El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Bağdat İmamları Ve Âlimlerinin Fatımîlerin Nesebini Eleştirmeleri

Bu senenin rebiyülahir ayında Bağdat imam ve uleması bir oturum düzenlediler. Mısır hükümdarları olan Fatımîlerin soylarını tetkik ettiler. Onların aslında Fatımî olmadıklarını, neseblerinin Ubeyd b. Sa'd el-Ceremî'ye …

Bu senenin rebiyülahir ayında Bağdat imam ve uleması bir oturum düzenlediler. Mısır hükümdarları olan Fatımîlerin soylarını tetkik ettiler. Onların aslında Fatımî olmadıklarını, neseblerinin Ubeyd b. Sa'd el-Ceremî'ye dayandığını bir bildiri halinde neşrettiler. Bu bildiriye âlimler, kadılar; eşraftan, salih kimselerden, fakihlerden, nıu-haddislerden, adalet erbabı kimselerden birçokları imza attılar ve hep birlikte Mısır'da hükümdarlık yapmakta olan Hakim'in asıl adının Mansur b. Nizar olduğunu, Hakim kelimesinin onun lakabı olduğunu ifade ettiler. Cenâb-ı Allah onu kahretsin. Rezil rüsvay etsin. Hakim'in asıl adının Mansur b. Nizar b. Maad b. İsmail b. Abdullah b. Said olduğu açıklandı. Allah ona saadet vermesin. O, Mağrib diyarına gittiğinde orada Ubeydullah adıyla ortaya çıktı ve Mehdî lakabını takındı.

Onun selefleri de Haricî propagandacıları idiler. Hz. Fatı-ma soyundan geldiğini iddia ettiler. Aslında onların Hz. Fatıma (r.a) ve Hz. Ali (r.a) ile hiçbir bağlantıları yoktur. Hz. Ali ve Hz. Fatıma, onların batıl iddialarından münezzeh ve uzaktırlar. Onların iddiaları aS1lsızdır ve yalandır. Hz. Ali'nin soyundan gelen hiçbir aileyi tanımazlar bile. Bunlara sadece yalancı Haricîler demek gerekir. Bunla-rm batıl ve asılsız inkarları da Medine ve Mekke'de yaygın olarak bilinmektedir. Bunlar evvelemirde Mağrib diyarında ortaya çıkmışlardır. Hiç kimse bunları Hz. Ali'nin soyu ile karıştırmaman veya iddialarını doğrulamamalıdır. Mısır'da şu anda hüküm süren Hakim ve ataları kâfir, fasık, facir, dinsiz, zındık, İslâmı inkâr eden, İslâmî hükümleri uygulamayan, Mecusî ve Saneviye'ye meyilli kimselerdir.

İslâmî hadleri uygulamayıp tenasül organlarını nikah akdi olmaksızın mubah kılan, içkiyi helal sayıp kan akıtan, peygamberlere söven, Selef-i Salihini lanetleyen, rabhk iddiasında bulunan kimselerdir.

Bu bildiriye birçok kimse imza atmıştı. Alevilerden Murtaza, Rıza, İbn Ezrak el-Musevî, Ebu Tahir b. Ebü't-Tîb, Muhammed b. Mu-hammed b. Amr b. Ebi Ya'lâ; kadılardan Ebu Muhammed b. Ekfanî, Ebü'l-Kasım el-Cezerî, Ebü'l-Abbas b. eş-Şiverî; fıkıhçılardan Ebu Hamid el-İsferayinî, Ebu Muhammed b. Kesfelî, Ebu 1-Hasan el-Ku-durî, Ebu Abdillah es-Saymerî, Ebu Abdillah elBeydavî, Ebu Ali b. Hamkan; şahitlerden Ebü'l-Kasım et-Tenuhî ve diğer birçok kimse imza attılar. Ebü'l-Ferec İbn Cevzî böyle demiştir.

