Büyük Boğa'nın oğlu Musa, Müşavir eş-Şari'nin o taraflarda fesat çıkardığını duyunca yanına Müflih ile Türk Bayık Bey'i alarak büyük bir ordu ile yola koyuldu. Harici Müşavirle savaştı. Ancak onu ele ge-çiremediler. Müşavir onlara yakalanmadan kaçıp gitmişti. Onlar gelmeden Önce orada çok çirkin işler yapmıştı. Geldiklerinde ise onu yakalayamamışlardı .
Halife, Türkleri birbirine düşürmek istedi. Bayık Bey'e mektup yazarak ordunun komutasını Büyük Boğa'nın oğlu Musa'dan devralıp kendisinin komuta etmesini ve orduyu Samarra'ya getirmesini emretti. Halifenin mektubu kendisine ulaştığında Bayık Bey bu mektubu Büyük Boğa'nın oğlu Musa'ya okumuş; Musa, halife Mühtedi'ye şiddetli bir öfke duymaya başlamıştı.
Bayık Beyle Musa, görevlerini bırakıp halifeye karşı bir ittifak kurdular ve Samarra'da bulunan halifenin yanına gitmek üzere yola çıktılar. Halife Mühtedi, onların gelmekte olduklarını duyunca Mağ-riblilerden, Ferganalılardan, Eşrasyelilerden, Erzekşiyelilerden ve Türklerden bir ordu teşkil etti. Ordunun başına geçerek onlara karşı yola koyuldu. Halifenin gelmekte olduğunu duyunca Büyük Boğa'nın oğlu Musa, Horasan yoluna saptı. Bayık Bey de halifeye itaat edip enirini dinleyeceğini izhar etti. Receb ayının 12'sinde halifenin huzu-una girip emrini dinleyeceğini, ona itaat edeceğini söyledi.
Huzura çıktığında, halifenin çevresinde komutanlar ve Haşimileın önde gelenleri bulunuyordu. Bayık Bey'i öldürmek hususundaki nkırlerini sordu. Salih b. Ali b. Yakub b. Ebi Cafer el-Mansur, halife-
Şöyle dedi: "Ey mü'minlerin emiri, halifelerden hiçbiri senin şecaat recene ulaşamadı. Ebu Müslim el-Horasanî, bu adamdan daha şerli ve askerleri de bununkinden daha çok biri idi. Mansur onu öldürdüğünde fitne dinmiş, taraftarlarının sesi de kısılmıştı."
Salih'in bu konuşmasından sonra Mühtedi, Bayık Bey'in boynunun vurulmasını emretti. Sonra başını kestirip Türklerin üzerine attı. Türkler bu durumu görünce bunu büyük bir hakaret ve zulüm saydılar. Ertesi gün Bayık Bey'in kardeşi Tagotyan'm etrafında toplandılar. Halife de beraberindeki askerleriyle onların üzerine yürüdü. Karşı karşıya geldiklerinde halifenin etrafında bulunan Türkler, karşı taraftaki ırkdaşlarınm ve arkadaşlarının saflarına katılarak halifeye karşı birleşik bir cephe oluşturdular. Halife Mühtedi onlara saldırdı ve 4.000 kadar kimseyi öldürdü. Sonra onlar halifeye saldırarak onu ve beraberindeki askerleri bozguna uğrattılar. Halife, yenilmek üzere bulunduğu sırada, elinde yalmkılıcı olarak şöyle sesleniyordu: "Ey insanlar! Halifenize bakın!"
Mühtedi, yardım işlerinden sorumlu Ahmed b. Cemil'in evine gitti ve silahını orada bıraktı. Beyazlar giyindikten sonra gidip gizlenmek istedi. Ama Ahmed b. Hakan daha atik davranarak onu yakaladı ve kaçmasına fırsat vermedi. Mızrakladı, böğrüne bir kargı vurdu. Sonra onu bir bineğe bindirdi. Yanında bir güdücü vardı. Üzerinde gömlek ve şalvarı vardı. Onu bu halde iken Ahmed b. Hakan'ın evine soktular. Orada bulunanlar, suratını tokatlayıp yüzüne tükürmeye başladılar. Üzerindeki 600.000 dinarı alıp onu bir adama teslim ettiler. Adam da testislerine basıp ezmeye başladı. Nihayet orada can verdi. Allah rahmet etsin. Halife Mühtedi, bu senenin receb ayının bitimine oniki gün kala, perşembe günü öldürülmüştü.
