Sultan Tuğrul Bey, Hemedan'daki mahsuriyetinden ve kardeşi İbrahim'in elindeki esaretten kurtulup kardeşi İbrahim'i öldürdükten ve hakimiyetini kurup gönlünü rahatlattıktan sonra artık o mıntıkalarda rakibi kalmadı. Hakimiyeti elinden almak için kendisiyle çekişecek bir kimse de bulunmuyordu. Bundan sonra Kureyş b. Bedran'a bir mektup yazarak halifeyi kendi vatanına, sarayına iade etmesini emretti. Bunu yapmadığı takdirde başına büyük belalar getireceğini söyleyerek onu tehdit etti. Kureyş b. Bedran da ona bir mektup yazarak aklını çelmeye, gönlünü kazanmaya çalıştı ve mektubunda şunları yazdı: «Ben, Besasirî'ye karşı bütün gücümle senin yanındayım. Allah seni ona galip kı-lıncaya kadar seninle beraber olacağım. Ancak bu işte acele davranmadan ötürü halifeye bir zarar gelmesinden veya onun şerefine eksiklik gelmesinden korkuyorum. Ama yine de bana verdiğin emirleri olanca imkânlarımı kullanarak yerine getirmeye çalışacağım.»
Bundan sonra Kureyş, halifenin zevcesi Hatun'un sarayına iade pdilnıesini görevlilere emretti. Sonra da Besasirî ile haberleşerek halifenin kendi sarayına iade edilmesi hususunda rızasını almaya çalıştı ve Sultan Tuğrul Bey'den korktuğunu bildirdi ye gönderdiği haberde ona şöyle demişti:
«Sen bizi Mustansır el-Fatimî'ye itaate davet ettin. Bizimle onun arasında 600 fersahlık bir mesafe vardır. Şimdiye kadar ne elçisi ne de herhangi bir adamı yanımıza gelmedi. Kendisine gönderdiğimiz haberlere de aldırış etmedi. Bu meseleler üzerinde hiç düşünmedi. Şu Tuğrul Bey arkadan bizi gözetlemektedir. Yakınımızdadır. Bana bir mektup gönderdi. Mektubunda şunlar yazılıydı:
«Kıymetli, dinin bayrağı Emir Ebü'l-Meali Kureyş b. Bedran'a ki, o müminlerin emirinin dostudur. Bu mektubu ona şarkın ve garbın hükümdarı muazzam Şehinşah Ebu Talib Muhammed b. Mikail b. Selçuk Tuğrul Bey göndermektedir.»
Mektubunun başında sultanın el yazısıyla yazılmış saltanat sembolü vardı. "Allah bana kâfidir. O ne güzel vekildir» mektubun baş kısmından sonraki bölümünde de şunlar yazılıydı:
«Şimdi kader bizi bütün din düşmanlarını yok etmeye muvaffak kıldı. Bundan böyle sadece efendimiz ve mevlamız müminlerin emiri Halife Kaim Bi-Emrillah'a hizmet görevimiz kalmaktadır. Onun tahtında onun devlet başkanlığı saltanatının gereklerini yerine getirmemiz icap etmektedir. Yegane görevimiz budur. Bir an dahi bu görevi aksatmayacağız. Biz doğunun askerleri ve atlarıyla bu büyük görevi ifa etmeye gelmekteyiz. Sen kıymetli emir, dinin bayrağı olan Kureyş'ten istediğimiz şudur ki; halifeye olan vefa borcunu tamamıyla ödeyesin. Onun hizmetinde bulunasm. Kapısından ayrılmayasın. Yâ onu onur ve izzetiyle Bağdat'taki hilafet sarayına getirir, huzurunda el pençe divan durup hükümlerini infaz eder, kılıcını, kalemini çekersin ki amacımız da budur ve o bizim halifemizdir. Bu hizmeti ona yapmak bizim için vecibedir.
