Büyük mutasavvıflardandır. Maruf el-Kerhî'nin talebesidir. Ha-şirn, Ebu Bekir b. Ayyaş, Ali b. Arab, Yahya b. Yeman, Yezid b. Harun'dan ve diğerlerinden hadis nakletti. Ablasının oğlu Cüneyd b. Muhammed, Ebü'l-Hasan en-Nevrî, Muhammed b. Fadl b. Cabir es Sakatı ve bir grup kendisinden rivayetlerde bulunmuşlardır.
Ticaret yaptığı bir dükkânı vardı. Bir cariye oraya uğradı. O cari-ve efendilerine bir şey satın alıp içine koymak üzere yanında getirmiş olduğu bir kabı kırmıştı. Ağlıyordu. Sırri ona kırdığı kabın yerine başka bir kab alması için bir miktar para verdi. Üstadı Maruf, onun bu cariyeye yaptığı iyiliği gördü ve kendisine: "Allah dünyayı sana sevimsiz kıldı." dedi ve Sırri o günden itibaren zahid oldu. Sırri dedi ki: «Bir bayram günü, üstadım Marufla karşılaştım. Yanında üstü başı perişan, küçük bir çocuk vardı. Yoksul olduğu her halinden belliydi. Üstadıma sordum:
- Üstadım; bu kimdir, neyin nesidir?
- Bu çocuk, ceviz oynamakta olan bir grup çocuğun yanında duruyordu. Kendi kendine bir köşeye çekilip düşüncelere dalmıştı. Ona dedim ki: Ey çocuk! Niçin sen de bunlar gibi oynamıyorsun? Bana: "Ben yetimim. Oynamak için ceviz satın alacak param yok." diye cevap verdi. Ben de onu yanıma alıp getirdim ki, ceviz satın alacak kadar bir şeyler kendisine toplayayım ve böylece sevinsin.
Ben, üstadım Marufa dedim ki:
- Kendisine bir şeyler giydireyim ve ceviz satın alacak kadar biraz da para vereyim; olmaz mı?
- Sen bunu yapar mısın?
- Evet.
- Öyleyse al, çocuk sende kalsın. Allah kalbini zengin kılsın.» Sırri dedi ki: Dünya benim gözümde o kadar küçülmüştür ki, o,
benim gözümde en küçük şeydir."
Bir defasında Sırri'nin dükkânında bir miktar badem vardı. Adamın biri gelip pazarlık yaptı ve bademin Ölçeğini 63 dinara satın aldı. Sonra adam bademi alıp gitti. Fakat başka yerlerde bademin ölçeğinin 90 dinara satıldığım gördü. Gelip Sırri'ye: "Ben bademi senden 90 dinara satın alacağım." dedi. Sırri ise ona şu karşılığı verdi:
- Ben ölçeğini 63 dinara satmak için seninle pazarlık yaptım ve anlaştık. Şimdi daha fazlasına satamam.
- Ben senden 90 dinara satın almak istiyorum.
- Hayır 63 dinardan fazlasına satamam.
Akıllılığın ve dürüstlüğün gereği olarak ben bu bademin ölçeğini 90 dinara senden satın almalıyım." Sırri, 63 dinardan fazla bir fiyatla satmamakta kararlı görülünce, adam bademi satın almadan gitti. Uünün birinde bir kadın Sırri'nin yanına gelip şöyle dedi: Muhafızlar oğlumu alıp götürdüler. Senden ricam şudur ki; mu z kuvvetleri komutanına haber salsan da oğlumu dövmemesi için ^adabuhmsan."
Kadının bu ricası üzerine Sırri kalkıp namaza durdu. Namazı uzattı, fakat kadının içi yanıyordu. Sırri, namazını tamamladıktan sonra kadın ona: "Allah rızası için oğluma yardımcı ol." dedi. Sırri de ona: "Zaten ben de senin işinle ilgileniyordum." diye cevap verdi. Henüz namaz kıldığı yerden kalkmamıştı ki, başka bir kadın, oğlu tutuklanan kadının yanına geldi ve ona: "Müjdeler olsun sana! Oğlun serbest bırakıldı. Şimdi evde seni bekliyor." dedi. Kadın da oradan ayrılıp gitti.
Sırri dedi ki: "Allah'a karşı günah işlemeyeceğim ve hiç kimsenin de bana minnetinin olmayacağı bir yiyecek yemek istiyorum. Ama böyle bir yiyecek de bulamıyorum."
Başka bir rivayette anlatıldığına göre Sırri şöyle demiştir: "Otuz seneden beri canım bakla yemek istiyor, ama bulamıyorum."
