Bu senenin muharrem ayının 10'unda Şiîler, önceki âdetlerini devam ettirerek Hz. Hüseyin'in matemini tuttular. Dükkanlar kapatıldı, etrafa mendiller asıldı. Kadınlar saçlarım başlarını açıp sokaklara çıktılar. Ağıtlar yakıp çarşıda pazarda Hz. Hüseyin için yüzlerini tokatladılar. Oysa bu, İslâmiyette hiç de ihtiyaç duyulmayan bir zorlama idi. Eğer bu övünülecek bir iş olsaydı, bu ümmetin ilkleri ve hayırlıları bunu yaparlardı. Kaldı ki, onlar bunlara nisbetle bu işe daha lâyık idiler.
«Eğer hayırlı bir iş olsaydı bu hususta onlar bizden öne geçemezlerdi.» (el-Ahkâf, 11.)
Ehl-i Sünnet, İslâm büyüklerine uyar ve asla bid'at çıkarmaz. Sonra Ehl-i Sünnet bu yüzden Rafizilere hücum etti. Rafîzilerin yuvası olan Berasa Mescidi'ne baskın yaptı. Ve orada bulunan bazı Rafızi -leri Öldürdüler.
Bu senenin receb ayında Bizans imparatoru büyük bir orduyla Misis'e geldi. Zor kullanarak orayı ile geçirdi. Halkın bir kısmını öldürdü. Geride kalanları esir aldı, önüne katarak götürdü. Bunlar 200.000'e yakın kişiydiler. İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn (Doğrusu biz Allah'a aidiz ve O'na dönücüleriz.)
Bundan sonra imparator Tarsus'a geldi. Halk kendisinden eman diledi. Onlara eman verdi. Ancak Tarsus'u terkedip gitmelerini, başka yere taşınmalarını emretti. Tarsus'un Büyük Camii'ni kendi atları için tavla edindi. Minberi yaktı. Caminin kandillerini kendi memleketinin kiliselerine taşıttı. Tarsuslularının bir kısmı onun yanına katılıp Hristiyanlığa geçtiler. Allah ona lanet etsin. Tarsuslularla Misis-lilere daha önce büyük bir belâ ve kıtlık ile şiddetli bir veba isabet etmişti. Öyle ki, onlardan günde 800 kişi ölüyordu. Bu da yetmezmiş gibi Bizans imparatorunun hücumu karşısında daha büyük bir musibete maruz kaldılar. Yağmurdan kaçarken doluya yakalandılar. Bizans imparatoru, İslâm ülkesine daha yakın olabilmek amacıyla Tarsus'ta ikamete niyetlendi. Sonra bu iş kendisi için zor gelince, Konstantini-ye'ye gitti. Beraberinde ve hizmetinde Ermeni hükümdarı mel'un Do-mestikos da vardı.
Bu senede hacıların kafile başkanlığı, Talibilerin nakibi Ebu Ah-med Hasan b. Musa el- Musevî'ye verildi. O, Razi ile Murtaza'nm babasıdır. Nakiblik ve hac emirliğine atandığına dair ferman yazılıp kendisine verildi.
Bu senede Muizzü'd-Devle'nin kız kardeşi vefat etti. Halife de bir gemiye binerek başsağlığı için Muizzü'd-Devle'nin yanına geldi. Muiz-zü'd-Devle onun huzurunda yeri öptü. Gelişinden ötürü ona şükranlarını sundu. Bu sadakat ve samimiyetinden ötürü ona teşekkürlerini bildirdi.
Bu senenin zilhicce ayının 12'sinde Rafîziler -Önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi- âdet üzere Gadir-i Hum bayramını kutladılar.