Bunu yaptıktan sonra seni bütün Irak mülkünün başına geçiririz. Karalarının ve denizlerinin genişliklerini sana tamamen devrederiz. Oraya Acem atlarından hiç birinin toynuğu artık basamaz. Ancak sana yardım ve destek vermek için gelmek isteyenler hariç, Ya bunu yaparsın ya da halifeyi bulunduğu kaleden başka bir yere nakledip kıymetli şahsiyetini biz gelip hizmetinde bulunma saadetine erinceye kadar muhafaza edersin. Şimdi ey kıymetli emir, sen bu ikisinden birini yapma seçeneğine sahipsin. Yahut bunları yapmazsın da istediğin yere gidersin o za-man biz gelip Irak'ın tamamını hakimiyetimiz altına alınz ve biz devlet başkanlığı görevinde halifeye vekalet ederiz. Gözlerimizi doğu memleketlerine dikeriz. Bizim amacımız ancak bununla gerçekleşir.»
Bu esnada Kureyş b. Bedran, halifenin yanında muhafaza edilmekte olduğu Muharriş b. Mücella'ya şöyle bir mektup gönderdi:
«Maslahat gereği halifeyi bana teslim etmen icap ediyor ki, onun sayesinde hem kendim hem de senin için Tuğrul Bey'den eman alabileyim.»
Muharriş, Kureyş'ın bu teklifini kabul etmedi ve şöyle dedi:
- Besasirî beni aldattı. Görmediğim şeyleri bana vaad etti. Ben halifeyi asla sana gönderecek değilim. Boynumda çok yeminler vardır. Bu yeminleri bozacak değilim.» Sözünü ettiğimiz bu Muharriş, salih bir insandı. Halifeye şöyle demişti:
«Maslahat gereği Bedir b. Mühelhel'in beldesine gitmeliyiz ve Sultan Tuğrul Bey'in durumuna bakmalıyız. Eğer galib olursa Bağdat'a gireriz. Ama öbür türlüsü olursa kendi başımızın çaresine bakarız. Çünkü burada kaldığımız takdirde Besasirî'nin buraya gelip bize musallat olmasından korkuyorum.»
Halife de ona «maslahatın gereği neyse onu yap» dedi. İkisi zilkade ayının onbirinde yola koyuldular ve Tıl Akbera kalesine ulaştılar. Sultan Tuğrul Bey'in elçileri onu kendisinin göndermiş olduğu hediyelerle karşıladılar. Öte yandan Sultan Tuğrul Bey'in Bağdat'a muzaffer olarak girdiğine dair haberler kendilerine ulaştı. Bağdat'a girdiği gün, cidden görülmeye değer muazam bir gündü. Yalnız askerler hilafet sarayı dışında kalan şehrin bütün mekânlarını yağmaladılar. Tüccarlardan çoğu yakalanıp mallarına el konuldu. Hükümet konağının imarına başladılar. Sultan Tuğrul Bey, çeşitli atlardan ve diğer hayvanlardan oluşan bir kısım binekleri halifeye gönderdi. Gönderdiği hediyeler arasında elbiseler, çadırlar ve yolculukta halifeye gerekli olacak şeyler de vardı. Bu armağanları vezir Amidü'1-Mülk el-Kündürî ile birlikte göndermişti. Halifenin bulunduğu mıntıkaya vardıklarında bu armağanları onun huzuruna varmadan başkalarıyla kendisine önceden gönderdiler ve şöyle dediler:
«Çadırları kurun. Halife kendi şanına layık elbiseleri giysin. Sonra varıp huzuruna girmek için izin isteyelim. O da uzun bir süreden sonra huzuruna girmemize müsaade etsin.»
