El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Kadı Münzir El-Belütî

Allah ona rahmet etsin. Endülüs kadi'l-kudatı idi. İmam, âlim, fe-sahatli, hatip, şair, edip ve faziletli bir kimseydi. Çeşitli hayırları, takva ve zühdü nefsinde toplamıştı. Çok güzel eserleri ve güzel sözleri vardı. …

Allah ona rahmet etsin. Endülüs kadi'l-kudatı idi. İmam, âlim, fe-sahatli, hatip, şair, edip ve faziletli bir kimseydi. Çeşitli hayırları, takva ve zühdü nefsinde toplamıştı. Çok güzel eserleri ve güzel sözleri vardı. Bîr defasında şöyle demişti: "Adem peygamberin içinde yaşadığı sonra oradan düştüğü cennet, yeryüzündedir, Oenâb-ı Allah'ın ahirette kullan için hazırladığı cennet, o cannet değildir." Kadı Mün-zir'in bu hususta müstakil bir eseri vardır.

Nefislere tesir eden tatlı sözler söylerdi. Bir gün Nasır Lidinülah Abdurrahman el-Ümevî'nin huzuruna gitti. Nasır, Medinetü'z-Zeh-ra'yı ve oradaki sarayları inşa etmişti. Kendisi için de orada muazzam ve görkemli bir saray yaptırmıştı. Sarayını gül desenleriyle, perdelerle, çeşitli zinetlerle süslemişti. Yanında devlet erkanı ve ümerası da toplanmıştı. Kadı Münzir gelip yanıbaşma oturdu. Meclistekiler

oturmakta oldukları sarayın yapısını övmeye başladılar. Kadı Münzir ise susmuştu, konuşmuyordu. Hükümdar ona dönüp: "Ey Ebü'l-Ha-kem, sen ne diyorsun?" diye sordu. Kadı ağlamaya başladı, gözyaşları sakalının üzerine kadar aktı ve şöyle cevap verdi:

«Öyle sanıyorum ki, Cenâb-ı Allah şeytanı bile senin kadar rezil rüsvay etmemiştir. İçinde bulunduğun bu durum seni dünyada da ahirette de helak etmiştir. Allah sana bu kadar ihsanda bulunmuş ve seni halkın çoğuna üstün kılmış iken yine de şeytana uydun ve şeytan seni kafirlerin, fasıkların durumuna soktu. Oysa yüce Allah bir ayet4 kerimede şöyle buyuruyor:

"Eğer bütün insanlar (küfre meyledip) tek bir ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, izerine yaslanacakları kerevitleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle İşlerdik." (ezZuhruf, 33-34.).»

Bu ayeti okumasından sonra hükümdar hüzünlenip başını önüne eğdi, ağlamaya başladı ve: "Allah sana hayır versin ve Müslümanlar arasında senin gibileri çoğaltsın." dedi.

Senelerden birinde kıtlık meydana gelmişti. Yağmur yağmıyordu, hükümdar yağmur duasına gelmesi için Kadı Münzir'e haber saldı. Ulak mektubu kendisine getirdiğinde: "Sen gelirken hükümdar ne durumdaydı?" diye sordu. Ulak: "Ben gelirken o son derece huşulu, Allah'a çok yalvarıp yakarır bir durumdaydı." cevabını verdi. Kadı Münzir de: "Öyleyse, vallahi size yağmur yağacak. Çünkü yeryüzündeki zorbalar boyun eğip teslim olduklarında gökyüzündeki güçlü Allah merhamete gelir." dedi. Sonra da kölesine: "Halkı namaza çağır." diye emir verdi. Halk yağmur duasının yapılacağı yere geldi. Kadı Münzir de gelip minbere çıktı. Halk onu seyrediyor ve söylediklerine kulak veriyordu. Onlara yöneldiğinde ilk olarak şu ayet-i kerimeyi okuyarak hitab etti:

"Size selam olsun. Rabbiniz, sizden kim bilmeyerek fenalık işlerde arkasından tevbe eder ve nefsini düzeltirse, ona rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. O, bağışlar ve merhamet eder." (öi-Bn'âm, 54,) Bu ayeti defalarca tekrarladı. Cemaat da ağlamaya ve feryad etmeye, tevb© idip Allah'a yönelmeye başladı. Yalvarış ve yakarışlarını devam ettirdiler. Nihayet yağmur yağdı. Evlerine dönerlerken ayakları sulara batıyordu,