Bu senede Irak kafilesi, emirleri Mansur ed-Deylemî maiyetinde hac için yola çıktılar ve salimen Mekke'ye ulaştılar. Her taraftan ve her yoldan gelmiş olan hacı kafileleri Mekke'de bir araya geldiler.
Bu sırada Karmatî lideri Ebu Tahir, terviye gününde (yani zilhicce ayının sekizinde) ansızın çıkıp oraya geldi, hacıların mallarını yağmaladı, kanlarını mubah sayıp akıttı. Mekke'de, çevresinde, mahallelerinde, Mescid-i Haram'dâ ve Ka'be'nin içinde çok sayıda hacı Öldürüldü.
Karmatîlerin mel'un lideri Ebu Tahir, Ka'be'nin kapısında oturdu. İnsanlar, onun çevresinde yere yatırılıp Öldürülüyordu. Kılıçla haram ayda, Mescid-i Haram'dâ terviye gününde insanların vücutlarını kesip biçiyordu ki, terviye günü günlerin en şereflisidir. Bu esnada Karmatî lideri: "Ben Allah'ım, ben Allah ileyim, yaratan benim, yaratıkları yok eden de benim!" diyordu. İnsanlar kaçıp Ka'be'nin örtüsüne yapışıyorlardı, ama bu da onları ölümden kurtarmıyordu. Aksine onlar bu halde iken de öldürülüyorlardı. Hacılar tavaf ediyorlar, tavaf halinde iken de öldürülüyorlardı. O gün, hadis ehli âlimlerden biri Ka'be'yi tavaf ediyordu. Tavafım tamamladıktan sonra kılıçlara yakalandı. Öldürülüp yere düştüğü esnada da şu şiiri okuyordu:
"Sevenleri, kendi diyarlarında öldürülüp yere yıkılmış vaziyette görürsün.
Tıpkı ashab-ı kehf gibi, onlar mağarada ne kadar kaldıklarım bilmiyorlar."
Karmatî lideri -Allah ona lanet etsin- işini tamamlayıp hacılara yaptığı kötülükleri yaptıktan sonra, ölülerin Zemzem kuyusuna defnedilmesini emretti. Çokları da düşüp öldükleri yerde Harem'in, Mescid-i Haram'ın her neresinde iseler oraya defnedildiler. Onlar ne güzel ölülerdi. Onlar ne güzel yatıp uyumuşlardı. O defnedildikleri yer ve mekan ne güzel bir mekandı. Bununla beraber ölüler yıkanmadan defnedildiler. Üzerlerine cenaze namazı da kılınmadı. Çünkü onlar ihramlıydılar. Hakikatte de şehid idiler.
Zemzem kuyusunun üzerindeki kubbe yıkıldı. Karmatî lideri, Ka'be kapısının sökülmesini, Ka'be örtüsünün çıkarılmasını, parçalara ayrılarak oradaki askerlere dağıtılmasını emretti. Ayrıca bir adamına Ka'be'nin damına çıkıp altın oluğu da sökmesini emretti. Ama adam tepeüstü yere düşüp öldü ve Cehennem'e gitti. Bunun üzerine mel'un Karmatî lideri, altın oluğu sökmekten vazgeçti. Sonra Hacer-i gsved'in sökülmesini emretti. Bir adam gelip elindeki balyozla Hacer-i Esved'e vurdu ve: "Ebabil kuşları nerede ?! Ebrehe askerlerine atılan sert taşlar nerede ?!" dedi. Sonra Hacer-i Esved'i söktü. Memleketlerine giderlerken beraberlerinde götürdüler. Bu taş 22 sene müddetle yanlarında kaldı. Sonra geri getirildi. Nitekim bu hususu, hicretin 339- senesi olaylarından bahsederken ileride anlatacağız. İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn (Doğrusu bizler Allah'a aidiz ve biz O'na dönücüleriz.). Karmatî lideri, memleketine dönerken Hacer-i Esved'i de beraberinde götürmüştü. Mekke emiri, kendi aile efradı ve askerleriyle birlikte peşine takılmış ve Ka'be'deki yerine koymak üzere Hacer-i Esved'i geri vermesini rica etmiş, bunun için de yanındaki bütün mal ve paraları ona vermişti. Ama Karmatî lideri, onun bu isteğine olumlu cevap vermemişti. Bu nedenle Mekke emiri onunla savaşmış, ancak Karmatî lideri onu ve aile efradından çoğunu, ayrıca Mekkelileri ve askerlerini de öldürmüştü. Sonrada Hacer-i Esved'i ve gasbettiği hacı mallarını yanma alıp memleketine doğru yoluna devam etmişti.
