El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Üçyüzellıüçüncü Senesi

Bu senenin muharrem ayının ortasında Rafiziler -önceki senelerde de yaptıkları gibi- Hz. Hüseyin'in matemini tuttular. Bu nedenle Rafizilerle, Ehl-i Sünnet arasında şiddetli bir çarpışma meydana geldi, mallar yağmalandı. …

Bu senenin muharrem ayının ortasında Rafiziler -önceki senelerde de yaptıkları gibi- Hz. Hüseyin'in matemini tuttular. Bu nedenle Rafizilerle, Ehl-i Sünnet arasında şiddetli bir çarpışma meydana geldi, mallar yağmalandı.

Bu senede Seyfü'd-Devle'nin kölesi Neca, kendisine karşı isyan etti. Şöyle ki: Neca, geçen sene, Harranlılara baskın yaparak mallarını gasbetmiş, onlardan çok miktarda mal ve para almış, isyan bayrağını çekip Azerbaycan'a doğru yürümüş, oranın bir kısmını Ebü'l-Verd adındaki bir a'rabinin elinden almış, Ebü'l-Verd'i öldürmüş ve onun mallarının çoğunu gasbetmişti. Böylece gücü fazlalaşmıştı. Sey-fü'd-Devle, onun üzerine yürüdü ve kendisini yakaladı, öldürülmesini emretti. Görevliler tarafından Seyfü'd-Devle'nin huzurunda öldürülerek cesedi pisliklerin arasına atıldı.

Bu senede Domestikos, Misis'e gelip şehri kuşattı. Surları deldi. Şehir halkı ona karşı memleketlerini savundular. Domestikos da oraya bağlı büyük bir köyü yaktı, çevresinde bulunan ahaliden 15.000 kişiyi öldürdü. Askerleri Adana ve Tarsus şehirlerinde büyük bir fesat çıkardılar. Kendisi de ülkesine geri döndü.

Bu senede Muizzü'd-Devle, Musul'a ve Cezire-i îbn Ömer'e hücum etti. Musul'u ele geçirdi. Orada bir müddet ikamet etti. Musul valisi ona haber salarak barışmak istediğini bildirdi. Valinin kendisine her sene bir miktar mal ve para vermesi, ayrıca Nasirü'd-Dev-le'nin oğlu Ebu Tağlib'in kendisinden sonraki dönem için veliahd olması şartıyla barış antlaşması yaptılar. Bundan sonra Muizzü'd-Devle, İbnü'l-Esir'in detaylı olarak anlattığı birçok işlerin yapılmasından sonra Bağdat'a göndü.

Bu senede Deylem ülkesinde Hz, Hüseyin evladından olup İbnü'r-Rai adıyla meşhur olan Ebu Abdillah Muhammed b. Hüseyin isyan etti. Etrafında çok sayıda adam toplandı, insanları kendisine bey'ata çağırdı ve Mehdi lakabını aldı. Aslen Bağdatlıydı, ama Deylem ülkesinde namı yükseldi. İbn Nasır el-Alevî ondan kaçtı.

Bu senede Ermeni hükümdarı Domestikos'la birlikte Bizans imparatoru Tarsus'a hücum etti. Şehri bir süre kuşatma altında tuttular. Bu yüzden burada pahalılık başgösterdi. Halk vebaya yakalandı ve çokları öldü. Bundan sonra kuşatmacılar da geri döndüler.

"Allah, inkâr edenleri kinleriyle geri çevirdi, bir hayra ulaşamadılar. Savaşta; inananlara Allah'ın yardımı yetti. Allah, kuvvetli olandır, güçlü olandır." (ei-Ahzâb, 25.)

Bunlar İslâm ülkesini tümüyle istilâ etme azmindeydiler. Çünkü İslâm ülkesinin hükümdarı ve yöneticileri iyi kimseler değillerdi. Sa-

habeler hakkında kötü düşünceleri vardı, ama Cenâb-ı Allah İslara ülkesini korudu, Rumlar da ziyan içinde geri döndüler.