Böyle yaptılar. Vezir ve beraberindekiler halifenin huzuruna girip önünde yer öptüler. Sultan Tuğrul Bey'in zafer ve selamette olduğunu ona haber verdiler. Bağdat'a geri döndüğünü söylediler. Vezir Amidü'l-Mülk de Sultan Tuğrul Beye bir mektup yazarak halifenin huzurunda yaptıklarını, orada cereyan eden merasimi ona anlattı ve halifeden de, Sultan Tuğrul Bey'in gönlünü ve gözünü tatmin etsin diye mektubun üst tarafına kendi damgasını vurmasını istedi. Vezir, halifenin okkasını getirdi. Beraberinde de bir kılıç vardı ve «Ey müminlerin emiri işte bu, kılıcın ve kalemin hizmetidir» dedi. Halife bu sözleri çok beğendi. Bu hevet bulundukları yerden iki gün sonra ayrıldı. Nehrevan'a vardıkla-nda beraberlerinde halife de bulunduğundan, Tuğrul Bey halifeyi karşılamak üzere şehir dışına kadar çıktı.
Sultan Tuğrul Bey halife otağına vardığında huzurunda yedi kez yer öptü. Halife bir yastık alıp önüne bıraktı. Sultan Tuğrul Bey, yastığı alıp öptü. Sonra halifenin işareti üzerine yastığın üzerine oturdu. Halifeye, Büveyhilere mahsus kırmızı yakuttan bir teşbih takdim etti. Ayrıca büyük incilerden oniki tane çıkarıp verdi. Sultan Tuğrul Bey'in zevcesi Arslan Hatun -ki o, o esnada halifeye hizmet ediyordu- halifeden bu teşbihi çekmesini rica etti. Sonra Tuğrul Bey, halifenin ziyaretine geç gelişine mazeret olarak kardeşi İbrahim Yınal'ın isyan edişini, onunla meşgul olduğunu, onu öldürdüğü için geciktiğini bu arada büyük kardeşinin de öldüğünü ifade etti. Büyük kardeşinin Ölümünden sonra da onun oğullarının işlerini düzene koymu* olmasının da bu gecikmeyi daha fazlalaştırdığını söyledi. Ayrıca halife ye yaptığı hizmetlerden dolayı Muhar'e şükran borçlu olduğunu ve bun dan sonra inşaallah Besasirî köpeğinin peşine gidip onu öldüreceğini oradan da Şam'a gidip yaptığı kötülüklerin cezasını kendisine vermel için Mısır hükümdarının hakkından geleceğini ifade etti.
Halife de bu iş lerde muvaffak olması için ona dua etti ve ona yanındaki bir kılıcı verdi Artık halifenin yanında o kılıçtan başka hilafet alameti kalmamıştı.
Bundan sonra Sultan Tuğrul Bey, diğer askerlere, halifeye hizmettt bulunmaları için izin verdi. Otağın çevresindeki perdeler kaldırıldı Türkler, halifeyi görünce yer öptüler. Sonra zilkade ayının bitimine beş gün kala pazartesi günü Bağdat'a girdiler. O gün cidden görülmeye değer bir gündü. Bütün askerler, kadılar, ayan, eşraf, Tuğrul Bey beraberdiler. Tuğrul Bey halifenin katırının yularını tutmuştu. Onu hilafet sarayına kadar böylece götürdüler. Sonra halife saraya varınca Sultan Tuğrul Bey, Besasirî'nin peşine düşmek için ondan izin istedi. Sultan Tuğrul Bey onun Şam'a girmesine engel olmaları için Küfe taraflarına asker gönderdi. Kendisi de askerleriyle birlikte bu ayın, yani zilkade ayının yirmidokuzunda yola koyuldu.
Besasirî'ye gelince o, Vâsıt şehrinde ikamet etmekte, Sultan Tuğrul
ey le savaşmak için asker, teçhizat ve gelirleri toplamaktaydı. Onun
nazarında Sultan Tuğrul Bey ve askerleri korkulacak kadar değildiler.
enao-ıAllah onu helak etmek istediği için Tuğrul Bey ve ordusunu
onun gözüne küçük göstermişti.

