El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Üçyüzbeşinci Senesi

Bu senede Bizans imparatorunun elçisi esir değişimi ve barış takibinde bulunmak üzere Bağdat'a geldi. Elçi genç bir adamdı. Beraberinde yaşlı biri de vardı. Yirmi köle onlara refakat etmekteydi. Bağdat'a geldiğinde …

Bu senede Bizans imparatorunun elçisi esir değişimi ve barış takibinde bulunmak üzere Bağdat'a geldi. Elçi genç bir adamdı. Beraberinde yaşlı biri de vardı. Yirmi köle onlara refakat etmekteydi. Bağdat'a geldiğinde cidden büyük bir olayla karşılaştı. Şöyle ki: Halife düşmanlarını ne kadar korkuttuğunu elçiye göstermek amacıyla askerlerin ve halkın toplanmasını emretmişti. Askerlerden 160.000 kişi toplanmıştı. Bunların kimisi süvari, kimisi piyade idi. Halifenin bunlardan başka, diğer şehirlerde komutanlarıyla birlikte bulunan askerleri de vardı. Bunlar silahlarını ve teçhizatlarını tam olarak kuşanıp ortaya çıkmışlardı. Halifenin 4.000'i beyaz tenli, 3.000'i de siyah tenli olmak üzere 7.000 kölesi vardı. Son derece kıymetli ve güzel elbiseler giyinmişler, zinetlerini takınmışlardı. O gün halifenin 700 hacibi vardı. Dicle nehrinde teyarat, zayarib, zemriyat adıyla adlandırılan çok sayıda süslü kayıklar vardı.

Elçi, hilafet sarayına girdiğinde dehşetli ve göz alıcı bir manzarayla karşılaştı. Gözleri kamaştıran süsleri ve ihtişamı müşahade etti. Hacibin yanına vardığında onu halife zannetti, ama kendisine onun hacib olduğu söylendi. Vezirin yanma vardığında son derece heybetli olduğunu gördü, onu halife zannetti. Fakat onun da vezir olduğu kendisine söylendi. Hilafet sarayı, misli duyulmamış bir şekilde süslenmişti. Sarayda o gün 38.000 perde vardı, bunların 10.500 tanesi altın yaldızlıydı. Sarayda 22.000 halı serilmişti ki, bunların misli görülmemişti. İnsanlara alışmış, evcilleşmiş vahşi hayvanlar vardı. Öyle ki, insanların ellerinden yiyecekleri alıp yiyorlardı. 100 tane yırtıcı canavar vardı.

Bundan sonra elçi, ağaç adasına girdi. Burası bir su gölü gibi olup suyun ortasında altın ve gümüşten imal edilmiş, onsekiz dalı bulunan bir ağaç vardı. Bu dalların çoğu altından yapılmıştı. Dallarda, budaklan altın ve gümüş ile inci ve yakuttan yapılmış renkli yapraklar vardı. Bu yaprakların ve dalların üzerine su akıtıldığı için çeşitli sesler çıkıyordu. Ağaç tümüyle diğer canlı ağaçlar gibi acayip hareketlerle sağa sola eğiliyor ve göreni dehşete düşürüyordu.

Elçi, bundan sonra firdevs diye bilinen mekana götürüldü. Orada ^a çeşitli mefruşat ve hadsiz hesapsız aletler vardı ki, bunların güzelliklerini tasvir etmek imkansızdır. Sarayın dehlizlerinde 18.000 altın JŞİemeli zırh vardı. Elçi bunların yanından geçtikçe ve çeşitli mekanlara uğradıkça irkiliyor, gözleri kamaşıyordu.

Nihayet halife Muktedir Billah'ın bulunduğu mekana ulaştı.

Halife Muktedir, abanozdan yapılmış bir taht üzerinde oturmaktaydı. Ayaklarının altına, altın ipler üzerine işlenmiş bir sergi serilmişti. Tahtın sağ ve sol tarafına yedişer mücevherden ibaret salkımlar asılmıştı ve bunlar en kıymetli mücevherlerden yapılmıştı. Her mücevher tanesinin ışığı gündüz ışığı gibi etrafa saçılıyordu. Bunlardan bir tanesinin dahi kıymetini kimseler takdir edemez ve bedelini hiç kimse ödeyemezdi.

Elçi ve beraberindeki heyet, halifenin tahtına yüz zira mesafede durduruldu. Vezir Ali b. Muhammed b. Furat, halifenin Önünde ayakta duruyordu. Tercüman ise vezirin biraz aşağısında durmaktaydı. Vezir, tercümana hitab ediyor, tercüman ise vezire ve halifeye hitab ediyordu. İşleri bittikten sonra halife, vezir ile tercümana, her birinin içinde 5.000 dirhem bulunan elli kese bahşiş verdi ve onlara hil'at giydirdi.

Sonra elçiler halifenin huzurundan alınıp sarayın diğer yerlerinde gezdirildiler. Dicle kıyısında fil, zürafa, yırtıcı hayvan ve kaplan şeklinde yapılmış çeşitli kayıklar vardı. Dicle ırmağı hilafet sarayının ortasından geçiyordu. Bu da bu senede meydana gelen en garip olaylardan biridir.

Bu senede Fadl el-Haşimî insanlara haccettirdi.

Hicretin Üçyüzbeşinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler