El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Bütün yöreleriyle ve mıntıkalanyla birlikte Dımaşk şehrinin idaresi Selahaddin'in eline geçip otorite sağlandıktan sonra birçok karışık- lıklara ve düzensizliklere sahne olan Haleb'e gitmek için Selahaddin hızla yola …

Bütün yöreleriyle ve mıntıkalanyla birlikte Dımaşk şehrinin idaresi Selahaddin'in eline geçip otorite sağlandıktan sonra birçok karışık-

lıklara ve düzensizliklere sahne olan Haleb'e gitmek için Selahaddin hızla yola koyuldu. Dımaşk'ta da Seyfii'l-İslâm lakabb kardeşi Tuğtekin b. Eyyub'u naib olarak bıraktı. Humus'a vardığında kaleyle uğraşmadı. Ova kısmını ele geçirdi. Sonra Hama yoluna koyuldu. Orayı Hama meliki îzzeddin b. Cibril'in elinden aldı ve İzzeddin'den de kendisi adına Ha-îeplilere elçi olarak gitmesini istedi. İzzeddin bu isteği kabul etti. Halep-lilerin yanma gitti. Onları Selahaddin'in güç ve kuvveti karşısında uyarıp korkuttu. Ancak Halepliler ona aldırış etmediler. Aksine onun tutuklanıp zindana atılmasını emrettiler. Elçi olarak gönderilen İzzed-din'in Sultan Selahaddin'e cevabı gecikince kendisi aralarındaki uyuşmazlık ve ihtilaf yüzünden Haleplilere kmayıcı ifadeler içeren bir mektup gönderdi. Haleplilerse ona çok çirkin bir cevapla karşılık verdiler.

O da ikinci olarak gönderdiği mektupta kendisinin babasının, amcasının Melik Nureddin'e bütün Müslümanların tanıklık edeceği önemli yerlerde ve zamanlarda yapmış oldukları hizmetleri anlattı. Sonra Haleb'e gitti. Cevşen dağının eteğinde ordugah kurdu ve Haleplilere Babü'l-Irak yanında toplanmaları için duyuru yaptırdı. Halepliler o meydanda toplanınca merhum Melik Nureddin'in oğlu onlara hitap etti. Acıklı ifadelerle onları ağlattı ve Selahaddin'le savaşmaları için onları kışkırttı. Bunu ona eski bir takım ümera tavsiye etmişlerdi. Halepliler de ona itaat etmenin vacip olduğunu düşünerek bu çağrısına icabet ettiler. Halep'te bulunan Rafiziler de Melik Nureddin'in oğluna istedikleri şu şartları kabul etmesi durumunda yardımcı olacaklarını söylediler. İstekleri şunlardı: Ezanda yeniden "Hayya ala hayril amel" cümlesi okunacak ve bu husus çarşılarda, pazarlarda ve her tarafta ilan edilecek, Emevi Ca-mii'nin doğu tarafında kendileri için bir yer tahis edilecek, cenazelerin yanında oniki imamın adı okunacak, cenaze namazı kılınırken beş tekbir alınacak, nikâh akidlerini Şerif Ebu Tahir b.

Ebu'lMekârim Hamza b. Zahir el-Hüseynî kıyacak. Bütün bu isteklerinin kabul edildiği kendilerine bildirildi. Emevi Camii'nde ve şehrin diğer camilerinde, ezanlarda "hayya ala hayril amel" cümlesi yemden okunmaya başladı. Halepliler Melikü'n-Nasır Selahaddin'e mekavemet edemediler. Ancak ona çeşitli tuzaklar hazırladılar. Önce muhtesib Şeyban'a başvurdular. O da Selahaddin'i öldürmeleri için görevlilerinden bir kaçını harekete geçirdi, ancak bu görevliler Selahaddin'i değil de ümeradan birini öldürdüler. Sonra Selahaddin onları yakalattı ve baştan sona öldürttü. Bundan sonra Halepliler Trablus kontu Komes'e haber saldılar. Selahaddin'i Halep'ten uzaklaştırması durumunda kendisine bol miktarda para verecekleri vaadinde bulundular. Melik Nureddin sağlığında Komes'i esir almış ve on sene kadar yanında tutuklu olarak tutmuştu.

Sonraları Komes 100.000 dinar ve 1.000 Müslüman esir vererek kendini kurtarmıştı. Melik Nureddin'in kendisine yaptığını hiç unutmamıştı. Bilakis zaptetmek amacıyla Humus üzerine yürümüştü. Ancak Sultan Selahaddin onun karşısına çıkmıştı. Sultan Selahaddin onun beldesi Trablus'a bir müfrezeyi sevk etmiş, bu müfreze gidip Trablus halkının bir kısmını öldürmüş bir kısmını esir almış ve ganimet elde ederek geri dönmüştü. İşte bu esnada Sultan Selahaddin oralara yaklaştığında Trablus kontu gerisin geri ülkesine dönmüştü. Haleplilerin kendisinden istemiş oldukları hususu yerine getirmiş olduğu kanaatine kapılmıştı.

