El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Emir Necmeddin Ebu'ş-Şükr Eyyub B. Sadi

Emir Necmeddin Ebü'ş-Şükür Eyyup b. Sadi b. Mervan. Bazıları bu silsileye Yakub adını da eklemişlerdir. Ama cumhur-u ulemaya göre Sadî'den sonra bunların nesebine eklenecek başka bir isim yoktur. Bundan daha garibi şudur …

Emir Necmeddin Ebü'ş-Şükür Eyyup b. Sadi b. Mervan. Bazıları bu silsileye Yakub adını da eklemişlerdir. Ama cumhur-u ulemaya göre Sadî'den sonra bunların nesebine eklenecek başka bir isim yoktur. Bundan daha garibi şudur ki, bazıları bunların son Emevi halifesi Mervan b. Muhammed sülalesinden olduklarım iddia etmişlerdir ki, bu doğru değildir. Bu iddianın kendisine nisbet edildiği kişi Ebül-Fida İsmail b. Tuğtekin b. Eyyub b. Sadi'dir ki bu, İbn Seyfü'l-îslam adıyla tanınır. Babasından sonra Yemen'e hükümdar olmuş, kendini büyük bir kişi olarak görmüş, halifelik iddiasında bulunmuş, İmam el-Hadi Bi-Nurillah lakabını takınmıştı. Kendisi de bu huusta şöyle bir şiir yazmıştı:

«Ben, halife Hadi'yim.

Zorbaların boyunlarına rahvan atlarla basanım. Bağdat'ın dört bir yanını kat etmem gerekiyor. Güneşin dolular üzerine yayılışı gibi oraya yayacağım. Beyraklarımı Bağdat'ın yükseklerine dikeceğim. Dedemin orada kurduğu şeyleri canlandıracağım. Orada her minber üzerinde adıma hutbe okunacak. Alçak ve yüksek her yerde Allah'ın emrini yücelteceğim.»

Ebü'1-Fida İsmail b. Tuğtekin'in bu iddiası doğru olmayıp asılsızdır, mutemed değildir. Dayanağı da yoktur. Kısaca demek istediğimiz şudur ki: Emir Necmeddin, kardeşi Esedüddin Şirkuh'tan daha yaşlıydı. Musul diyarında doğdu. Emir Necmeddin, şecaatli ve yürekli bir kimseydi. Muhammed b. Melikşah'm huzurunda bulundu. Muhammed b. Melikşah onda şehamet, güvenilirlik ve atılganlık gördü. Onu Tikrit kalesine tayin etti. O da orada adaletle hükmetti. İnsanların en cömerdi ve alicenabı idi. Sonra Melik Mes'ud, Tikrit kalesini Irak şahnesi Mücahidüddin Nehruz'a ikta olarak verdi. O da orada hüküm sürmeye devam etti. Zamanın birinde Karaca es-Sakî'nin karşısında hezimete uğrayıp dönmekte olan İmadüddin Zengi onun yanma uğradı. Emir Necmeddin onu Tikrit kalesinde barındırdı. Kusursuz bir şekilde hizmet etti. Yaralarını tedavi etti. Emir Necmeddin de onun yanında onbeş gün müddetle ikamet etti. Sonra kendi beldesi Musul'a gitti.

Necmeddin Eyyub, daha sonra Hristiyan bir adamı cezalandırıp işkence edince Hristiyan onu öldürdü. Bir rivayette anlatıldığına göre onu kardeşi Esedüddin Şirkuh öldürmüştü ki bu, İbn Hallikan'm anlattığına ters düşmektedir. Çünkü İbn Hallikan şöyle demiştir:

«Hizmetçi cariyelerden biri geri döndü ve kale kapısındaki komutanın kendisine saldırdığını söyledi. Esedüddin de dışarı çıkarak komutana bir mızrak darbesi vurarak onu öldürdü. Bunun üzerine kardeşi Necmeddin de onu hapsedip Mücahidüddin Nehruz'a durumu bildiren bir mektup yazdı. Mücahidüddin Nehruz da ona şu cevabi mektubu gönderdi:

«Babanıza hizmet borçluyum, -çünkü babaları onu kendi oğlu Necmeddin Eyyub'tan önce .bu kalede naib olarak görevlendirmişti- Bunun için size kötü muamele etmek istemiyorum. Ancak kalemden çıkıp gidin.»

