Adüdü'd-Devle Bağdat'a girip şehri teslim aldığında, İzzü'd-Devle Bahtiyar; alçalmış ve kovulmuş olarak bir grup kılıç artığı insanla birlikte Bağdat'tan çıkıp gitti. Şam'a gidip orayı ele geçirmeyi planlıyordu. Adüdü'd-Devle ise -aralarındaki dostluk ve haberleşmelerden dolayı- Ebu Tağlib'e ilişmemesi için Izzü'd-Devle'ye yemin ettirmişti. İzzü'd-Devie, Bağdat'tan çıkıp giderken beraberinde Hamdan b. Nasi-rü'd-Devle b. Hamdan da vardı. Hamdan, İzzü'd-Devle'ye Musul şehrini Ebu Tağlib'in elinden almasını hoş gösterdi. Ebu Tağlib bunu duyunca İzzu d-Devle'ye şu haberi gönderdi: "Eğer kardeşim oğlu Hamdan b. Nasirü'd-Devle'yi bana gönderecek olursan şahsım ve askerlerimle seni memnun ederim. Öyle ki, Bağdat'ı bile Adüdü'd-Devle'den alıp sana veririm." Bunun üzerine Bahtiyar İzzü'd-Devle, Hamdan'ı yakalayıp amcası Ebu Tağlib'e gönderdi. Ebu Tağlib de onu kalelerden birinde zindana attı.
Daha sonra Adüdü'd-Devle Bahtiyar, İzzü'd-Devle ve Ebu Tağlib'in kendisiyle savaşmak üzere ittifak kurduklarını duydu. Ordusunu harekete geçirerek bizzat üzerlerine geldi. Gelirken halife Tai'i de yanına almak istedi, ancak halife kendisini bundan affetmesini istedi. O da halifeyi yerinde bırakıp yalnız kendisi düşmanlarının üzerine yürüdü. İki taraf karşı karşıya gelince onlarla savaştı. Ebu Tağlib ile Bahtiyar İzzü'd-Devle'yi kırıp geçirdi. Hezimete uğrattı, Bahtiyarı yakalayıp esir aldı ve hemen öldürdü, Musul ve kazalarını ele geçirdi. Beraberinde çok miktarda erzak da getirmişti. Ebi Tağlib'i belde belde, şehir şehir kovaladı. Peşine her tarafta müfrezeler taktı. Kendisi de hicretin 368. senesinin sonuna kadar Musul'da ikamet etti. Silvan, Diyarbekir ile Rebia beldelerini de fethetti. Mudar beldelerini de Ebu Tağlib'in valilerinin elinden aldı, Rahbe'yi de onlardan aldı. Geri kalan mıntıkaları da Halep hükümdarı Sa'dü'd-Devle b. Seyfü'd-Dev-le'ye verdi. Kendisi de Sa'du dDevle'ye musallat oldu. Musul'dan ayrılışında oraya Ebul-Vefa'yı naib olarak bıraktı, Kendisi Bağdat'a döndü. Halife ve eşraf onu şehir dışında karşıladılar. Bu, cidden görülmesi gereken muazzam bir gündü.
Bu senede meydana gelen önemli olaylardan biri de Aziz b, Muiz el-Fatımî ile Dımışk valisi Muizzü'd-Devle'nin kölesi Alptekin arasında meydana gelen savaştır. Aziz b. Muiz el-Patimî, Alptekin'i mağlup edip esir almış ve beraberinde izzet ve ikram içinde Mısır'a götürmüştü. Aziz, Dımışk şehrini ve kazalarını ele geçirmişti. Bununla ilgili teferruatlı açıklama hicretin 364. senesi olaylarından bahsedilirken verilmiştir.
Bu senede Kadı Abdülcebbar b. Ahmed el-Mutezilî, Rey şehrinin
ve Müeyyedü'd-Devle b. Rüknü'd-Devle'nin hakimiyeti altında bulunan yerlerin kadi'l-kudatlığma atanarak kendisine hil'at giydirildi. Bu zatın güzel eserleri vardı. "Delâilü'n-Nübüvve, Umudü'lEdille" ve diğer bazı eserleri bunlardandır.
Bu senede Mısırlıların naibi ve Yusuf b. Belikkin'in kardeşi emir Badis b. Zirî insanlara haccettirdi. Bu zat, Mekke'ye girdiğinde, hırsızlar toplanıp yanına gittiler ve bu sene kendisine dilediği miktarda para vermeleri şartıyla hac mevsiminde dilediklerince hırsızlık yapmalarına göz yummasını istediler. O da bu isteklerini kabul eder gibi görüldü ve: "Hepiniz, eksiksiz olarak toplanıp yanıma gelin ki, size bu hususta garanti vereyim." dedi. Otuz küsur hırsız toplanıp yanma geldiler. Onlara: "Gelmeyeniniz kaldı mı?" diye sorunca onlar: "Vallahi, gelmeyenimiz kalmadı." diye yemin ettiler. O da hemen hırsızların tutuklanmalarını ve hepsinin ellerinin kesilmesini emretti. Gerçekten çok güzel yapmıştı.
Bu senede Hicaz'da artık Abbasiler adına değil de Fatımîler adına hutbe okundu.

