El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Üçyüzonbeşinci Senesi

Bu senenin safer ayında yeni vezir Ali b. İsa, Dımışk'tan Bağdat'a geldi. Halk kendisini yolda karşıladı. Bir kısmı onu karşılamak için Enbar'a kadar gitti. Bir kısmı daha yakınlarda durdu. Halifenin huzuruna girdiğinde …

Bu senenin safer ayında yeni vezir Ali b. İsa, Dımışk'tan Bağdat'a geldi. Halk kendisini yolda karşıladı. Bir kısmı onu karşılamak için Enbar'a kadar gitti. Bir kısmı daha yakınlarda durdu. Halifenin huzuruna girdiğinde halife onunla güzelce konuştu. Sonra vezir kendi makamına döndü. Halife ardından, ona halılar, kumaşlar, çeşitli sergiler ve 20.000 dinar para gönderdi. Ertesi gün de saraya gelmesini emretti. Saraya vardığında halife ona hü'at giydirdi. AH b. İsa, hil'atı giydikten sonra şu şiiri okudu:

"İnsanlar ancak dünya ile ve dünyanın sahibi ile beraber olurlar. Dünya bir kimseden yüz çevirince onlar da o kimseden yüz çevi Dünyanın kardeşini (dünyalığı olanı) tazim edip sayarlar. Ama bir gün dünya o kimseye hoşlanmadığı bir şekilde saldırırsa omar da o kimseye saldırırlar."

Bu senede Bağdat'a, Bizanslıların Samsat'a girip oradaki bütün mallan yağmaladıklarına ve oraya imparatorun otağını kurduklarına büyük camide çan çaldıklarına dair bir mektup geldi. Halife de hadim Munis'e, askerleri hazırlayıp oraya sefere gitmesini emretti ve ona kıymetli hü'atler giydirdi. Bir süre sonra Müslümanların, Samsat'a saldıran Rumlara karşı hücuma geçip onların çoğunu öldürdüklerine dair mektup geldi. Hamd ve minnet Allah'adır.

Hadim Munis, harekete geçmek üzere hazırlandığında, hizmetçilerden biri yanına gelip halifenin vedalaşmak üzere saraya gitmesi anında- onu yakalatmaya niyetlendiğini bildirdi. Sarayda, kendisinin içine düşmesi için bir çukur kazıldığı ve çukurun, üzerine bir halı serilerek gizlendiği anlatıldı. O da saraya gitmekten vazgeçti. Her taraftan komutanlar yanma geldiler ve halifeye karşı onunla birlik oldular. Halife de ona kendi el yazısı ile bir mektup göndererek duyduğu bu haberin doğru olmadığına dair yemin etti. Bunun üzerine hadim Munis'in gönlü hoş oldu ve köleleriyle birlikte saraya gitti.

Saraya girdiğinde, halife onunla güzelce konuştu, onu şanına yaraşır bir şekilde karşıladı. Kendisine karşı gönlünün hoş olduğuna, kalbinde ona karşı asla kötü bir niyet bulunmadığına, kendisine karşı bildiği eski safıyane düşünceleri muhafaza ettiğine yemin etti. Bundan sonra hadim Munis saygı ve ikram görmüş olarak saraydan çıktı. Halifenin oğlu Abbas, vezir, hacib Nasr hizmetçileriyle birlikte onu uğurlamaya çıktılar. Ümera ve komutanlar, maiyet erleri gibi onun önünde tekbirler getirdiler. Yola çıkış günü, cidden görülmeye değer muazzam bir gündü. Bizanslılarla savaşmak üzere sınır boyuna yöneldi.

Bu senenin cemaziyelevvel ayında, birçok kadınları boğarak öldüren bir adam yakalandı. Bu adam astrolog olduğunu, gaipten haber verdiğini ileri sürüyordu. Bu özelliği nedeniyle kadınlar ona yöneldiler. Bir kadınla yalnız başına tenhada buluşunca, onunla fuhuş yapıyor, sonra da elindeki bir kirişle onu boğuyordu. Bu işlerde karısı da kendisine yardımcı olmuştu. Boğup öldürdüğü kadınları kendi evinde kazdığı bir çukura defnediyordu. O çukur dolunca, başka bir eve ta-Şmmış, orada da aynı işi yürütmeye devam etmişti. Son olarak ikamet etmekte olduğu evde yakalandığında, bu evde onyedi kadını boğup defnettiği ortaya çıkarıldı. Daha önce ikamet etmiş olduğu evler de araştırılınca çok sayıda kadını öldürüp oralara defnettiği tesbit edildi. Kendisine bu yüzden 1.000 kırbaç vuruldu, sonra da boğularak öldürüldü.

Bu senede Rey beldelerinde, Deylemliler ortaya çıktılar. Allah onları kahretsin. Bunların bir reisi vardı. İdarelerini ele almıştı. Kendisine Merdavic deniliyordu. Altından bir taht üzerine oturmuş, önünde de gümüşten bir taht vardı ve: ''Ben, Davud oğlu Süleyman'ım." diyordu. Reylilere, Kazvinlilere ve İsfahanlılara cidden çok kötü muamelelerde bulunmuştu. Kadınları ve beşikteki çocukları öldürüyor halkın mallarını gasbediyordu. Son derece zorba olup yüce Allah'ın yasaklarına karşı da cür'etkar biriydi. Türkler onu öldürdüler. Allah Müslümanları onun şerrinden böylece korudu ve Müslümanları rahata kavuşturdu.

Bu senede Yusuf b. Ebi's-Sâc ile Ebu Tahir el-Karmatî arasında Küfe şehri yakınlarında bir savaş cereyan etmişti. Ebu Tahir, Yusuf tan önce oraya gitmiş ve Yusuf ona: "Emir dinle ve itaat et. Yoksa şevval ayının 9'unda cumartesi günü savaşa hazır ol!" mealinde bir mektup yazdı. Ebu Tahir de: "Haydi gel öyleyse!" diye cevap yazdı. Yusuf onun üzerine doğru yürüdü.

İki ordu karşı karşıya geldiklerinde Yusuf, Karmatî ordusunu küçük gördü. Yusuf b. Ebi's-Sâc'm maiyetinde 20.000 asker bulunuyordu. Karmatî'nin ise 1.000 süvari ve 500 piyade askeri vardı. Yusuf: "Şu köpeklerin değeri ne ki!" diyerek onları küçümsedi ve hemen katibe, -savaş henüz başlamadan önce- fetih müjdesini bir mektupla halifeye bildirmesini emretti. Fakat iki taraf savaşa tutuşunca Karma-tîler büyük bir sebat gösterdiler. Karmatî, bineğinden inip adamlarını savaşa teşvik etti. Yusuf un maiyetindeki halife ordusunu hezimete uğrattılar ve komutan Yusuf b. Ebi's-Sâc'ı esir aldılar. Halifenin ordusundaki askerlerin çoğunu öldürdüler. Kûfe'yi de istila ettiler.

Bu haberler Bağdat'a ulaştı. Halk arasında, Karmatîlerin Bağdat'ı ele geçirmek istediklerine dair haberler yayıldı. Bağdatlılar bundan son derece tedirgin oldular ve bunun gerçek olduğuna inanarak halifenin huzuruna varıp şöyle dediler:

"Ey mü'minlerin emiri! Mal, ancak Allah düşmanlarıyla savaşmak hususunda kullanılmak için biriktirilir ve saklanır. Böyle bir durum sahabelerin zamanından sonra asla meydana gelmemişti ve bundan daha feci bir halle karşılaşılmamıştır. Şu kafir Karmatî, hacıların yolunu kesmiş, insanların hacca gitmelerine engel olmuştur. Defalarca Müslümanları öldürmüştür. Beytü'l-malda da para yoktur. Ey mü'minlerin emiri, Allah'tan kork ve hanımefendiyle (annenle) görüş-Belki musibetler için biriktirdiği parası vardır. İşte şimdi o paraları kullanmanın tam zamanıdır."

Bundan sonra halife, annesinin yanına gitti. Annesi önce söze başladı ve halife talepte bulunmadan önce kendisine 500.000 dinar verdi- Beytü'l-malda da bir o kadar vardı. Halife bunları Kar-rnatîlerle savaşacak ordunun teçhizinde kullanması için vezire teslim ptti. Bundan sonra vezir, komutan Büleyk idaresinde 40.000 kişilik Djr ordu teçhiz etti. Karmatîler bunu duyunca Bağdat'ın yollarını kestiler. Bağdat'a girmek istediler, ama bu imkanı bulamadılar. Nihayet Büleyk onlarla karşılaştı. Fakat kısa sürede Büleyk ve askerleri hezimete uğradılar. İnnâ lillah ve innâ ileyhi râciûn (Doğrusu bizler Allah'a aidiz ve biz O'na dönücüleriz.)

Bu arada Yusuf b. Ebi's-Sâc da Karmatîlerin yanında zincire vurulmuş olarak çadırda tutuluyordu. Savaş alanım seyrediyordu. Karmatî lider Ebu Tahir çadıra döndüğünde Yusuf a: "Sen kaçmak mı istedin?" dedi ve emir verip Yusuf un boynunu vurdurdu.

Karmatîler, Bağdat tarafından Enbar'a döndüler. Sonra Heyt'e doğru gittiler. Bağdatlılar onlardan kurtuldukları için çokça sadaka verdiler. Halife, halifenin annesi ve vezir, Karmatîleri üzerlerinden savan Allah'a şükrettiler.

Fatımî olduğunu iddia eden Mehdi, Mağrib beldelerinde oğlu Ebü'l-Kasım'ı bir orduyla harekete geçirdi. Ama askerleri hezimete uğradı. Adamlarından çoğu öldürüldü.

Yukarıda adı geçen Mehdi, kendi şehri Mehdiye'yi bu senede kurdu.

Bu senede Abdurrahman b. ed-Dahil, Endülüs'ün Tuleytula şehrini kuşatma altına aldı. Bu şehrin halkı Müslümandı ama ahidlerini bozmuşlardı. Abdurrahman, orayı zor kullanarak fethetti ve ahalinin bir kısmını öldürdü.

Hicretin Üçyüzonbeşinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler