Bu senenin rebiyülevvel ayının ortasında halife Radi Billah Ebü'l-Abbas Ahmed b. Muktedir Billah Cafer b. Mutedid Billah Ah-med b. Muvaffak b. Mütevekkil b. Mutasım b. Reşid el-Abbasî vefat etti. Bu zat, 6 cemaziyelevvel hicri 322. senede amcası Kahir'den sonra halifeliğe geçti. Annesi Zalum adında Rum bir cariye idi.
Radi Billah, hicretin 297. senesinin receb ayında doğdu. Altı yıl, on ay, on gün süreyle halifelik yaptı. Vefat ettiğinde otuzbir sene ve on aylık ömrünü noktaladı. Esmer tenli, siyah saçlı, kısa boylu, nahif bedenli bir kimse idi. Saçları düzdü, yüzü biraz uzuncaydı. Sakalının on kısmı sıktı. Saçlarında incelik vardı. Kendisini görenlerden biri onu böyle vasfetmiştir.
Hatib Bağdadî dedi ki: «Radi Billah'ın birçok faziletleri vardı. Birkaç hususta kendisinden önceki halifelerin özelliklerine son verdi. Şöyle ki: O, şiir okuyan en son halife oldu. Ordunun ve beytülmalin idaresini düzgün yürüten ve bu işlerle ilgilenen en son halife o oldu. Cuma günü minber üzerinde hutbe irad eden en son halife o oldu. Meclis kurup nedimleri ile sohbet eden en son halife o oldu. Nafakası, armağanları, bağışları, hazineleri, mutfakları, meclisleri, hizmetçileri, arkadaşları ve tüm yönetimi kendisinden Önceki halifelerin belirlediği tarzda yürüyen en son halife de o oldu."
Başkası dedi ki: Radi Billah, fesahatli, belağatli, cömert, övgüye layık bir kimse idi. Muhammed b. Yahya es-Solî'nin kendisinden duymuş olduğu en güzel sözlerinden biri şudur:
"Allah için bazı kavimler var ki onlar hayır anahtarlarıdırlar. Yine bazı kavimler de var ki onlar şer anahtarıdırlar. Allah bir kimseye hayır dilerse onu hayır ehli kimselere yöneltir ve onu bize ulaşma vesilesi kılar. Biz de o kimsenin ihtiyacını karşılarız ve o kişi kazandığımız sevaba ve şükrana ortak olur. Allah bir kimseye de şer dilerse o kimseyi bizden başkasına yöneltir ve o kişi şer işleyenlerin günahına . ortak olur. Her durumda yardımına başvurulacak olan zat, yüce Allah'tır."
Radi Billah'ın, kardeşi Müttaki'ye, okulda iken yapmış olduğu en güzel mazeret yazılarından biri şudur: Muttaki, okulda iken Radi Bil-lah'a haksızlık etmişti. Oysa Radi, yaşça ondan daha büyüktü. Bunun üzerine Radi, ona şöyle bir özür mektubu yazmıştı:
«Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Ben sana köle olduğumu zorunlu olarak itiraf ediyorum. Sen de kardeşim olduğunu lütfen kabul ediyorsun. Köle suç işler, efendi affeder. Zira şairin biri şöyle demiştir:
"Ey sebepsiz yere gazablanan,
Kına bakalım hele, senin kınaman da benim hoşuma gider.
Bana haksızlık ettiğin halde,
Yine de sen Allah'ın bütün kullarına göre benim için en kıymetli
olansın."»
Bu mektubu aldıktan sonra kardeşi Muttaki, yanma gelip üzerine kapanmış, ellerini öpmüş, sonra ikisi kucaklaşıp barışmışlardı.
İbnü'l-Esir'in, "el-Kamil fi't-Tarih" adlı eserinde naklettiği şu gti-zel şiir de Radi Billah'a aittir:
"Gözlerim onu ucuyla süzdüğünde benim yüzüm sararır onunsa utançtan yüzü kızarır
Sanki onun yanağında benim vücudumdan nakledilmiş kan vardır.
Radi Billah vefat ettiğinde babası Muktedir ona şu ağıdı yakmı<
"Eğer diri bir insan bir ölüye mezar olabilseydi,
İç organlarımı onun kemikleri için mezar ederdim.
Eğer ömrüm benim dilediğimce uzun olsaydı ve kader de bana yardımcı olsaydı ben ömrümü onunla paylaşırdım.