Bu senede İbnü'l-Ahvazî adındaki bir adamın desteği ile Reşik en-Nesimî Antakya'yı istila etti. Reşik, değirmen kiralayıp çalıştıran bir kimseydi. İbnü'l-Ahvazî, Antakya'yı alması için onu tamahlandır-dı ve bu uğurda ona çok mal verdi. Seyfü'd-Devle'nin Meyyafarikin işiyle uğraşmakta olduğunu, Halep'e dönemeyeceğini söyledi. Sonra ikisi birlikte Antakya'yı aldıktan sonra ordularıyla Halep üzerine yürüdüler. Kendileri ile Seyfü'd-Devle'nin Halep vali vekili arasında büyük savaşlar cereyan etti. Reşik, şehri ele geçirdi. Vali vekili kaleye sığındı. Sonra Seyfü'dDevle'nin, Beşşare adındaki kölesi komutasında gönderdiği takviye kuvvet, vali vekiline ulaştı. Reşik bozguna uğradı. Atından düştü. Bedevilerden biri tez davranarak onu öldürdü. Başını koparıp Halep'e götürdü. Bundan sonra İbnü'l-Ahvazî yalnız başına Antakya'ya döndü. Halep'te emir olarak Rumlardan Dezber adında birini, daha sonra halife kılmak amacıyla da "Üstad" adını verdiği bir Aleviyi bıraktı. Ancak Halep vali vekili Kar'uye bunların amiri pozisyonunundaki İbnü'l-Ahvazî'nin üzerine hücum etti. İkisi şiddetlice savaştılar. İbnü'l-Ahvazî onu mağlup etti ve Antakya'da hakimiyetini kurdu. Seyfü'd-Devle Halep'e döner dönmez orada sadece bir gece kaldı. Sonra Antakya üzerine yürüdü. İbnü'l-Ahvazî onun karşısına çıktı. İkisi şiddetle savaştılar. Dezber ile İbnü'l-Ahvazî bozguna uğradılar. Esir alındılar ve Seyfü'd-Devle ikisini de öldürdü.
Bu senede Karmatîlerden Mervan adında bir adam -ki bu, Seyfü'd-Devle tarafından atanan ve yolların muhafızlığını yapıp güvenliğini sağlayan bir kimseydi- Humus'ta ayaklandı. Orayı ve çevresini ele geçirdi. Halep'ten Emir Bedir komutasında bir ordu onun üzerine hücuma geçti. İki taraf savaştılar. Bedir ona zehirli bir ok atarak okunu isabet ettirdi. Fakat o esnada Mervan'm adamlarıda Bedir'i esir aldılar. Mervan huzurunda onu eli kolu bağlı vaziyette öldürttü. Ama bundan bir kaç gün sonra da Mervan'm kendisi de öldü. Adamları dağıldılar.
Bu senede Sicistan halkı, valileri Halef b. Ahmed'e isyan ettiler. Şöyle ki: Vali Halef b. Ahmed, hicretin 353. senesinde hacca gittiğinde yerine vekil olarak Tahir b. Hüseyin'i bırakmıştı. Ancak Tahir ondan sonra valiliğe göz dikti ve halkla ittifak kurdu. Asıl vali Halef b. Ahmed, hacdan döndüğünde Tahir b. Hüseyin şehri ona teslim etmedi ve asi oldu. Halef b. Ahmed bunun üzerine Buhara'ya, Emir Mansur b. Nuh es-Samanî'nin yanma gidip ondan yardım istedi. Emir Munsur, onunla birlikte bir askeri birliği Sicistan'a gönderdi. Bu askeri birliğin komutam Sicistan şehrini Tahirin elinden kurtarıp vali Halef b. Ahmed'e teslim etti. Halef b. Ahmed, âlimleri seven ve kendisi de âlim olan bir kimseydi. Ancak Tahir b. Hüseyin, gidip asker topladı ve tekrar gelip Halef b. Ahmed'i muhasara altına alarak Sicis-tan'ı onun elinden aldı. Halef b. Ahmed de tekrar Emir Mansur es-Samanî'nin yanına döndü. Emir Mansur, şehri ikinci kez geri alacak bir komutanı ve askeri birliği Sicistan'a gönderdi. Şehri tekrar kurtarıp Halef b. Ahmed'e teslim ettiler.
Halef b. Ahmed, Sicistan'da hakimiyetini kurduktan sonra Buhara emiri Mansur'a gönderilmesi gereken hediyeler ve armağanlarla hü'atleri göndermedi. Emir Mansur da onun üzerine asker şevketti. Halef bir kaleye sığındı. Buna Irak kalesi deniliyordu. Dokuz sene süreyle askerler onu kuşatma altında tuttukları halde onu ele geçire-mediler. Çünkü kale son derece müstahkem, geçit vermez, yüksek ve çevresindeki hendekleri de derin olan bir kaleydi. Halef b. Ahmed'in bundan sonraki durumu, ileriki kısımlarda anlatılacaktır.
Bu senede Türklerden bir grup Hazar ülkesine hücum etti. Ha-zarlılar onlara karşı Harezmlilerden yardım istediler. Harezmliler de* "Eğer Müslüman olursanız size yardım ederiz." dediler. Hükümdarları hariç olmak üzere Hazarhların tümü Müslüman oldular. Harezmliler de onlarla birlik olup Türklere karşı savaştılar. Türkleri oradan uzaklaştırdılar. Bundan sonra Hazar hükümdarı da Müslüman oldu. Hamd ve minnet Allah'adır.