Sultan Selahaddin, Humus'tan ayrıldığında henüz oranın kalesini ele geçirmemişti. Tekrar dönüp kaleyi zaptetmek için Humus üzerine yürüdü. Mancınıklar kurdu ve kaleyi zorla ele geçirdi. Sonra tekrar Haleb'e döndü. Bu hücumunda Cenâb-ı Allah ona istediği şeyi lütfetmişti.

Haleb'e gelip karargah kurduğunda Kadı Fadıl, Sultan Selahaddin adına Haleplilere parlak ifadeler içeren belagatli ve fesahatli bir mektup gönderdi. Mektubu Hatip Şemseddin eliyle Haleplilere ulaştırdı. Mektupta şunlar yazılıydı:

«Eğer teslim mukadder ise o karşı karşıya gelmek hak olur. İhlasla dua edin ki, asılsız olmayan büyük hadiseler tekrarlansın. İşler yoluna koyulsun. Her ne kadar bu hususlarda dedikodular yapılmışsa da bu büyük hadiselerin çoğu cereyan etmiştir. İhlaslıca dua edin ki kalpler ferahlasın, göğüsler genişlesin, müjdeli durumlar açığa çıksın. Zira Allah'a gizlice ibadet edilmez.

Hayret ki umulanın dışında yeryüzünde garip hadiseler cereyan ediyor:

Tıpkı sırtında su taşıyan devenin susuzluktan ölmesi gibi. Bizler ateşi avucumuzda taşıyoruz, ama o ateşin aleviyle başkaları aydınlanıyor.

Suyu elimizle yerden çıkarıyoruz ama o sudan bakası istifade ediyor.

Bağrımızı oklara hedef kılıyoruz ama başkaları resimli ve nakışlı yastıklara dayanıyorlar.

Gasp edilen şeylerin geri verildiği, adalet yerinde bedenler bizim eşyalarımızı elimizden alıyorlar. İtaatimizi izhar ediyoruz ama payı siz alıyorsunuz. Tıpkı gönüllerin pay alışı gibi. Önceleri bizler bizzat gaza yaparak askerlerimizi öne sürüp kafirlerle cihad ederek Şam'ı fethediyorduk. Bunu biz, babamız ve amcamız yaptık. Darbe vurmaksızın, sa-vaşmaksızın hangi şehir fethedildi, hangi kale ele geçirildi düşmanlardan? Askerler veya İslâm safları öne sürülmeden hangi fetih gerçekleşti? Bizim yaptıklarımızı bilmeyen yoktur. Ateşlere atıldığımızı, yer küresine sahip olduğumuzu, toplulukları öne sürdüğümüzü, saf halinde düşman askerleriyle savaştığımızı, tabiyeyi bildiğimizi hiçbir düşmanımız inkâr edemez. Bu sayede Şam'da bizim mükâfata layık eserlerimiz ortaya çıktı. Bu yararlı işleri başkalarının yaptığını söylemek bize zarar vermez.» Sonra Kadı Fadıl mektubunun devamında Selahad-din'in Mısır'da kâfirleri kırıp, yok etmek, münkeratı ortadan kaldırmak, Haçlıların kökünü kazımak, bid'atleri yıkmak, adaleti ve fazileti yaymak; Mısır'da, Yemende, Nube'de, İfrikiye'de ve diğer yerlerde Abbasiler adına hutbe okumak gibi yapmış olduğu yararlılıkları anlattı. Bütün bunları güzel ve basit ifadelerle izah etti.

Mektup, Haleplilere ulaşınca onlar çok kötü bir cevap gönderdiler. O esnada onlar Musul emiri Seyfeddin Gazi b. Mevdud'a mektup yazmışlardı. Seyfeddin, Nureddin Mahmud b. Zengi'nin kardeşiydi. Seyfeddin Gazi onlara kardeşi İzzeddin'i askerleriyle birlikte gönderdi. O da maiyetindeki askerlerle Haleplilere takviye olarak geldi. Halepli askerler de onun ordusuna katıldılar ve Selahaddin'in yokluğunda Humus ve çevresini ele geçirmekle meşgul olduğu esnada Hama üzerine hücum ettiler. Haleplilerin yaptıklarını duyunca az miktarda askerlerle üzerlerine yürüdü. Karşılarına geldiğinde onların büyük bir askeri güce sahip olduklarını gördü. Selahaddin'in askerlerinin azlığım görerek onu yeneceği ümidine kapılıp karşısına çıktılar. Onunla savaşmağa karar verdiler. Ancak Selahaddin geriden gelmekte olan askerlerinin kendisine ulaşabilmesi için zaman kazanmak amacıyla onları tatlı sözlerle barışa davet etti.