Nefesimi ona verir ve kemikleri çürüten mezarda onunla yanyana yatardım.
Ve vücudum senin vücudunu yağmurlara, aslanlara karşı korur ve seni dolunay altında mehtapta beklerdim."
"el-Muntazam" adlı eserinde İbnü'l-Cevzî de onun için şu şiiri yazmıştı:
"İsrafçılığından ötürü beni çok kınama. Övgülerin kârı şerefli kimselerin ticaret malıdır. Âlicenaplıkların getirdiği şeylere önceden sahip oldum. Seleflerimin tesis ettiği binayı daha da sağlamlaştırdım. Ben o kimselerdenim ki, onların avuçları, Yokluğa ve mahrumiyete alışkındır."
Hatib Bağdadî'nin Ebu Bekir Muhamnıed b. Yahya es-Solî tariki ile rivayet etmiş olduğu şu şiir de Radi Billah'a aittir:
"Bütün berraklıklar bulanıklığa gider.
Bütün güvenlikler tehlikeli hallere gider.
Gençliğin akibeti ölüm ya da ihtiyarlıktır.
İhtiyarlık ise insanları uyarıp korkutan bir vaizdir.
Ey gurur dalgaları arasında şaşırıp yolunu kaybeden emel sahibi!
Bizden öncekiler hani nerede? Altınları, gümüşleri, mallan mülkleri çürüyüp yok oldu, izleri silindi. Bütün ömrü tehlikelerle geçen kimseyi ahiret günü hesap yerinde göreceksin.
Ey Rabbim! Ben senin nezdinde sevapları biriktirdim.
Senin yanındaki birikimin kıymetli olduğunu biliyorum ve ümidim de odur.
Ey Rabbim ben, vahyin surelerde açıkladıklarına inanmışım.
Faydalı şeyleri terkettiğimi ve zararlı şeyleri tercih ettiğimi kabulleniyorum.
Ey Rabbim, ey bağışlayıcıların en hayırlısı! Günahlarımı bağışla."
Radi Billah, bu senenin rebiyülevvel ayının onaltmcı gecesinde is-tıska hastalığından öldü. Ölmeden önce, Vasıfta bulunan Beckem'e haber salarak küçük oğlu Ebü'l-Fadl'ı veliahd tayin etmesini istedi. Ancak bu isteği yerine gelmedi, vefatından sonra insanlar onun kardeşi Muttaki Billah İbrahim b. Muktedir'e halife olarak bey'at ettiler. Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir. Müttaki'nin kardeşi Radi vefat edince kadılar ve ayandan olan kimseler Beckem'in evinde toplanarak kimi hilafete geçirecekleri hususunda müşavereye başladılar. Hepsi de Müttaki'yi halife seçmek hususunda görüş birliği ettiler ve onu hilafet sarayına getirip ona bey'at etmek istediler. O da yerde iki rekat istihare namazı kıldı. Sonra kürsüye çıktı, oradan da tahta çıktı. İnsanlar, bu senenin rebiyülevvel ayının bitimine on gün kala, çarşamba günü ona bey'at ettiler.
Muttaki, halife olduktan sonra hiç kimseye değişik bir muamelede bulunmadı. Herhangi bir kimseye haksızlık etmedi. Hiçbir şeyi değiştirmedi. Adı gibi Muttaki oldu. Çok oruç tuttu ve çok namaz kıldı. Kendini ibadete verdi. "Sohbet meclislerime ve eğlence toplantılarıma kimsenin gelmesini istemiyorum. Arkadaş olarak bana Mushaf-ı Şerif yeter. Ondan başka bir sohbet arkadaşı istemiyorum." dedi. Bu yüzden eğlence meclislerinin müdavimleri, şairler, vezirler ondan koptular ve emir Beckem'in etrafında kenetlendiler. Beckem, onlarla oturup sohbet ediyor, bunlar da onun yanında şiirler söylüyorlardı. Beckem, Acem olduğundan ötürü şairlerin şiirlerinin çoğunu da anlamı-yordu. Meclistekilerin arasında Sinan b. Sabit es-Sabiî adında bir hekim vardı. Beckem, kendisindeki aşırı öfkeyi ona anlatarak şikayette bulundu. Sinan da Beckem'in bu gazabını dindirmeye ve ahlakını güzelleştirmeye çalıştı. Bazan onun kan akıtmasına böylelikle engel oluyor, kendisini sakinleştirip nefsini terbiye ediyordu.
