Sa'd b. Muhammed b. Sa'd. Şihabüddin lakabını taşırdı. Künyesi Ebu'l-Fevaris olup Hayse Beyse adıyla meşhur olmuştur. Meşhur bir şiir divanı vardır. Bu senenin şaban ayının beşinde salı günü vefat etti. Vefat ederken sekseniki yaşındaydı. Cenaze namazı Nizamiye medresesinde kılındı. Babü't-Tıbn mezarlığına defnedildi. Çoluk çocuğu yoktu. Yazışmalar hususunda eşi bulunmaz bir kâtipti. Muğlak olarak yazdığı mektupları çözmek çok zordu. Beni Temim kabilesinden olduğunu söylerdi. Bu husus babasına sorulduğunda ben bunu ancak kendisinden duymuşum, dedi. Şairlerden biri bu iddiası sebebiyle onu hicv etmişti. Şöyle ki:
«Ne kadar irileşsende, kalensüveni uzatsanda.
Sende Temim kabilesinden bir tüy dahi yoktur.
Keler ve kurumuş Ebu Cehil karpuzunu ye.
İstersen erkek deve kuşunun sidiğini de iç.
Evine misafir geldiğinde ikram etmeyen kimse, itibarlı değildir.
Irzını müdafaa etmeyen de muteber değildir.»
Hayse Beyse'nin güzel şiirlerinden biri de şudur:
«Kişinin bir an dahi selamette kalması tuhaftır.
Çünkü herşey onun Ölümü için bir sebeptir.
O kaçar, ama olaylar onu kovalar.
Olaylar dursalar bile kendisi olaylara doğru koşar.
Hayatında yere yığılıp ölmek varken,
O nasıl rahatça dolaşıp durur?»
Şu şiir de ona aittir:
«Bir an için olsun felekten gafil kalma.
Çünkü canlı olan herkesin ölümü kaçınılmazdır.
Uzun süre yaşamak seni aldatmasın.
Uzun ömrü sen ebediyet sanıyorsun.
Sondaki şey bize yaklaşıyor.
Beşik mezara ne kadar da yakınmış!»
el-İkd adlı eserin sahibi Endülüslü Ahmed b. Abdirabbihî'nin de söylediği şu şiir yukarıdaki şiire mana bakımından ne kadar da yakındır:
«Bilesin ki dünya bir meşeliğin yeşil ağaçları gibidir.
Bir tarafı yeşerdiğinde diğer tarafı kurur.
Zaman ve emeller, musibetlerden başka birşey değildirler.
Lezzetler de sadece afet ve felaketlerdir.
Bunlardan ötürü sakın gözünden yaş gelmesin.
Bunlar her ne kadar gidici iseler de sen de gidicisin.»
Ebu Sa'd es-Sem'ânî, zeylinde Hayse Beyse'den bahsetmiş, onu övmüş, divanından ve risalelerinden kesitler sunmuştur. Kadı İbn Halli-kan da onun risalelerinden övgüyle bahsedip şöyle demiştir:
«Kendisinde gurur ve azamet vardı. Arapça'dan başka bir dil konuşmazdı. Şafiî mezhebine mensup bir fakihti. Münazara ve hilaf ilmiyle meşgul oldu. Sonra bütün bunları bırakıp kendini şiire verdi. Arap şiirleri hakkında insanların en bilgilisiydi. Arapların muhtelif lugatları-nı da çok iyi bilirdi. Kendisine Hayse Beyse denmesinin sebebi şuydu: İnsanları hareket ve birbirlerine karışmışlık içinde görünce: «Bunlara ne oluyor Hayse Beyse içindedirler (yani karışılık ve kavga içindedirler)» dedi. İşte bu sebeple kendisine Hayse Beyse, lakab olarak takıldı. Kendisinin Arap tabibi Ekseni b. Sayfî sülalesinden geldiğini söylerdi. Çoluk çocuğu yoktu. Hille'de bir alacağı vardı. Onu tahsil etmeğe gitti. Bu senede Bağdat'ta vefat etti.

