El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Muiz El-Fatımî

Kahire şehrinin kurucusu Maad b. İsmail b. Said b. Abdillah Ebu Temim. Hz. Fatıma soyundan geldiğini iddia ederdi. Mısır diyarının hakimi, ve oraya hakim olan ilk Fatımîdir. İfrikiye ve oraya bağlı Mağrib diyarına ilk …

Kahire şehrinin kurucusu Maad b. İsmail b. Said b. Abdillah Ebu Temim. Hz. Fatıma soyundan geldiğini iddia ederdi. Mısır diyarının hakimi, ve oraya hakim olan ilk Fatımîdir. İfrikiye ve oraya bağlı Mağrib diyarına ilk hükümdar olan kişidir. Hicretin 358. senesinde komutan Cevher'i, önü sıra Mısır'a göndermişti. Cevher, Mısır diyarını, uzun süren savaşlardan sonra Kâfur el-îhşidî'nin elinden aldı. Böylece Fatımîlerin Mısır'da hakimiyeti kuruldu. Komutan Cevher, Muiz el-Fatımî için Kahire şehrini ve payitaht olan Kasran'ı inşa etti. Sonrada hicretin 362. senesinde Muiz adına hutbe okuttu. Bütün bunlardan sonra Muiz büyük bir orduyla Mısır'a geldi. Beraberinde Mağrib'in büyük komutanları da vardı. İskenderiye şehrine indiğinde halkın eşrafı onu karşılamaya çıktılar. Orada onlara beliğ bir hutbe irad etti. Hutbesinde mazlumun zalimdeki hakkını alacağını, mazluma yardımcı olacağını iddia etti. Nesebiyle övündü. Cenâb-ı Allah'ın kendileri vasıtasıyla bu ümmete rahmet ettiğini ifade etti. Bununla beraber o zahiren ve batınen Rafızilik mezhebine mensuptu.

Nitekim Kadı Bakillanî, onların mezheplerinin sırf küfür olduğunu ifade etmiştir. İtikadları Rafızilikti. Devlet erkanı, ona itaat edip yardımcı olanlar da aynı durumdadırlar. Allah onları ve Muiz'i kahretsin. Muiz, büyük bir abid ve muttaki kişi olan Ebu Bekir en-Nab-lusî'yi huzuruna çağırmıştı. Zahid ve takvalı olan bir kişi olan Ebu Bekir huzura vardığında Muiz ona şöyle demişti: "Duyduğuma göre sen demişsin ki; yanımda on ok olsa bunların dokuzunu Rumlara birini de Mısırlılara atardım."

Ebu Bekir "Ben böyle demedim," deyince Muiz onun sözünden vazgeçtiğini sanmış ve: "Ya ne dedin?" diye sormuş, Ebu Bekir de şu cevabı vermişti: "Ben şöyle dedim: On okun dokuzunu size, birini de Rumlara atmak gerekir!" Muiz: "Neden böyle dedin?" diye sorunca Ebu Bekir şu karşılığı vermişti:

"Çünkü sizler bu ümmetin dinini değiştirdiniz, salih kimseleri Öldürdünüz, ilahi nuru söndürdünüz, size ait olmayan şeylere sahiplik iddiasında bulundunuz!"

Bunun üzerine Muiz onun birinci günde teşhir edilmesini, ikinci günde şiddetli kırbaç darbeleriyle dövülmesini, üçüncü günde ise derisinin yüzülmesini emretti. Bir Yahudi getirildi. Derisini yüzmeye başladı, ama Ebu Bekir, Kur'ân okuyordu. Yahudi demiş ki: "Ona acımaya başladım. Derisini yüzerken kalbinin hizasına geldiğimde kalbine bir bıçak sapladım ve öldü." Allah ona rahmet etsin. Ona şehid deniliyordu. Bugüne kadar Nabluslular'da şehid oğulları ailesi vardır ki onun soyundan gelirler. Bu ailede hâlâ hayır kalıntıları vardır.

Allah kahretsin; Muiz, cesaretli, güçlü, akıllı, azimli, siyasetçi bir kimseydi. Adaletli olduğunu ve hakka yardımcı olduğunu söylerdi. Bununla birlikte onun, yıldızların hareketlerine dayanarak işlerini programlayan, buna inanan bir müneccimi vardı. Müneccimi kendisine şöyle demişti: "Bu senede senin başından korkulu bir hal geçecek. Bunun için yeryüzünün altına inip gizlen ki, bu sene rahatlık ve belasızca senin üzerinden geçsin."

Müneccimin böyle demesi üzerine Muiz yeraltında kendisi için bir bodrum yaptırdı. Ümerayı huzuruna çağırıp oğlu Nizar'a itaat etmelerini vasiyet etti. Oğluna Aziz lakabını taktı, yeraltından çıkıp kendilerine dönünceye kadar yönetimi oğluna bıraktı. Ümera da bu hususta oğluna bey'at ettiler. Bundan sonra Muiz bodruma indi. Bir sene kadar orada gizlendi. Mağribliler gökte bir bulut gördüklerinde şayet binek üzerindeyseler bineklerinden inip bulutu selamlardı. Çünkü o bulutun içinde Muiz'in bulunduğunu zannediyorlardı.

"Firavun, milletini küçümsedi, ama onlar kendisine yine de itaat ettiler. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir milletti." (ez-Zuhruf, 54.)

Muiz, bir sene sonra yeryüzüne çıktı. Hükümdarlık makamında oturdu ve eski âdetine göre bir süre daha hakimiyet sürdü. Ama bu hakimiyeti uzun sürmedi, aksine gelişi kesin olan ilahi takdir onu hemen yakaladı. Kendisi için taksim edilen rızkına (ölümüne) kavuştu. Bu senede vefat etti.

Mısır'dan önceki Mağrib hakimiyeti ile Mısır hakimiyeti, toplam olarak yirmiüç sene, beş ay, on gün sürmüştü. Bu, hükümdarlığının iki sene dokuz ayı Mısır'da, gerisi de Mağrib diyarında geçmişti. Toplam olarak kırkbeş sene, altı ay yaşamıştı, Çünkü o, tfrikiye'de hicretin 319. senesinin ramazan ayının onunda doğmuş ve hicretin 365, senesinin rebiyülahır ayının ondokuzunda Mısır'da ölmüştü.