Nehruz kişini de kalesinden çıkarıp kovdu.

Kaleden çıktıkları gece Necmeddin Eyyub'un Melik Nasır Selahaddin Yusuf adındaki oğlu doğdu. «Beldemi ve vatanımı kaybettiğim bir gecede doğan bu çocuğum uğursuzdur» deyince yanındakilerden biri kendisine şu cevabı verdi: «Görüyoruz ki bu çocuğu uğursuz sayıyorsun ne biliyorsun belki de bu anlı şanlı bir hükümdar olacaktır?» Gerçekten de o adamın dediği çıktı.

Necmeddin Eyyub ile Esedüddin, Nureddin'in babası İmadüddin Zengi'nin hizmetinde bulundular. Sonra her ikisi onun yanında mertebe sahibi olup makam ve itibarları yükseldi. Nureddin, Necmeddin Ey-yub'u Baalbek valiliğine atadı. Esedüddin de onun büyük komutanlarından biri oldu. Necmeddin Eyyub, Baalbek şehrini teslim aldıktan sonra orada uzun bir süre kaldı. Orada oğullarının çoğu doğdu. Sonra da -önceki sayfalarda anlattığımız gibi- Mısır diyarına girdi ve bu senenin, yani hicri 568. senenin zilhicce ayında atından düştü ve sekiz gün sonra yani zilhicce ayının yirmiyedinci gününde vefat etti. O esnada oğlu Selahaddin uzakta, Kerek şehrini muhasara etmekle meşguldü. Babasının Ölüm haberini duyunca, uzakta olmasından dolayı cenaze merasimine katılamayacağına üzüldü. Babasının ölümüne yanıp tutuştuğuna, hü-zünlendiğine dair şu şiiri okudu:

«Yokluğumda ölüm pençesi onu yakalıyor. Orada hazır olsaydım ne yapabilirdim? Sanki?»

Necmeddin Eyyub, çokça namaz kılan, sadaka veren, cömert, övgüye layık, âlicenab bir kimseydi. İbn Hallikan dedi ki: «Mısır diyarında onun bir hankâhı, bir mescidi, Kahire'nin Babü'n-Nasır dışında bir de kanalı vardı. Burasını hicretin 566. senesinde vakfetmişti.»

Ben derim ki: Necmeddin Eyyub'un Dımaşk'ta da Necmiye adıyla bilinen bir hankâhı vardı. Oğlu Selahaddin Kerek'e gitmek üzere Mısır diyarından ayrıldığında onu naib olarak tayin etmiş, hazinelerin başına geçirmişti. O, insanların en cömertlerindendi. İmad ve diğer bazı şairler onu övmüşler, vefatı sebebiyle de onun için birçok mersiyeler yazmışlardı. er-Ravzateyn adlı eserde Şeyh Ebu Şâme bunları detaylı olarak nak-letmiştir. Vefat ettikten sonra Necmeddin Eyyub, hükümet sarayında kardeşi Esedüddin'in yanına defnedildi.Sonra ikisinin naaşı hicretin 580. senesinde Medine'ye nakledildi. Her ikisi de Musul'u Cemal Ağdin adındaki vezirin türbesine defnedildiler. Çünkü bu vezir sağlığında Ksedüddin Şirkuh ile kardeş olmuştu. Bu türbe ile Peygamber Mescidi arasında sadece onyedi zira'lık bir mesafe vardır. Her iki kardeş de bu türbeye defnedildiler.

Kbu Şâme dedi ki: «Bu senede Rafizilerin ve nahivcilerin meliki vefat etti.»

10.Bölüm