Kasım b. Ali b. Muhammed.b. Muhammed b. Osman Fahrü'd-Devle Ebu Muhammed el-Harirî. Yolcuların develerine hitaben okuyarak develerini şevke getirdikleri el-Makamat adlı fasih eserin sahibidir. Bu eserinde o, Şahban'dan daha üstün bir müellif olduğunu göstermiştir. Daha önce kendisinin bu eseri kadar muazzam bir eser yazan olmadığı gibi, kendisinden sonra da böyle bir eser yazan görülmemiştir. Hicretin 446. senesinde doğdu. Hadis dinledi, lügat ve nahivle iştigal etti. Bütün bu ilimlere dair eserler yazdı. Kendi zamanının alimlerinin fevkine çıktı. Akranlarını geride bıraktı. Bağdat'ta ikamet etti. İnşa sanatiyle uğraştı. Ayrıca halifenin kapısında katiplik yaptı. Düşüncesini, teşebbüs kabiliyetini ve hazır cevaplığım inkar eden çıkmamıştır.
İbnül-Cevzî dedi ki: «Harirî eser tasnif etti, edebiyat ve lügat ilimlerini okudu. Zeka fesahat ve güzel ibare hususunda kendi zamanının insanlarının üstüne çıktı. Meşhur el-Makamat adlı eseri tasnif etti. Bu eseri okuyup düşünenler onun zekasının yüksekliğini anlarlar. Kadrim ve fesahati ile ilmini takdir ederler.» el-Harirî bu senede Basra'da vefat etti.
Denildi ki: Ebu Zeyd ile Haris b. Hümam el-Mutahhar, aslında hayali iki kişinin adıdır. Ama elMakamat adlı bu eserde Harirî bunları misal olarak zikretmişti. Başkaları derler ki; Ebu Zeyd b. Selam es-Sürucî gerçek kişidir, faziletli bir insandır. İlim ve lügat bilgisi vardır. Doğrusunu Allah bilir.
İbn Hallikan'ın anlattığına göre Ebu Zeyd'in asıl adı Mutahhar b. Selam'dır. O da nahiv ve lügatta Basralıların ekolüne mensuptur. Harirî, Basra şehrinde ondan ilim tahsil etmiştir. Haris b. Hümam'a gelince Harirî onunla kendini kasdetmiştir. Zira bir hadis-i şerifte Peygamber (s.a.v.) efendimiz buyurmuşlar ki: «Hepiniz harissiniz hepiniz hümam-sınız.»
İbn Hallikan da böyle demiştir. Aslında hafızalarda sağlam olarak muhafaza edilen hadisin lafzı şöyledir:
«Adların en doğrusu Haris ve Hümamdır.» Çünkü her şahıs ya Haristir, yani ekin ekendir ki bu da faildir, yahud Humam'dır ki, bu da himmetten gelir, bu da azimli ve hatırlı kişidir. Anlatıldığına göre Hari-rî'nin eserinde kırksekizinci makam, haramilerden bahseder. Bu makamın yazılışının sebebi şudur: Basra Mescidi'nde iken Harirî'nin ve etrafındaki cemaatin yanma iki eski elbise giyinmiş ama, lisanı fasih bir adam gitmiş; adını sormuşlar, adının Ebu Zeyd es-Sürucî olduğunu söylemişti. Harirî de onun için bu kırksekizinci makamı yazmıştı. Halife Müsterşid, Celalüddin Amidü'd-Devle Ebu Ali el-Hasan b. Ebi'1-Muiz b. Sadakaya talimat vererek Harirî'nin bu kırksekizinci makamdan sonra iki makam daha yazarak eserini elli makamda tamamlamasını istemişti.
İbn Hallikan dedi ki: Ben bunu musannifin eserinde kendi el yazısıyla bu şekilde okudum. Haşiyesinde bu ifadeler vardı. Bunlar, Harirî'nin Vezir Şerefüddin Ebu Nasr Enuşirvan b. Muhammed b. Halid b. Muhammed el-Kâşanî olduğunu söyleyenlerin sözünden daha sahihtir. Harirî, Müsterşid'in de veziriydi. Anlatıldığına göre Harirî bu eserini kırk makam olarak tanzim etmiştir. Bağdat'a geldiğinde insanlar onun eseri gibi bir eser yazmaktan aciz oldukları için onu doğrulamamışlar, sözünü tasdik etmemişlerdi. Vezirlerden biri eserlerdeki makamlardan birine benzer bir makam yazmasını isteyerek onu imtihan etti. Harirî de eline kağıt kalem alıp bir tarafta oturdu. Ama bir şeyler yazamadı. Memleketine döndüğünde on makam daha yazdı ve kırk makamlık eserini elli makama çıkardı. Bu hususta şair Ebü'l-Kasım Ah b. Eflah -ki o, Harirî'yi yalanlayanlardandı- şöyle bir şiir söylemişti:
«Rebiatü'1-Fürs diyarmdaki bir şeyhimiz
Hevesten ötürü çenesindeki kılları yoluyor
Divan ortasında Cenâb-ı Allah onu dilsiz hale getirdiği gibi
Memleketi olan Müşan'da onu konuşturdu.»
Müşan, Basra'daki bir mekândır. Harirî, Müşan'da divan başı idi. Anlatıldığına göre o, çirkin suratlı bir kimseymiş. Adamın biri uzak diyarlardan yanma gelmiş, onu görünce çirkinliğinden ötürü onu küçüm-semişti. Harirî bu durumu farkedince şu şiiri okumuştu:
«Sen ayın kendisini aldattığı ilk gece yolcusu değilsin Çürümüş resimlerin ve köşklerin yeşilliğine ilk kılavuz da değilsin. Kendin için benden başka birini seç. Çünkü ben, Muaydî gibi bir adamım. Benim sesimi duy, ama şahsımı görme.»
Anlatıldığına göre Muaydî, Araplar arasında meşhur olan rahvan bir atın adıdır. Bu at ne kadar rahvan ve iyi koşan bir atsa da görünüşü Çok çirkinmiş. Doğrusunu Allah bilir. Başka bir rivayette anlatıldığına göre Muaydî, yüzü çirkin ama davranışları ve fiilleri iyi ve güzel olan bir kimseymiş.