Bu mel'un, Mescid-i Haram'da öyle bir dinsizlik yapmıştı ki, daha önce hiç kimse onun bu yaptığını yapmadığı gibi, daha sonraları da hiç kimse onun bu yaptığını yapmamıştı. Tıpkı şu ayette anlatıldığı gibi: "O gün hiç kimse Allah'ın azab ettiği gibi azab edemez. Hiç kimse O'nun vurduğu bağ gibisini bağlayamaz." (ei-Fecr, 25-26.)
Kafir ve zındık olduklarından ötürü bu çirkin işleri yapmışlardı. Bunlar, bu senede Mağrib'te, İfrikiyye ülkesinde ortaya çıkan Fatımi-ler ile işbirliği içinde olup onlardan yana idiler. Fatımilerin liderine, Mehdi lakabı takılmıştı. Asıl adı, Ebu Muhammed Ubeydullah b. Meymun el-Kaddah'tı. Mehdi, daha önce Sülenıiye'de Yahudi bir boyacı idi. Müslüman olduğunu iddia etti. Sonra Sülemiye'den kalkıp İf-rikiyye'ye gitti. Orada kendisinin Fatımi sülalesine mensup bir şerif olduğunu ileri sürdü. Berberilerden ve diğer bazı cahillerden çok sayıda cemaatler de onun bu iddiasını tasdik ettiler. Böylece onun bir devleti oldu. Sicilmase şehrine hakim oldu. Sonra yeni bir şehir kurdu ve bu şehire "Mehdiye" adım verdi. Başkent olarak burayı kabul etti. Karmatîler, işte onunla haberleşiyorlar ve insanları onun halifeliğine bey'ata davet ediyorlardı. Başka bir rivayette anlatıldığına göre onlar bunu, siyaset ve hakikati olmayan bir devlet için yapıyorlardı.
İbnü'l-Esir'in anlattığına göre sözünü ettiğimiz Mehdi, Mekke'de yaptığı işlerden ötürü Ebu Tahir'e kınayıcı bir mektup göndermiştir. Zira Karmatîlerin yaptığı bu kötü işlerden ötürü halk onların aleyhlerinde konuşmaya başlamış ve içlerinde gizledikleri çirkin niyetleri ve sırları açığa çıkmıştı. Bu nedenle Mehdi, Ebu Tahir'e; Mekke'den alcuğı Hacer-i Esved ile diğer malları iade etmesini emretti. Ebu Tahir de onun emrini dinleyip itaat edeceğine ve tavsiyelerini yerine ge. tireceğine dair bir mektup yazıp gönderdi.
Hadis âlimlerinden biri, Karmatîlerin eline esir düşmüş ve bir süre yanlarında kalmıştı. Sonra Cenâb-ı Allah onu kurtarıp genişliğe kavuşturmuştu. Bu hadis âlimi, onların akıllarının kıtlığına ve dinsizliklerine dair acaip şeyler anlatmıştır. Elinde esir olarak bulunduğu kimse ise kendisine son derece büyük saygı gösteriyor ve hizmette bulunuyordu ama sarhoş olunca da arbede çıkarıyordu. Hadis âlimi diyor ki:
«Bir gece o, sarhoş iken bana: "Muhammed'iniz hakkında ne diyorsun?" diye sordu. Ben: "Bilmiyorum." cevabını verince o: "Muham-med iyi bir siyasetçiydi." diye cevap verdi. Sonra: "Ebu Bekir hakkında ne diyorsun?" diye sordu. Ben de: "Bilmiyorum." diye cevap verdiğimde o, "Ebu Bekir, zayıf ve hakir biriydi. Ömer ise kaba ve sertti. Osman'a gelince, o ahmak bir cahil idi. Ali'ye gelince, o budala biriydi. Kalbinde ilim bulunduğuna dair iddiasını hiç kimse doğru bulmamaktadır. O bunu bir kelime, şunu bir kelime olarak bilme imkanına sahip değil miydi?" dedi. Sonra da: "Bütün bunlar budala idiler." dedi. Ertesi sabah olunca bana: "Bu söylediklerimi sakın hiç kimseye bil-dirmeyesin!" dedi.»