Muttaki Billah, güzel yüzlü, mutedil yaratılışlı, kısa burunlu, beyaz tenli, birazda pembemsi renge sahip bir kimseydi. Saçı kumral ve kıvırcıktı. Sakalı sık, gözleri şehla idi. İffetli kimseydi. Asla içki ve içmedi. Adı gibi takvalı oldu. Allah'a hamdolsun.
Muttaki, hilafete geçtikten sonra Vasıfta bulunmakta olan Bec-
tı'e hü'at gönderdi. Kendisini yetkili kıldığına dair fermanını ülkenin her tarafına ulaştırdı.
Bu senede Ahvaz tarafında Ebu Abdillah el-Beridî ile Beckem savaştılar. Bu savaşta Beridî onu nıağlub etti ve öldürdü. Durumu sağ-lamlaştı. Halife de Beckem'in mallarına el koydu. El koyduğu mallan arasında 1.100.000 dinar para da vardı. Beckem, Bağdat'ta iki sene sekiz ay dokuz gün süreyle hüküm sürmüştü. Sonra Beridî, Bağdat'ı ele geçirmeye tamahlandı. Halife Muttaki de onu bu niyetinden vazgeçirmeleri için askerlere bol miktarda para verdi ve kendisi de bizzat ona karşı harekete geçti. Bağdat'a girmesine engel olmak için yola çıktı. Beridî onu dinlemedi ve ramazan ayının ikisinde Bağdat'a girdi. Şefi mıntıkasında konakladı.
Muttaki, onun durumunun kesinlik kazandığını görünce onu tebrike adam gönderdi. Ayrıca yiyecek ve erzak da gönderdi. Ona emi-rü'1-ümera unvanıyla değil de vezir unvanıyla hitab etti. Beridî de ona haber salarak 500.000 dinar vermesini istedi. Halife vermek istemeyince Beridî onu tehdit etti ve Muiz'e, Müstain'e, Mühtedi'ye ve Kahir'e yaptıklarını hatırlattı. Aralarında elçiler gidip geldiler. Neticede halife Muttaki istemeyerek de olsa ona bu parayı gönderdi.
Beridî, Bağdat'ta iken halife onunla görüşmedi. Nihayet Beridî oradan çıkıp Vasıt'a gitti. Vasıt'a gidiş sebebi de şuydu: Deylemliler ona karşı harekete geçmişler ve liderleri Gürtekin'in etrafında toplanıp kenetlenmişler ve evini yakmaya niyetlenmişlerdi. Bu arada Beridî'nin askerlerinin bir kısmı kendisini bırakıp firar etmişlerdi ki, onlara Beckemiye deniliyordu. Zira Beridî, halifeden para almış, ama bu paradan o askerlere hiçbir pay vermemişti. Beckemîlerden bir başka grup da ona muhalefet etmişler ve Deylemlilerle birleşerek iki grup haline gelmişlerdi. Neticede Deylemlilerin etrafında toplanıp kenetlenmişler, birleşik bir cephe meydana getirmişlerdi. Bu yüzdendir ki Beridî ramazanın son gününde Bağdat'tan hezimete uğramış olarak çıkıp gitti.
Gürtekin, Bağdat idaresini ele aldı. Halife Müttaki'nin huzuruna girdi. Halife de ona emirü'lümeralık unvanını verdi. Ona hil'at giydirdi. Halife Muttaki, Ali b. İsa ile kardeşi Abdurrahman'ı huzuruna çağırdı. İşlerin idaresini -vezirlik unvanı vermeksizin- ona bıraktı. Sonra Gürtekin, Türklerin reisi ve Beckem'in kölesi Bekbek'i yakalayıp boğdu. Sonra halk Deylemlilerden şikayetçi olup yakınmaya başladılar. Çünkü Deylemliler, onların evlerini ellerinden alıyorlardı-Halk bu durumu Gürtekin'e şikayet etti, ama Gürtekin onların şikayetlerini dikkate almadı. Bunun üzerine halk, hatipleri camilerde na-maz kıldırmaktan menettiler. Deylemlilerle halk savaştı. İki taraf-tanda çok sayıda adam öldü.
Öte yandan halife Muttaki, Şam valisi Ebu Bekir Muhanımed b.