Hatta «Ben sadece Dımaşk'a sahip olmakla kanaat ederim. Orada Melik Salih İsmail adına hutbe okuturum. Şam'a bağlı diğer yerleri size bırakırım» dedi. Hadim Sadü'd-Devle Gümüştekin Selahaddin'in amcası oğlu Nasırıddin b. Esedüddinin ellerinde bulunan Rahbe'yi de kendilerine vermemesi durumunda barış yapmağa yanaşmayacaklarım bildirdi. Ancak Selahaddin «Orası bana ait değildir. Orayı size vermeğe gücüm yetmez» denince Halepliler barışa yanaşmadılar. Aksine savaşa yöneldiler. Bu senenin ramazan ayının ondokuzunda pazar günü Kurun-u Hama yanında Selahaddin askerlerini tek bir kıta haline getirdi. Büyük sabır gösterdi. O esnada kardeşinin oğlu Takiy-yüddin Ömer b. Şahinşah ile kardeşi Ferruhşah büyük bir askeri birlikle yardımına geldiler. Bu defa Selahaddin'in onlara karşı askeri gücü kuvvetlendi.

Kalplerine korku saldı. Onlar da dönüp kaçtılar. Hezimete uğradılar. Başları ve komutanları esir düştüler. Selahaddin de kaçanın kovalanmamasını, yaralının öldürülmemesini askerlerine ilan edip duyurdu. Eline esir düşenleri salıverdi ve hemen Haleb üzerine yürüdü. Haleplilerin durumu tersine döndü. Perişan hale düştüler. Dün, Selahaddin kendilerinden barış talep ederken bugün onlar kendisinden, Ha-lepten vazgeçmesini istiyorlardı. Bunun karşılığında elinde bulunan Hama ve Humus'a ek olarak Kefirtap, Maara ve Mardin'i de kendisine vereceklerini söylüyorlardı. Selahaddin, onların bu isteklerini kabul edip Halep'ten çekildi. Artık Melik Salih'le savaşmayacağına yemin etti. Kendi ülkesinin minberlerinde de onun adına hutbe okutacağını, ona dua ettireceğini bildirdi. Kardeşi Mecdüddin de Beni Dayelilerin oradan salimen çıkıp gitmeleri için Selahaddin'den ricada bulundu.

Bu ricayı kabul etti. Sonra güçlenmiş ve muzaffer olarak Halep'den döndü.

Hama'ya vardığında halife Müstedi Bi-Emrillah'ın elçileri kendisine kıymetli hü'atler, siyah bayraklar, nişanlar ve saltanat divanı tara-findan mühürlenmiş sultanlık alametlerini, aynca Mısır ve Şam sultanı kılındığına dair fermam getirdiler. Ailesine, akrabalarına, arkadaşlarına ve yardımcılarına çeşitli hü'atler dağıtıldı. Bugün görülmeye değer bir gündü. Hama'da dayısının oğlu ve damadı Emir Şihabüddin Mah-mud'u naib olarak bıraktı. Sonra kendisi Humus üzerine yürüdü. Orayı da amcasının oğlu Nasırüddin'e bıraktı. Nitekim orası daha Önce Nasi-rüddin'in babası Şirkuh Esedüddin'in elindeydi. Humus'tan sonra zilkade ayında Baalbek ve Dımaşk'a gitti.

Bu senede Dımaşk'a bağlı Meşgara kasabasında Mağripli bir adam ortaya çıkarak peygamberlik iddiasında bulundu. Hileler, göz bağcılığı ve bazı harikalar gösterdi. Ayak takımından bazı kimseler etrafında toplandılar. Sultan onun yakalatılmasını emredince Haleb'in bir kasabasına kaçtı. Kulağı kesik ve ayak takımından bazı kimseler çevresinde toplandı. Çiftçilerden bir grubu saptırdı. Sevdiği ve aşık olduğu bir kadınla evlendi. Kadın, o yöredendi. Kadına peygamberlik iddiasında bulunmasını öğretti. İkisi Müseyleme ile Secah'a benzediler.

Bu senede halifenin veziri kaçtı, evi yağmalandı.

Yine bu senede Ebü'l-Ferec İbnü'l-Cevzî, Hanbelîler için inşa edilen bir medresede ders vermeye başladı. Ders esnasında Kadilkudât Ebu'l-Hasan b. ed-Damiganî ile fakihler ve devlet büyükleri hazır bulundular. O gün görülmeye değer muazzam bir gündü. Ebu'l-Ferec'e kıymetli hil'atler giydirildi.

Hicretin Beşyüzyetmişinci Senesinde Vefat Eden Maşhur Şahsiyetler