Bir rivayette anlatıldığına göre o, hicretin 277. senesinde vefat etmiştir. Hicretin 288., 261. ve 274. senesinde vefat ettiğine dair muhtelif rivayetler vardır. Doğrusunu Allah bilir.
Sibeveyhî'nin asıl adı, Ebu Bişr Ömer b. Osman b. Kanber'dir. Beni Haris b. Ka'b kabilesinin müttefikidir. Rebi b. Ziyad el-Harisi el-Basrî'nin müttefiki olduğu da söylenir. Yakışıklılığı, yanaklarının pembeliği nedeniyle kendisine Sibeveyhî adı verilmişti. Yanakları elmayı andırıyordu. "Sibeveyh" kelimesi de Farsçada "elma kokusu" demektir. Sibeveyh, meşhur ve büyük âlimlerdendir. Kendi zamanından günümüze kadar nahivcilerin üstadıdır. Bütün insanlar onun nahiv ilmine dair yazdığı meşhur kitabından yararlanırlar. Bu kitabı birçok kimse tarafından şerhedilmiştir, ama onu bütün incelikleriyle anlayanlar çok azdır.
Sibeveyhî, bu ilmi Halil b. Ahmed'den öğrendi. Onun derslerine devam etti. O derse gelirken, Halil: "Bıkmayan ziyaretçiye merhaba." derdi. Sibeveyhî ayrıca İsa b. Ömer, Yunus b. Habib, Ebu Zeyd el-Ensârî, Ebü'l-Hattab el-Ahfeş el-Kebir'den ve daha başkalarından da dersler aldı.
Kisaî'nin, Harun Reşid'in oğlu Emin'e hocalık yaptığı zamanda Basra'dan Bağdat'a geldi. Halife onları bir araya getirdi. Nahiv meselelerinden bazıları üzerinde tartıştılar. Neticede Kisaî şöyle demişti: «Arapların şöyle bir sözü vardır: "Ben zenburun bal arısından daha şiddetli ısırdığını zannederdim ama, sonunda anladım ki zenbur ile bal arısı aynı şeylermiş."»
Sibeveyhî dedi ki: "Benimle bedeviler arasında öyle münasebetler ve benzerlikler meydana geldi ki, Arap olmayıp da Araplar arasına katılan kimselerden hiçbiri için bu gerçekleşemez."
Emin, üstadı Kisaî'ye yardımcı olmak istedi. Bu hususu bedevilerden birine sordu. O da Sibeveyhî'nin dediklerini doğruladı. Emin bu durumdan hoşlanmadı ve Sibeveyhî'ye dedi ki: "Kisaî, senin aksini söylüyor." Sibeveyhî de: "Dilim, onun dediklerini söylemek hususunda bana itaat etmiyor." dedi. Emin dedi ki: "Gelip Kisaî'nin sözünü doğrulamanı istiyorum." Sibeveyhî ona itaat etti. Oturum, Kisaî'nin doğru söylediğine dair bedevinin şahitlik etmesiyle son buldu.
Sibeveyhî, hatayı kendinde buldu ve onların kendisine karşı cephe aldıklarını anladı. Bağdat'tan göçtü, Şiraz'a bağlı Beyda köyünde vefat etti. Zayıf bir rivayette anlatıldığına göre o bu köyde doğmuş ve bu senede Sare şehrinde vefat etmiştir. Hicretin 277. senesinde, 288. senesinde, 291. senesinde, 294. senesinde vefat ettiğine dair muhtelif rivayetler de vardır. Doğrusunu Allah bilir. Vefatı sırasında kırk kü-
sur yaşındaydı. Otuziki sene. yaşadığına dair zayıf bir rivayet daha vardır. Doğrusunu Allah bilir.
Mezarının üzerinde şu beyitlerin yazılı olduğu rivayet edilmiştir:
"Uzun süren ziyaretlerden sonra dostlar gittiler, ziyaretgah uzakta kaldı. Seni mezara teslim ettiler ve dağılıp gittiler. Seni en ıssız çölde yalnız başına bıraktılar.
Seninle dostluk ve arkadaşlık yapmadılar, sıkıntını gidermediler. Allah'ın hükmü yerine geldi; sen de mezara gömüldün. Dostların senden yüz çevirip gittiler."