Raik'e haber salarak gelip kendisini hem Deylemlilerden hem de Beridî'den kurtarmasını istedi. O da ramazan ayının yirmisinde büyük bir orduyla Bağdat'a hareket etti. Beckemiye Türklerinden bir grup da ona iltihak etti. Musul'a ulaştığında, Nasirü'd-Devle b. Hamdan onun yolundan saptı. İkisi arasında elçiler gidip geldi, sonra ba-nştılar. İbn Hamdan ona 100.000 dinar verdi. İbn Raik Bağdat'a yaklaştığında kendisiyle savaşmak üzere Gürtekin, askerleriyle birlikte ona karşı çıktı. İbn Raik batı tarafından Bağdat şehrine girdi. Gürtekin de askerleriyle geri döndü ve şehrin doğusundan Bağdat'a girdi. Sonra ikisi savaşmak üzere Bağdat şehrinde karşı karşıya geldiler. Halk, Gürtekin'e karşı İbn Raik'e destek verdi. Deylemliler hezimete uğradılar, onlardan çok sayıda insan öldürüldü. Gürtekin de kaçıp gizlendi. Böylece İbn Raik duruma hakim oldu. Halife ona hii'at giydirdi, ikisi birlikte Dicle'ye taraf harekete geçtiler. İbn Raik, Gürte-kin'i yakaladı ve onu hilafet sarayındaki zindana attı.
İbnül-Cevzî dedi ki: Bu senenin cemaziyelevvel ayının onikisinde cuma günü halk Berasi Camii'nde cuma namazı kılmak üzere toplandı. Halife Muktedir kendi zamanında bu camiye baskın yaptırarak orada karşıtlarına sövmek ve küfretmek üzere toplanan bir Şiî cemaatı görmüş ve camii yaktırmıştı. Cami harap halde kalmıştı, nihayet halife Radi'nin zamanında Beckem orayı onarmıştı. Sonra halife Muttaki, üzerinde Reşid yazılı olan bir minberi oraya koydu ve insanlar orada cuma namazını kıldılar ve hicretin 450. senesinden sonrasına kadar da orada cuma namazları kılındı.
Bu senenin cemaziyelahir ayının yedinci gecesinde çok şiddetli bir soğuk meydana geldi. Şimşekler çaktı. Mansur sarayının yeşil kubbesi çöktü. Bu kubbe Bağdat'ın tacı ve Abbasilerin büyük bir eseri idi. Bunu ilk hükümdarları inşa ettirmişti. Yapılışı ile çöküşü arasında 187 senelik bir zaman geçmişti.
Bu senenin ekim, kasım, aralık ve ocak aylarında sadece bir defa yağmur yağmıştı. O da toprağı ıslatmamıştı. Bu yüzden Bağdat'ta kıtlık meydana geldi. Öyle ki, bir ölçek buğday 130 dinara kadar satılır oldu. Halk kıtlığa maruz kaldı. Açlıktan ölmeye başladılar. Ölenler Çok idi. Bu yüzden birçok cesed aynı mezara; yıkanmadan ve üzerlerine namaz kılınmadan defnediliyorlardı. Akarlar ve ev eşyaları en ucuz fiyata satılmaya başladı. Öyle ki, bir dinar değerindeki bir eşya bir dirheme satılır oldu. Bir kadın, rüyasında Rasûlullah (s.a.v.)'ı görmüştü. Rasûlullah (s.a.v.) o kadına, insanların yağmur duasına çıkmalarını ve bu amaçla sahrada istiska namazını kılmalarım söylemesi için gerekli emri vermişti. Halife de bu emre uyulması hususunda gerekli fermanı yayınladı, insanlar istiska namazını kıldılar. Yağmur yağması için dua ettiler. Bundan sonra yağmur yağdı. Fırat nehrinin suyu daha önce misli görülmemiş şekilde kabardı. Abbasiye mezarlığı sular altında kaldı. Sular Bağdat'ın caddelerini doldurdu, eski ve yeni köprüler yıkıldı. Kürtler, bir grup Horasanlı kafilenin yolunu kestiler. Onlardan 3.000 dinar değerinde eşyayı gasbettiler. Bunların çoğu Beckem et-Türkî'nin malıydı.
Bu senede insanlar hac yoluna koyuldular, sonra Medine-i Mü-nevvere'deki Alevilerden bir adamın isyan edip insanları kendisine bey'ata davet etmesi sebebiyle yoldan döndüler.

