Künyesi, Ebu Bekir'dir. Fıkıhçıdır. Babası da fıkıhçıydı. Zahirî mezhebine mensuptu. Âlim, parlak zekalı, edip, şair ve maharetli bir fıkıhçıydı. "Kitabü'z-Zühre" adlı eser ona aittir. Babasının rahle-i tedrisinde okudu. Onun mezhebine ve yoluna tabi oldu. Onun gidişatını benimsedi. Babası da onu çok sever, yakınında tutardı.
Rüveym b. Muhammed dedi ki: «Bir gün Davud'un yamndaydık, sözünü ettiğimiz bu oğlu ağlayarak yanına geldi. Babası: "Neyin var?" diye sorunca oğlu Muhammed: "Çocuklar bana çalıkuşu adını takıyorlar!" dedi. Bunun üzerine babası güldü, ama Muhammed daha da öfkelendi ve babasına: "Sen bana bu adı takan çocuklardan daha zararlısın." dedi. Babası onu bağrına basıp şöyle dedi: "Lâ ilahe illallah. Lakaplar ancak semadan gelir ey oğlum, sen ancak bir çalıkuşu-sun."»
Babası vefat edince onun yerinde oturdu ve ders vermeye başladı. Ama insanlar onu bu işi yapamayacak kadar küçük gördüler. Adamın biri bir gün, içki haddini sorunca şu cevabı verdi: "Kişi içki nedeniyle anlayışını kaybeder ve gizli sırrını açıklarsa işte o zaman sarhoş sayılır. İçki haddine tabi tutulur."
Meclisinde hazır bulunanlar onun bu cevabını güzel buldular ve bu nedenle o, halkın nazarında büyüdü.
"el-Muntazam" adlı eserinde İbnü'l-Cevzî dedi ki: «Muhammed b. Davud, Muhammed b. Cami ya da başka bir rivayete gere Muhammed b. Zuhruf adında bir çocuğu sevmekle mübtela oldu, ama bu sevgisinde ve aşkında iffeti ve dini elden bırakmadı. Fakat bu sevgisi ve aşkı böylece devam etti. Nihayet bu sebeple vefat etti.»
Ben derim ki: O, bu haliyle İbn Abbas'tan rivayet edilen şu hadisin kapsamına girmiştir:
"Bir kimse aşık olur da aşkını gizler, iffetli davranır ve bu halde ölürse şehid olarak ölmüş olur."
Anlatıldığına göre o, iffetli olmak şartıyla aşkı mubah sayarmış. Bizzat kendi ifadesiyle o, katipler sınıfına girdiğinden beri aşık olmuş Ve küçük yaşta bu konuda "Kitabü'z-Zühre" adlı eseri tasnif etmiştir. Babasının bu hususta kendisinden şüphelenmesi üzerine o aşık olduğunu inkar etmişti.
O ve Ebü'l-Abbas b. Şüreyh, Kadı Ebu Ömer Muhammed b. Yusuf un huzurunda çok tartışır ve münazara yaparlarmış. Halk bunla-rı*ı ikisinin tartışmalarını ve münazaralarını güzel bulurmuş. Bir gün tartışma ve münazara esnasında îbn Şüreyh ona şöyle demiş:
- Sen Kitabü'z-Zühre'yi yazdın ama, ben bu hususta senden daha şöhretliyim.
- Sen Kitabü'z-Zühre'yi öne sürerek beni ayıplıyorsun, ama sen bırak onu güzelce okumayı, onun kokusunu bile alamıyorsun. Çünkü biz onu şaka olsun diye derledik. Ama sen ciddiyetle onun gibi bir kitabı derle de görelim seni.
Kadı Ebu Ömer dedi ki: «Bir gün, ben ve Ebu Bekir b. Davud, binek üzerinde dolaşmakta iken cariyenin biri onun şiirlerinden birini okuyarak karşımıza çıktı. Şiir şöyle idi:
"Hasta kimsenin kendisini teselli eden dostuna ve sevgilisine yaptığı şikayet gibi, ben de senin telef ettiğin bir gönlü sana şikayet ediyorum.
Hastalığım günler ilerledikçe fazlalaşıyor.
Sense benim karşılaştığım büyük musibeti azımsıyorsun.
Allah bana acıyarak aşk yolunda öldürülmemi haram kıldı.
Ey benim katilim olan sen! Beni zulmen öldürmeyi helal sayıyorsun."
Ebu Bekir dedi ki: "Onu geri getirmenin yolu nedir?" Ben de: "Heyhat, artık kervanlar onu alıp götürdüler." dedim.»
Muhammed b. Davud, bu senenin ramazan ayında vefat etti. Allah ona rahmet etsin.
Ibn Şüreyh, onun için sunulan başsağlığı dileklerini kabul etmek üzere meclis kurup oturdu ve şöyle dedi:
"Merhum
Muhammed
b.
Davud'un
dilini
yiyen
topraktan
başka
hiçbir
şeyi övmeyeceğim."

