Bir şiir divanı vardır. Asıl adı, Ali b. Abbas b. Cüreyc Ebü'l-Ha-san'dır. Fakat İbn er-Rumî mahlasıyla tanınmıştır. Abdullah b. Cafer'in azatlısıdır. Meşhur şairlerdendir. Şiirinden bazı örnekler sunalım:
"Cimrileri övdüğün zaman sen başkalarında bulunan fazileti onlara hatırlatmış oluyorsun.
Böylece onlara uzun bir keder ve hasreti hediye etmiş oluyorsun. Bu durumda sana azık vermeseler yeridir."
"Zaman sana sağlık şalvarını giydirirse,
Lezzetli ve tatlı gıdalardan da mahrum kalmazsan,
Artık lüks içinde yaşayanlara imrenme.
Çünkü zaman onlara ne kadar giydiriyorsa bir o kadarını da çe-
ahyor onlardan."
Senin ne kadar dostun varsa o kadar da düşmanın vardır. Şu
çok fazla dost edinme. Hastalığın ve dertlerin çoğu, demekten veya içmekten olur. Yarın dostun apaçık bir düşmana dönüşürse, "Unu yadırgama, çünkü işler devamlı değişir.
Eğer çok şey senin hoşuna gidiyorsa,
Çoklarıyla dostluk yapmak, doğruluktandır.
Ama senin çok gördüğün şey nadirdir.
Mutlaka elbise giyiniş kurtlarla karşılaşırsın.
Şu halde çoklarından uzak dur.
Nice çoklar var ki insanı tiksindirir.
Nice az da var ki insanın hoşuna gider.
Büyük su gölleri ayıplanacak bir şey değildir.
Ama az ve tatlı su ile de insan susuzluğunu giderebilir."
"Atadan gelme asaletin bir faydası yoktur. Kişi ancak kazandığı şeyle asalet sahibi olur.
Beni ancak yaptığım işlerden ötürü cezalandır.
Ama şerefin soy gibi atadan oğula geldiğini de sanma.
Kişi ancak yaptığı iyi şeylerle lider ve efendi olabilir.
Aksi takdirde birçok şerefli ve asil babalarını, dedelerini saysa da o asil olamaz.
Dal, her ne kadar meyve veren bir kökten gelmekteyse de meyvesi yoksa,
İnsanlar onu odun sayarlar.
Şerefli kimseler, yüksek şahsiyetleri ile şeref elde edebilirler.
Yoksa annelerini ve babalarını söylerek şerefli olamazlar."
"Kalbim hasta tarafından, şikâyetçi ve hastadır.
Kendisine şikâyette bulunduğum zat merhametli ise kalbimin hastalığını söylüyorum ona.
Onun yüzünde ebedi bir parlak gündüz vardır.
Onun saçlarında da kapkaranlık bir gece vardır.
O yönelip geldiğinde sanki dolunay parlıyor.
Yürürken de sanki dal sağa sola salmıyor.
Seslenince de geyik gibi seslenir.
Gözlerim onunla mutlu oldu ve tatlılığı uzadı.
Nice azap ve işkence var ki onu mutlu kimseler işlerler.
Baktın, gönüle yöneldin, okunu gönüle vurdun.
Sonra o ok benim tarafıma yöneldi, nerdeyse can verecektim.
Vay halime, bir bakarsa eğer yüzünü çevirip gittiğinde oklar isabet ederler. Onların darbeleri çok acı verir.
Ey kanımı mubah sayan ve bana acımayı yasaklayan;
Senin mubah kılışın ve yasaklayışm adilane değildir."
"Görüşleriniz, yüzleriniz, kılıçlarınız,
Olaylarda söz sahibidirler; yıldızlar menettikleri zaman.
Bunların hidayet yolu için bir nevi işaret oldukları biliniyor. Bunlar kandildir, karanlığı aydınlatırlar. Diğerleri ise şeytanlara atılan taşlardır."
Anlatıldığına göre İbnü'r-Rumî, hicretin 221. senesinde doğmuş ve bu senede vefat etmiştir. Bundan bir sene sonra veya, hicretin 276. senesinde vefat ettiğine dair muhtelif rivayetler vardır.
Ölüm sebebinin şu olduğu anlatılır: Mutedid'in veziri Kasım b. Abdullah, bunun hicvinden ve dilinden korkuyordu. Adamın birine tenbihleyerek huzurunda ona zehirli bir şey yedirmesini istedi. İb-nü'r-Rumî, zehirli nesneyi yeyince zehirlendiğini anladı, meclisi ter-ketmek üzere kalktı. Vezir Kasım: "Nereye gidiyorsun?" diye sorunca: "Beni gönderdiğin yere gidiyorum." cevabım verdi. Vezir Kasım: "Babama selam söyle." deyince İbnü'r-Rumî: "Ben, Cehennem'e gitmiyorum; orada işim yok." diye karşılık verdi.
Bu senede vefat eden meşhur şahsiyetler arasında Muhammed b. Süleyman b. Harb Ebu Bekir elBağendi el-Vasıtî de vardır. Bu zat, hadis hanzlarındandı. Ebu Davud kendisine hadis sorardı. Buna rağmen onu eleştirmişler, zayıf bir hadisçi olduğunu söylemişlerdir.
Bu senede vefat eden meşhur şahsiyetlerden biri de Muhammed b. Galib b. Harb Ebu Cafer edDabbî'dir. Bu zat, Tenham lakabıyla tanınırdı. Süfyan'dan, Kebisa'dan ve Ka'nebî'den hadis dinledi. Sika ravilerdendir. Darekutnî, onun bazan hata yaptığım söylemiştir. Bu senenin ramazan ayında, doksan yaşında vefat etti.