Sırri dedi ki: «Dükkânımın bulunduğu çarşıda bir yangın çıktı. Dükkânımın bulunduğu tarafa koşmaya başladım. Yoldayken adamın biri bana rastladı ve: "Müjdeler olsun sana! Dükkânına ateş düşmemiş, dükkânın hasar görmemiş." dedi. Ben de: "Elhamdülillah" dedim. Fakat daha sonra o hamdimi düşünmeye başladım. Çünkü ben dünyalığımı kurtardığım için Allah'a hamdetmiştim. O esnada bulundukları sıkıntılı halde dükkânı yanan kimselere yardımcı olmamıştım. İşte otuz seneden beri bu günahım için Allah'tan mağfiret diliyorum.»
Sırri dedi ki: «Bir gece virdimi okuyup namazımı kıldım. Sonra mihrapta ayaklarımı uzattım. Bu sırada bana: "Ey Sırri! Hükümdarların karşısında da böyle oturabiliyor musun?!" diye seslenildi. Ben de ayaklarımı toplayıp: "Senin ululuğuna ve üstünlüğüne yemin ederim ki ey Rabbim, bundan sonra artık ayaklarımı ebediyen uzatmayacağım!" dedim.»
Cüneyd-i Bağdadî şöyle demişti: «Sırri es-Sakatî'den daha âbid birini göremedim. Doksansekiz yaşma kadar uzanıp uyuduğunu görmedim. Ancak Ölüm hastalığında iken ayaklarım uzatmıştı. Hastalığı esnasında ziyaretine gittim, "Kendini nasıl hissediyorsun?" diye sordum. Bana şu cevabı verdi:
"Hastalığımı tabibime nasıl şikâyet ederim? Bana gelen, tabibimden gelmiştir!"
Kendisini rüzgârlandırmak için yelpazeyi elime aldım ve sallamaya başladım. Bana şöyle dedi: "İçim yanmaktayken bu yelpazenin serinliğini nasıl hissederim?!" Böyle dedikten sonra şu şiiri okumaya başladı:
"Kalbim yanıyor, gözyaşlarını akıyor.
Sıkıntı zerimde toplanıyor, ama sabrım dağılıp gidiyor.
Kararı olmayan kimsenin istikrarı nasıl olur?
Hevesim bana karşı cinayet işledi. Şevkim bende ıstırap meydana
getirdi.
Ya Rab! Eğer beni genişliğe kavuşturup rahatlatacak bir şey var-
sa
Ruhum bedenimde bulundukça bana bu lutfunu bahşet."
Kendisine: "Bana tavsiye de bulun." dedim. O da şu tavsiyelerde bulundu: "Şerli kimselerle arkadaşlık etme. İyi ve hayırlı kimselerin meclislerine katılmakla da sakın ola ki Allah'ı zikirden uzak durma."
Hatib Bağdadî'nin anlattığına göre Sırri es-Sakatî, hicretin 253. senesinin ramazan ayının 6'sında salı günü sabah ezanından sonra vefat etmiş ve aynı günün ikindi namazından sonra vefat etmiş ve aynı günün ikindi namazından sonra Şüveynezi mezarlığına defnedil-miştir. Mezarı herkesçe bilinen ve tanınan bir yerdedir. Cüneyd-i Bağdadî'nin mezarı da onunkinin yambaşmdadır.
Ebu Ubeyde b. Haryobe'den rivayet olunduğuna göre o şöyle demiştir:
"Rüyada Sırri'yi gördüm. Kendisine dedim ki:
- Allah sana nasıl muamele etti?
- Beni ve cenazeme katılan herkesi bağışladı.
- Ben de senin cenazene katılan ve namazını kılan kimselerdendim.
Cebinden bir liste çıkardı, baktı ama, orada adamı göremedi. Ben de kendisine dedim ki:
- Hayır, ben senin cenazene katıldım, iyi bak. Listenin alt tarafına baktı, adımı haşiye kısmında gördü."
Ibn Hallikan'm naklettiği bir kavle göre Sırri es-Sakatî, hicretin 251. senesinde vefat etmiştir. Hicretin 256. senesinde vefat ettiğine dair zayıf bir rivayette vardır. Doğrusunu Allah bilir.
Ibn Hallikan dedi ki: Sırri es-Sakatî, çok şiir söylerdi:
Sevdiğimi iddia ettim. O zaman sevgi bana dedi ki: Sen beni yalanladın. Bakıyorum ki vücudunun bütün organları et dokudur.
Deri, bağırsaklara ve iç organlara yapışmadıkça sevgi iddiasında bulunulamaz.
Vücut zayıflayıp çağıranın çağrısına icabet edecek gücü bulmadıkça,
Aşık olduğunu kimse söyleyemez."