İbnü'l-Cevzî, bunu "el-Muntazam" adlı eserinde anlatmıştır.
Ravinin biri der ki: «Ben terviye günü tavaf mahallinde Mescid-i Haram'da bulunuyordum. Adamın biri yanıbaşımda duruyordu. Kar-matîler ona saldırıp Öldürdüler. Sonra yüksek sesle bağırarak: "Ey eşek! Şu Beyt'imize giren güvendedir, demiyor musunuz? Hani güven nerede?" diye sordu. Ben kendisine: "Cevabımı dinle hele." dedim. O da: "Haydi söyle bakalım." deyince ben: "Bu adamın öldürülmesini Allah murad etti." dedim. Sonra o adama eman verdiler. Atının başını eğip gitti.
Bazıları burada bir sual sordular. O ravi dedi ki: "Cenâb-ı Allah, Hristiyan olan Ashab-ı Fil'e Mekke'de adam öldürmelerini helal kıldı, ama onlar bile bu Karmatîlerin Mekke'de yaptıklarını yapmamışlardı."»
Bilindiği gibi Karmatîler, Yahudilerden de Hristiyanlardan da Mecusilerden de putperestlerden de daha şerlidirler. Onlar Mekke'de hiç kimsenin yapmadıklarını yaptılar. Ashab-ı Fil'e çabucak ceza verildiği halde bunlara ne diye çabucak ceza verilmedi?
Buna cevaben denilir ki: Ashab-ı Fil, Beyt'in şerefini ortaya koymak için çabucak cezalandırıldılar. Zira Beyt-i Haram'm bulunduğu belde olan Mekke'de yüce bir peygamber ortaya çıkarılarak Ka'be'nin yüksek şerefi açıklanmak istenildi. Ashab-ı Fil bu mukaddes beldeyi tahkir etmek istediklerinde -ki Cenâb-ı Allah orayı şereflendirmek ve orada yüce Peygamberi ortaya çıkarmak istemişti- onları acilen helak etti. Çünkü önceki şeriatler oranın faziletini isbatlayan hükümler ortaya koymamışlardı. Ama Ashab-ı Fil, Mekke'ye girip orayı harap edecek olsalardı, kalpler oranın faziletli bir yer olduğunu kabul etmeyecekti.
Fakat şu Karmatîlere gelince; bunlar, şeriatların Mekke'nin saygınlığını kabul etmelerinden ve bu hususta kaideleri yerleştirmelerinden sonra bu çirkin işleri icra etmişlerdi. Mekke'nin ve Ka'be'nin şerefli bir yer olduğu zarurat-ı diniyyeden olarak bilinmektedir. Her mümin de biliyor ki, şu Karmatîler Harem-i Şerifte büyük cürümler işlemişler ve son derece dinsizlik yapmışlardı ve onlar mülhid ve kafirlerin en büyüklerindendi. Nitekim bu husus Allah'ın kitabında ve Rasûlünün sünnetinde de açıklanmaktadır. İşte bu nedenle Karmatîlerin acilen azaplandırılmalarına gerek kalmamış, bilakis yüce Rab onların azabını gözlerin faltaşı gibi açılıp donakalacağı kıyamet gününe ertelemiştir. Noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah, zalim ve kafirlere süre tanır, onları istidrac yollarına koyar, sonra da Aziz ve Muktedir bir zata yaraşırcasına onları yakalar.