Bu senede Sicilya'da Muhtar savaşı meydana geldi. Şöyle ki: 100.000'e yakın Frank ve Rum askerleri Sicilya'ya hücum ettiler. Sicilyalılar da Muiz el-Fatımî'ye haber salarak ondan yardım istediler. O da bir filo ile üzerlerine takviye askeri gönderdi. Bu adada Müslümanlarla müşrikler arasında büyük bir savaş cerayan etti. İki. taraf da sabahtan ikindiye kadar dayanıklılık gösterdiler. Sonra Rum komutanı Moil Öldürüldü. Bu yüzden Rum askerleri cepheden firar edip hezimete uğradılar. Müslümanlar onlardan çok sayıda asker öldürdü. Franklar derin bir su vadisine düştüler. Çokları boğuldu. Geri kalanlarda gemilere bindiler ve döndüler, Sicilya valisi Ahmed, peşlerine gemileri taktı. Onları denizde yakaladı ve yakaladıklarını öldürdü. Müslümanlar bu savaşta çok mal, eşya, silah ve hayvanı ganimet olarak elde ettiler. Ganimetler arasında üzerinde şu ibarenin yazılı olduğu bir kılıç bulunmaktaydı: "Bu Hind kılıcının ağırlığı 170 mıskaldır. Bununla Rasûlullah (s.a.v.)'m huzurunda uzun süre savaşılmıştır." Bu kılıcı da armağanlar arasına katarak İfrikiye'ye Muiz el-Fatımî'ye gönderdiler.

Bu senede Karmatîler, Taberiye'yi Mısır ve Şam hakimi İhşid'in elinden almak için hücum ettiler. Bu arada Seyfü'd-Devle'den -silah yapımında kullanmak üzere- kendilerine demir yardımında bulunmasını istediler. O da Rakka şehrinin çelikten mamul kapılarını söktü. Ayrıca, pazarlarda ve satıcıların ellerinde bulunan okkaları da topladı ve bütün bunları Karmatîlere gönderdi. Onlar da, "Bu kadarı bize yeter." diye bildirdiler.

Bu senede Muizzü'd-Devle, halifeden izin isteyerek hilafet sarayını gezip dolaşmak istedi. Halife kendisine bu izni verdikten sonra saraya girip dolaşmaya başladı. Halife de hizmetçisini ve muhafızını onunla birlikte saraya gönderdi. Sarayın içinde dolaşmaya başladılar. Fakat Muizzü'dDevle, bir ara korkuya kapıldı ve işi bir an evvel bitirmek için çabucak dolaşmaya başladı. Kendisine bir suikast yapılmasından ve sarayın dehlizlerinde öldürülmekten korkmuştu. Derken hemen saraydan çıktı ve salimen kurtulduğundan ötürü Allah'a şükür için 10.000 dirhem sadaka verdi. O günden itibaren halife Mu-ti'e olan sevgisi daha da fazlalaştı. Sarayda gördüğü hayret verici şeylerden biri, cidden güzel bir kadın suretinde yapılmış olan bir heykeldi ki, tunçtan yapılan bu heykelin çevresinde hizmetçi kılığında küçücük heykelcikler vardı. Bunlar Muktedir'in zamanında halifeye getirilmiş ve cariyeler ve kadınlar buna bakıp eğlensinler diye saraya konulmuştu. Muizzü'd-Devle, bunu halifeden istemeye niyetlendi ama, sonra başka düşüncelerle bundan vazgeçti.

Bu senenin zilhicce ayında Kûfe'de bir adam ortaya çıkıp isyanda bulundu ve kendisinin Alevi olduğunu iddia etti. Yüzüne peçe takıyordu. Bu yüzden kendisine peçeli anlamına gelen «Müteberki1» adı verildi. Fitnesi büyüdü, namı her tarafa yayıldı. Onun bu isyanı, Mu-İzzü'dDevle'nin Bağdat'ta bulunmadığı ve Musul işiyle uğraştığı bir zamana denk geldi. Muizzü'd-Devle Bağdat'a dönünce Müteberki' saklandı ve başka yerlere gitti. Bundan sonra başarılı bir sonuç elde edemedi.

9.Bölüm

Hicretin Üçyüzelliüçüncü Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler