Bu senenin şaban ayının ondokuzunda cumartesi günü halife Tai' Liilah yakalandı. Yerine Kadir Billah Ebü'l-Abbas Ahmed b. Emir İs-hak b. Muktedir Billah halifeliğe geçti. Şöyle ki: Halife Tai' Liilah kendi âdeti üzere halifelerin karşılandığı revakta oturdu. Melik Ba-haü'd-Devle de tahta oturdu. Sonra halifeyi kılıcının kemerinden tutup tahttan indirecek görevlileri gönderdi. Görevliler gidip onu kılıcının kemesinden yakalayıp tahttan indirdiler. Bir örtüye sarıp hükümet konağının ambarına indirdiler. O esnada halk yağma ile meşgul iken bu hadise cereyan etti. Meydana gelen olayın ne olduğunu, nelerin cereyan ettiğini çokları anlamadılar. Öyle ki insanlar yakalana-nan kimsenin memleket büyüğü Bahaü'd-Devle olduğunu sandılar. Hazineler yağmalandı, hilafet sarayının birçok eşyası talan edildi.
Ayanın, kadıların, önde gelen şahsiyetlerin elbiselerine kadar yağmalandı. O gün cidden büyük bir hadise meydana geldi. Bahaü'd-Devle kendi konağına döndü. Halife Tai'e bir mektup yazarak hilafetten hâl' edildiğini bildirdi ve onun kendiliğinden halifelikten feragat ettiğine, eşrafı ve diğerlerini şahid tuttu. Sonra da halifeliği Kadir Bil-lah'a teslim etti. Bu durum çarşılarda, pazarlarda insanlara duyuruldu. Deylemlilerle Türkler tez davranıp bey'at merasimi talebinde bulundular. Bahaü'd-Devle ile bu hususta haberleştiler. Bu iş cuma gününe kadar uzandı. Bunlar minberlerde Bahaü'd-Devle'nin adına hutbe okunmasına engel oldular, aksine şöyle dua edilmesini sağladılar: "Allah'ım, kulun ve halifen Kadir Billah'ı ıslah et."
Bundan sonra Bahaü'd-Devle Türklerle Deylemlilerin önde gelenlerini razı etti. Kendisi için bey'at aldırdı. Böylece işler yoluna girip ittifak sağlandı. Bahaü'd-Devle, hilafet sarayındaki kapların, eşyaların ve diğer malzemelerin kendi konağına taşınmasını emretti ve hilafet sarayı herkese serbest olarak açıldı. Dileyen dilediğini alıp götürdü. Sarayın bazı yerlerini tahrib ettiler. Bazı eşyalarını, zinetleri-ni söküp aldılar.
Şunu da belirtelim ki halife Kadir, Batiha diyarına önceki halife Tai'in önünden kaçıp gitmişti. Bağdat'a dönüşünde Deylemliler kendilerine bey'at fermanı gelmedikçe onun içeri girmesine engel olacaklarını söylediler. Aralarında uzun maceralar meydana geldi. Sonra halife Kadirin şehre girmesine razı oldular. O da Bağdat'a girdi. Daha önceki halife Tai'in elinden kaçıp gittiği Batiha'da üç sene kalmıştı. Bağdat'a gelişinin ikinci gününde tebrikleri kabul etmek için makamına oturdu. Methiyeleri ve kasideleri dinledi. Bu hadise şevval ayının son kırk gününde vukubulmuştu. Bundan sonra Bahaü'd-Dev-le'ye, kaftan giydirdi ve özel kalemiyle ilgili işleri ona havale etti.
Halife Kadir Billah, halifelerin hayırlılarından, âlimlerin önde gelenlerinden biriydi. Çokça sadaka veren ve güzel itikad sahibi bir kimseydi. Sahabelerin faziletleri ile diğer bazı iyilikleri içeren bir kaside yazdı. Bu kasidesi, hadisçiler arasında Mehdi Camii'nde her cuma günü okunurdu. Halifeliği süresince o kasideyi dinlemek için Mehdi Camii'nde toplanırlardı.
Sabık el-Berberî'ye ait şu beyitleri halife Kadir, çok zamanlar terennüm ederdi:
"Allah'a yemin ederim ki, olacak şeylerle ilgili olarak Cenâb-ıAllah'ın takdiri önceden hükme bağlanmıştır. Ey kişi! Senin rızkın da garanti altına alınmıştır.
Sana verilecek olan rızık için çok uğraşıyorsun ama senden sorulacak şeyleri bir tarafa bırakıyorsun. Sanki sen hadiselerden emin gibisin.
Görmez misin ki, dünya yok olacak ve orada yaşayanlar da ölüyorlar.
Bu dünyadan ayrılacağın gün için gerekli salih amelleri işle ey hain.
Ve muhakkak surette şunu bil ki; sen, yığdığın malları başkaları için depoluyorsun.
Ey dünyayı şenlendiren kişi! Ölümün hiç kimseyi bırakmayacağı bir diyarı mı şenlendiriyorsun sen? Ölüm öyle bir şeydir ki, sen de onun hak ve gerçek olduğunu biliyorsun.
Ama onu hatırlayıp da önemsemiyorsun.
Doğrusu şu ki; ölüm bir kimseye geleceği zaman ondan fikir sormaz ve ondan izin de istemez!"
Bu senenin zilhicce ayının 13'ünde (Gadir-i Hum) gününde Rafi-zilerle Sünniler arasında çarpışma meydana geldi. İki taraftan da çok sayıda adam öldü.
Basralılar da ayaklanarak sultanın bayrağını yaktılar. Bu suça iştirak etmekle suçlanan bir topluluk bu yüzden öldürüldü ve başkalarına caydırıcı bir ceza olsun diye köprüler üzerine asıldılar.
Bu senede Mekke emiri Ebü'l-Fütuh Hüseyin b. Cafer el-Alevî ayaklanarak halife olduğunu iddia etti. Kendine Raşid Billah adını taktı. Mekkeliler onun etrafında toplandılar, kendisine destek verdiler. Bu iş için vasiyette bulunan bir adamın malları ve mülkleri kendisine verildi. Böylece işi yoluna girdi. Bir kılıç kuşandı ve kuşandığı kılıcın Zülfikar olduğunu söyledi. Eline bir kırbaç aldı ve bunun da Rasûlullah (s.a.v.)'a ait olduğunu söyledi.
Daha sonra, Şam Araplannın da yardımını sağlamak için Remle diyarına yöneldi. Onu Rahbe'de karşıladılar. Huzurunda yeri öptüler ve, "Emirül-Mü'minin" unvanını kullanarak selam verdiler, iyiliği emredip kötülükleri yasakladı. Hadleri tatbik etti.
Bu senede Mısır valisi Hakim -ki bu, babası Aziz'den sonra tahta geçmişti- Şam Araplarına çeşitli armağanlar göndererek gönüllerini kazandı, ayrıca onlara yüzlerce, binlerce altın göndereceğini de söyledi. Aynı şeyi Hicaz Araplarına da yaptı. Onların da gönüllerini kazandı ve Mekke'ye bir emir tayin etti. O emire de 50.000 dinar gönderdi. Böylece Mısır valisi Hakim'in durumu düzeldi, kuvvetlendi. Raşid'in işleri bozuldu. Bunun üzerine işe başladığı yer olan kendi ülkesine geri döndü. Oradan çıktığı gibi oraya avdet etmiş oldu. Durumu gerçekten zayıfladı, düzeni bozuldu. Neticede adamları da etrafından dağılıp gittiler.