Bir seneden beş gün eksik müddetle halifelik yaptı. Hicretin 219. senesinde doğmuştu. Hicretin 215. senesinde doğduğuna dair başka bir rivayet de vardır.
Halife Mühtedi, esmer tenli, nahif bedenli, biraz kamburumsu, güzel sakallı bir kimseydi. Künyesi, Ebu Abdillah idi. Öldürüldükten sonra cenaze namazını Cafer b. Abdülvahid kıldırdı ve cesedi, Munta-sır b. Mütevekkil mezarlığına defnedildi.
Hatib Bağdadî dedi ki: Mühtedi, halifeler arasında gidişatı en güzel olan, en sağlam yolda bulunan, en takvalı, en âbid, en zahid bir kimseydi. Bir tek hadis rivayet etmiştir ki, o da İbn Abbas'tan nakledilmiştir. Şöyle ki: «Abbas (r.a.) dedi ki:
- Ya Rasûlallah, şu işte (İslâmiyet'te) bizim için ne vardır?
- Benim için peygamberlik, sizin için de halifelik vardır, bu iş sizinle açıldı, sizinle kapanacaktır.» Rasûlullah (s.a.v.), Abbas (r.a.)'a ayrıca şöyle demişti: "Seni seven şefaatıma nail olur, sana buğz eden şefaatıma nail olmasın!"
Hatib Bağdadînin rivayetine göre adamın biri kendi hasmına karşı yardımını istemek üzere halife Mühtedi'ye başvurmuş; o da iki hasım arasında adaletle hükmedince, yardım için başvuran adam şu şiiri okumaya başlamıştı:
"Onu, aranızda hükmetsin diye hakem kıldınız, O aym ondördü gibi güler yüzlü ve parlaktır. Hükmünde asla rüşvet kabul etmez. Cezalandırılacak kimsenin de gözyaşına bakmaz."
Mühtedi, o adama şöyle dedi: «Ey adam! Allah senin sözünü gü-zelleştirdi. Güzel söz söyledin ama senin söylediklerine aldanacak değilim. Ben bir hüküm vermek üzere meclisime oturmadan önce mutlaka şu ayet-i kerimeyi okurum: "Kıyamet günü doğru teraziler kurarız. Hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız. Hesap gören olarak biz yeteriz." (ei-
Enbiyâ,47.).»
Bu konuşmasından sonra çevresinde bulunan insanlar ağlamaya başladılar. O günkü kadar çok sayıda adamın ağladığı hiç görülmemişti.
Ravinin biri dedi ki: "Halife Mühtedi, hilafete geçtiğinden öldürüldüğü güne kadar visal orucu tutardı. Allah ona rahmet etsin."
Mühtedi, Emevi halifelerinden Ömer b. Abdülaziz'in hilafeti döneminde izlediği takvan yolu izlemeyi çok severdi. Onun gibi dünyadan el etek çekmekten, kendini çokça ibadete vermekten, aşırı bir ihtiyat yolunu takib etmekten hoşlanırdı. Şayet yaşasaydı ve kendisine yardımcılar bulsaydı, o da mümkün olduğu kadarıyla Ömer b. Abdü-laziz gibi halifelik yapacaktı. Halifeleri tahkir edip zelil kılan Türkleri yok etmek niyetini taşıyordu. Çünkü onlar hilafet makamının saygınlığını yok etmişlerdi.
Ahmed b. Said el-Ümevî dedi ki; «Biz Mekke'de bir mecliste oturmaktaydık. Yanımda bir cemaat vardı. Nahiv ilminden ve Arapların şiirlerinden bahsediyorduk. O esnada deli olduğunu sandığımız bir adam gelip bize şu şiiri okudu:
Ey nahiv ilminin kaynağı olan sizler! Hiç utanmıyor musunuz?! Siz bu işle meşgul oluyorsunuz ama halk daha büyük bir işle meşgul oluyor. imamınız (halifeniz) öldürüldü, cesedi yerde yatıyor.
islâm'ın düzeni alt üst oldu.Sizlerse şiir ve nahiv üzerine eğilmektesiniz.Güzel yolda yüksek sesle çığırtkanlık yapıyorsunuz!"
Deli sandığımız adamın gelip bize bu şiiri okuduğu günün tarihini bir tarafa kaydettik. Sonradan öğrendiğimize göre halife Mühtedi o günde öldürülmüştü. O gün, hicri 256. senenin receb ayının bitimine ondört gün kala pazartesi günüydü.»