Nitekim Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Doğrusu Cenâb-ı Allah, zalime süre tanır. Sonra onu yakaladı mı artık onu hiç bırakmaz."
Böyle dedikten sonra şu ayet-i kerimeleri okudu:
"Sakın Allah'ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma. Gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir." (İbrahim, 42.)
"İnkar edenlerin diyar diyar gezip refah içinde dolaşması sakın ey Muhammed seni aldatmasın. Az bir faydalanmadan sonra onların varacakları yer Cehennem'dir. O ne kötü duraktır." (Âi-i imrân, 196-197.)
"Onları az bir süre geçindiririz, sonra da ağır bir azaba sürükleriz." (Lokman, 24.)
"Onlar için dünyada bir müddet geçinme vardır. Sonra dönüşleri bizedir. İnkârlarına karşılık onlara çetin azap tattıracağız." (Yûnus, 70.)
Bu senede Bağdat'ta Ebu Bekir el-Mervezi el-Hanbelî ile avam tabakasından bir grup arasında fitne meydana geldi. Bunlar şu ayet-i kerimenin tefsiri üzerinde anlaşmazlığa düşmüşlerdi:
"Belki de Rabbin seni övülecek bir makama yükseltir (ya Muhammed)." (el-İsrâ, 79.)
Hanbeliler, burada "övülecek makam" diye Türkçeye çevirdiğimiz Makam-ı Mahmud'un şöyle açıklanabileceğini söylemişlerdi: "Cenâb-ı Allah, hesap yerinde Peygamber (s.a.v.)'i yanında oturtacaktır."
Diğerleri dediler ki: "Makam-ı Mahmud'dan kasıt, büyük şefaat bakamıdır."
İşte iki taraf bu nedenle anlaşmazlığa düştüler ve birbirlerinden siradam öldürdüler. Innâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn (Doğrusu bizler Allah'a aidiz ve biz O'na dönücüleriz.).
Sahih-i Buharî'de de anlatıldığı gibi Makam-ı Mahmud'dan kasıt büyük şefaat makamıdır. Yani Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, ahirette Cenâb-ı Allah'ın kullar arasında hüküm vermesi esnasında şefaatta bulunacaktır ki, bütün mahlukatın hatta İbrahim peygamberin bile yönelip rağbet edeceği bir makamdır bu. Öncekiler ve sonrakiler de bu makama yönelip birşeyler dileyeceklerdir.
Bu senede Musul'da geçimle ilgili olarak halk arasında fitne meydana geldi. Fitne her tarafa yayıldı. Musul'da çok kötülükler ortaya çıktı. Sonra bu fitne ateşi söndü.
Bu senede Horasan'da, Sasaniler ile Said lakabını taşıyan emirleri Nasr b. Ahmed arasında fitne meydana geldi.
Bu senenin şaban yanında Musul'da bir Harici ortaya çıkıp isyan etti. Bir başka Harici de Bevaric mıntıkasında ortaya çıktı. Bu mıntıkaların ahalisi bu Haricilerle savaştılar. Nihayet serleri dindi, taraftarları dağıldı.
Bu senede Müflih es-Sâci ile Bizans imparatoru Domestikos karşılaştılar. Yapılan savaşta Müflih onu hezimete uğrattı ve onu Bizans'a kadar kovaladı. Müflih, Bizanslılardan çok sayıda adam öldürdü.
Bu senede Bağdat'ta şiddetli bir fırtına esti. Bu fırtına, Hicaz kumlarını andıran kızıl bir kül getiriyordu. Bağdat'taki evler bu külle doldu.
6.Bölüm
Hicretin Üçyüzonyedincî Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler
Ahmed B. Hasan B. Ferec
Ahmed b. Hasan b. Ferec b. Süfyan Ebu Bekir. Nahivciydi. Nahivde Kûfelilerin ilmini iyi bilirdi. Nahivle ilgili eserleri vardır.