Ben derim ki: Bunların yalancı olup Hz. Fatıma'nm soyundan gelmedikleri, yukarıdaki büyük şahsiyetler, âlimler, faziletli imamlar tarafından ifade edilmiştir. Nitekim bunların Hz. Ali'nin soyundan gelmedikleri ve iddia ettikleri gibi Hz. Fatıma'ya neseplerinin uzanmadığı, Hz. Ömer'in oğlu Abdullah'ın sözünden de anlaşılmaktadır. Kûfeliler kendisine bey'at edeceklerine dair mektup yazdıkları ve Hz. Hüseyin de bu mektuplara dayanarak Irak'a gitmek istediği zaman Abdullah b. Ömer hazretleri ona şöyle demişti:

"Sen oraya gitme, onların seni öldürmelerinden korkuyorum. Senin deden, dünya ve ahiretten birini seçmek muhayyerliğine sahip kılınmıştı da dünyayı bırakıp ahireti seçmişti. Sen de onun vücudunun bir parçasısm. Allah'a yemin ederim ki, ne sen ne senin haleflerin, ne de aile efradından hiçbiriniz dünya iktidarına sahip olamayacaksınız."

Bu büyük sahabinin makul ve yönlendirici sahih sözü Ehl-i Beyt'-ten sadece Muhammed b. Abdullah el-Mehdî'ye halifeliğin nasib olacağını gerekli kılmaktadır ki, o da, ahir zamanda Hz. İsa'nın yere inmesi esnasında olacaktır. Çünkü Ehl-i Beyt'in dünyadan vazgeçiril-meleri ve dünya pisliklerine bulaşmamaları mukadder kılınmıştı. Bilindiği gibi bu Fatımîler, Mısır diyarında uzun bir süre hüküm sürmüşlerdi. İşte bu da onların Ehl-i Beyt'ten olmadıklarını ispatlayan apaçık ve kuvvetli bir delildir. Nitekim Bağdat'ın Önde gelen meşhur fıkıhçıları da bunu kesin olarak ifade etmişlerdir..

Kadı Bakillanî, bunların Ehl-i Beyt'ten olmadıklarını ispatlayan ve "Keşfü'l-Esrar ve Hetkü'l-Estar" adını verdiği eserinde, rezalet ve çirkinliklerini açıklamış, kalplerinde gizledikleri çirkinlikleri ve ka-bih sözlerini açığa vurmuştur. Kadı Bakillanî bunlardan bahsederken şu ifadeleri kullanmıştır: "Onlar Rafızîliklerini açığa vuran ama halis küfürlerini içlerinde saklayan bir topluluktur." Doğrusunu, noksanlıklardan münezzeh olan yüce Allah daha iyi bilir.

Bu senenin receb, şaban ve ramazan aylarında Vezir Fahrü'l-Mülk, yoksullara, düşkünlere, şehitlik ve mescitlerde duran bazı kimselere çok miktarda sadaka dağıttı. Bizzat kendisi de mescit ve şehitlikleri ziyaret etti. Bazı mahpusları serbest bıraktı. Çokça ibadet yaptığını gösterdi. Sukü'd-Dakik mantıkasmda büyük bir evi tamir etti.

Bu senenin şevval ayında şiddetli bir fırtına esti. Bu fırtına neticesinde birçok hurmalıklar söküldü. Diğer bahçelerdeki ağaçlar da telef oldular. Toplam 10.000 hurma ağacı telef oldu.

Gazne hükümdarı Yeminü'd-Devle Mahmud b. Sebüktekin'in ordusuyla birlikte düşman toprağına gittiği ve çölde susuz kaldıkları, nihayet susuzluk nedeniyle baştan sona hepsinin ölmek üzere oldukları bir esnada Cenâb-ı Allah'ın kendilerine bir bulut gönderip yağmur yağdırdığı, bu yağmur suyuyla hepsinin kana kana su içip hayvanlarına da içirdikleri ve kaplarını doldurduklarına dair haber geldi. Bundan sonra düşmanlarıyla karşılaşmışlardı. Düşmanlarının yanında 600 kadar fil vardı, ama düşmanları hezimete uğratmışlar, onlardan bol miktarda ganimet etmişlerdi. Allah'a hamd olsun.

Bu senede Şiîler, zilhiccenin onsekizinci günü Gadir-i Hum bayramını kutladılar. Dükkânları süslediler. Vezir ve birçok Türklerin yardımıyla güçlendiler.

Hicretin Dörtyüzikinci Senesinde Vefat Eden Meşhur Şahsiyetler