Bu senede Adüdü'd-Devle Bağdat'a girdi. İzzü'd-Devle Bahtiyar da oradan çıkıp gitti. Adüdü'dDevle onu takip etmek üzere peşine takıldı. Halifeyi de beraberine almak istedi. Halife gitmek istemeyince onu yerinde bıraktı. Adüdü'd-Devle, İzzü'd-Devle Bahtiyar'ın peşinden gitti. Onu yakalayıp esir aldı, sonra da hemen öldürdü. Böylece İzzü'd-Devle Bahtiyar'ın hakimiyeti yıkıldı. Devleti son buldu. Adüdü'd-Devle Bağdat'a hakim oldu. Orada otoritesini kurdu. Halife kendisine kıymetli hil'atler, bilezik ve takılar verdi. Ayrıca biri gümüş, diğeri de altın sırmalı iki sancak verdi. Bunlar ancak veliahtlara Özgü şeylerdi. Halife ona ayrıca kıymetli armağanlar da göndermişti. Adüdü'd-Devle de buna karşılık halifeye bol miktarda altın ve gümüş gönderdi. Bağdat'a ve çevresindeki beldelere hakim oldu.
Bu senede Bağdat şehri defalarca sarsıldı. Deprem geçirdi, Dicle suyu çok fazlalaştı. Bu yüzden çok sayıda insan öldü.
Adüdü'd-Devle'ye denildi ki: "Bağdatlılar, taun hastalığı ve Rafî-zilerle Ehl-i Sünnet arasındaki savaşlar, ayrıca meydana gelen yangın ve sel felaketindeki boğulmalar nedeniyle azaldılar."
Adüdü'd-Devle de şöyle dedi: "Halk arasındaki fitneyi şu kıssacı-lar ve vaizler alevlendiriyorlar!" Bundan sonra bir ferman yayınlayarak hiç kimsenin kıssa anlatmamasını, vaaz vermemesini, sahabelerden birinin adını vererek hiç kimsenin dilenmemesini emretti. "Kişi Kur'ân okuyabilir, ona bu nedenle herhangi bir kimse bahşiş verirse alır, ama kendisi isteyemez." dedi ve bu ferman hükümleri Bağdat'ta ve çevresinde uygulandı.
Sonra Adüdü'd-Devle'ye bildirildi ki; vaiz Ebü'l-Hüseyin b. Se-mun -ki o salih insanlardan biriydifermana uymamış, vaazı terket-memiş, eski âdetini sürdürmektedir. Adüdü'd-Devle onu yakalayıp huzuruna getirecek bir görevliyi gönderdi. Kendisi de devlet erkanı arasında vaiz Ebü'l-Hüseyin'den hoşlanmayacağı bir şey duymamak için yalnız başına kaldı. Etrafındakilerin meclisten ayrılmalarını emretti. Öte yandan saraya gelen vaiz Ebü'l-Hüseyin b. Semun'a da: "Hükümdarın huzuruna vardığında mütevazice konuş ve huzurunda yeri öp." denildi. O da hükümdarın huzuruna girdiğinde onun yalnız başına oturmakta olduğunu gördü. Tabii daha önce hacib içeriye girmiş, vaizin huzura alınması için izin istemişti. Bundan sonra vaiz Ebü'l-Hüseyin b. Semun içeri girmiş ve okuyuşunu şu ayet-i kerimeyle başlatmıştı:
"Allah, kasabaların zalim halkını yakalayınca böyle yakalar."(Hûd, 102.)
Bundan sonra vaiz yüzünü İzzü'd-Devle Bahtiyar'ın sarayının bulunduğu tarafa çevirdi ve şu ayet-i kerimeyi okudu:
"Sonra onların ardından, nasıl davranacağınıza bakmak için sizi yeryüzünde onların yerine geçirdik." (Yûnus, 14.)
Bundan sonra Adüdü'd-Devle'ye öğüt verdi. Onunla konuştu. Adüdür'd-Devle de çok ağladı ve ona şükranlarını sundu. Vaiz onun yanından çıkıp gittiğinde Adüdü'd-Devle, hacibine dedi ki: "Git, 3.000 dirhem para, on kat elbise al ve vaize ver, eğer kabul ederse o zaman başını vurup bana getir!" Hacib diyor ki: «Paraları ve elbiseleri alıp vaize götürdüm. Kendisine: "Bunları hükümdar sana gönderdi." dedim. O da şu cevabı verdi: "Benim bunlara ihtiyacım yoktur. İşte şu üzerimdekini, insanların karşısına çıkarken giyerim. Eve dönerken dürüp bir tarafa bırakırım. Bir evim vardır, babadan kalmadır. Onu kiraya vererek geçimimi sağlıyorum. Hükümdarın bana gönderdiği bu armağanlara da ihtiyacım yoktur."
"Bunları kendi ailenin yoksullarına dağıt." dediysem de o bunu kabul etmeyip şu karşılığı verdi: "Hükümdarın ailesinin fakirleri benim ailemin fakirlerine nazaran bu paraya daha çok layık ve müsta-haktırlar."
Hükümdara döndüm, vaizin söylediklerini ona aktardım. Ne yapacağımı söylemesini istedim. O da bir süre sustu. Sonra: "Onu bizden kurtaran ve bizi de ondan kurtaran Allah'a hamdolsun." dedi.»
Daha sonra Adüdü'd-Devle, İzzü'd-Devle Bahtiyar'ın veziri İbn Bakiyye'yi yakaladı. Onun bir filin altına yatırılmasını emretti. Fil de onu ayaklayarak ezip öldürdü. Sonra İbn Bakiyye bu senenin şevval ayında Bağdat'ın köprü başında idam edildi, Ebü'l-Hüseyin b. Enbarî ona şu ağıtı yaktı:
"Hayattayken de öldükten sonra da yüce olmak; senin hakkına yemin ederim ki bu mucizelerden biridir.
Sanki insanlar bağışta bulunduğun zamanlarda heyetler halinde gelip senin yanında durmuş gibidirler.
Sanki sen onlara hutbe irad ediyorsun.
Onlar da namaza durmak üzeredirler.
Ellerini boş olarak onlara uzattın.
Tıpkı onlara bağış verirken elini uzattığın günlerdeki gibi..."

