Şair ve yazardı. Ahmed b. Mervan el-Kürdî'nin veziriydi. Silvan ve Diyarbakır valilikleri yapmıştır. Faziletli, letafetli, yüksek bir şahsiyetti. Defalarca elçi olarak Konstantiniye'ye gidip geldi. Çok kıymetli kitaplar elde etti. Bunları Diyarbakır ve Silvan camilerine vakfetti. Bir gün Ebu Alâ elMearrî'nin yanma gitti. Ebu Alâ ona şöyle dedi:
- Ben, insanlardan ayrılıp uzlete çekilmek istiyorum. Çünkü onlar bana eziyet ediyorlar. Ben dünyayı onlara bıraktım.
- Ahireti de onlara bıraktın.
- Ahireti de mi Ey Kadı?
- Evet.
Eşine az rastlanılır kıymetli bir şiir divanı vardı. Muhterem Ahmed b. Yusuf onu bulmak istedi. Ama bulamadı. Ahmed b. Yusuf es-Selikî bu senede vefat etti. Nezaa vadisi hakkında şöyle bir şiiri vardır:
«Öyle bir vadi ki ısınan taşların sıcaklığından kurudu. Onu her tarafı kaplayan sağnak yağmurlar susuzluktan korusun. Kenarındaki bir ağacın altına konakladık. Sütten kesilen çocuğa emzikçi kadının gösterdiği şefkat gibi. O da bize şefkat gösterdi.
Susamış olduğumuz esnada bize berrak bir su içirdi. O su, içkiciye içkiden daha lezzetlidir.
Her ne zaman güneşin karşısına geldiysem o güneşi gözetleyip takip etti.
Nesim rüzgârının esmesine izin vermek için ateşe gölgesiyle engel oldu.
Çakıl taşları bekârların süsü gibi görülür. Ve güzel dizilmiş gerdanlığın yanında aranır»
İbn Hallikan dedi ki: Bu beyitler kendi babında eşsiz ve bedii beyitlerdir.

