakır'da vali olarak Ebü'l-Heyca b, Hamdan'm kölesi Hezermert bulunuyordu. Vali, Ebu Tağlib'e mektup yazarak yardım istedi. Ebu Tağlib de ona kardeşi Ebü'l-Kasım Hibe-tullah Nasirü'd-Devle b. Hamdan'ı gönderdi. Bu ikisi birleşerek ramazan ayının son gününde, daracık bir yerde, atların hareket etmesine imkân olmayacak bir alanda Rumlarla şiddetlice savaştılar. Rumlar kaçmaya yöneldiler, ama kaçamadılar. Rumların çok sayıda askerlerini öldürdüler. Domestikos esir alınarak zindana atıldı. Ertesi sene hastalanıp ölünceye kadar zindanda kaldı. Ebu Tağlib tedavi etmek için tabipleri topladıysa da Domestikos'a bir fayda sağlayamadı.

Bu senede Bağdat'ın Kerh mıntıkasında yangın çıktı. Bunun sebebi şuydu: Zekât toplama memurlarından biri halktan bir adamı vurup öldürmüştü. Halk da Türklerden bir cemaatle birleşerek zekât memurunun peşine düşmüşlerdi, ama memur onlardan kaçıp bir eve sığınmıştı. Onu evden çıkarıp öldürmüşler ve evi yakmışlardı. Bunun üzerine sünnete taassup derecesinde bağlı olan vezir Ebü'1-Fadl eş-Şirazî, hacibini Kerh mıntıkasmdaki halkın üzerine göndermiş, o da onların evlerine ateş bırakmış ve oradaki birçok evler, mallar, 300 dükkân, otuzüç mescit, 17.000 insan yanmıştı!

Bunun üzerine Bahtiyar, kendisini vezirlikten azlederek yerine Muhammed b. Bakiyye'yi tayin etmiş. Halk, bu duruma çok şaşmışlardı. Çünkü bu adam, onlar nazarında düşük biri olup hiç saygınlığı yoktu. Babası Kusa köyünde bir çiftçi idi. Kendisi İzzü'd-Devle'ye hizmet edenlerden biriydi. Yemeğini takdim eder, yemek sonrasında elini yıkarken havlusunu tutardı. Böylelikle sonunda vezirlik makamına tayin edildi. O, kendisinden öncekine nisbetle halka daha çok zulüm eden bir,, vezir oldu. Zamanında Bağdat'ta hırsızlar çoğaldı, işler bozuldu.

Bu senede İzzü'd-Devle ile hacibi Sebüktekin arasında anlaşmazlık meydana geldi. Fakat daha sonra kinleri kalplerinde kaldığı halde yine de barıştılar.

Bu senede Muiz el-Fatımî, Mısır diyarına girdi. Beraberinde atalarının tabutları da vardı. Şaban ayında İskenderiye'ye ulaştı. Onu orada Mısır'ın önde gelen şahsiyetleri karşıladılar. Halka irticalen beliğ bir hutbe irad etti. Mısırlıların fazilet ve şereflerini anlattı. Fakat yalan ifadeler kullandı. Çünkü hutbesinde, "Doğrusu Cenâb-ı Allah, halka, kendileri ve devletleri sayesinde yardım etti." demişti. Ya-nıbaşmda oturmakta olan Mısır diyarının kadısının anlattığına göre Muiz el-Fatımî kendisine şöyle bir soru yöneltmişti:

- Benden daha üstün bir halife gördün mü?

- Ey mü'minlerin emiri, sen hariç bu kadar faziletli ve üstün başka bir halife görmedim.

- Sen haccettin mi?

- Evet.

- Rasûlullah.fs.a.v.yın mezarını ziyaret ettin mi?

- Evet.

- Ebu Bekirle Ömer'in mezarlarını da ziyaret ettin mi?

Kadı diyor ki: «Kendisine ne cevap vereceğimi bilemedim. Baktım ki oğlu Aziz de büyük komutanlarla beraber duruyor. Dedim ki:

- Mü'minlerin emiri (yani sen) nasıl ki, senden sonraki dönemin veliahdı olan oğluna selam vermekten beni alıkoymuşsa aynı şekilde Rasûlullah (s.a.v.)'ın mezarını ziyaret etmek de beni Ebu Bekir'le Ömer'in mezarını ziyaret etmekten alıkoydu.

Bu cevabı verdikten sonra kalkıp selam verdim ve meclisten ayrılıp gittim. Böylece meclis; benim ayrılmamla başkalarının gelip oturabilmesi için genişlemiş oldu.»

Bundan sonra Muiz el-Fatımî, İskenderiye'den ayrılıp Mısır'a gitti. Ramazan ayının beşinde Mısır'a girdi, Kasreyn'e konakladı. Anlatıldığına göre o mülkünün ilk mahalline girdiğinde Aziz ve Celil olan Allah'a bir şükran ifadesi olarak secdeye kapanmıştı.

Muiz el-Fatımî'nin Mısır'da verdiği ilk hüküm şöyle olmuştu:

Kâfur el-İhşidî'nin karısı, altınla dokunmuş, incilerle süslenmiş bir kabanı Yahudi bir kuyumcuya emanet olarak bıraktığını, ancak kuyumcunun bu emaneti inkâr ettiğini söylemişti. Muiz de o kuyumcuyu huzuruna çağırmış ve durumu sormuştu. Fakat kuyumcu, yine inkârında devam edince, evinin kazılmasını ve oradaki eşyaların çıkarılmasını emretmişti. Evini kazdıklarında mezkûr kabanı, bir çömleğe konulmuş olarak yer altına gömülmüş vaziyette buldular. Muiz, bu kabanı kadına teslim etti. Kabana hiç ilişmeksizin sahibine kolaylıkla teslim edilmesini sağladı. Fakat bilahare kadın o kabanı getirip kendisine takdim etmek istedi, ama o kabul etmedi. Halk da onun bu davranışını güzel buldu.

Sahih hadiste sabit olduğuna göre, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

"Doğrusu Cenâb-ı Allah bu dini, facir bir adamla da kuvvetlendirir."

Hicretin Üçyüzaltmışikinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler