El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hicretin Beşyüzaltmışdokuzuncu Senesi

el-Muntazam adlı eserde İbnü'l-Cevzî dedi ki: «Bu sene Bağdat'ta narenç iriliğinde büyük dolu taneleri yağdı ki bunlardan birinin ağırlığı yedi rıtıl (bir rıtıl 462 gramdır) ağırlığındaydı. Bu doluların ardı sıra büyük …

el-Muntazam adlı eserde İbnü'l-Cevzî dedi ki: «Bu sene Bağdat'ta narenç iriliğinde büyük dolu taneleri yağdı ki bunlardan birinin ağırlığı yedi rıtıl (bir rıtıl 462 gramdır) ağırlığındaydı. Bu doluların ardı sıra büyük bir sel meydana geldi. Dicle'nin suyu aşırı derecede yükseldi ki daha önce misli görülmemişti. Bu yüzden birçok binalar, evler, köyler, çiftlikler, ekinler, hatta mezarlar tahrip oldu. İnsanlar çöle çıkma mecburiyetinde kaldılar. Yüksek sesle Cenâb-ı Allah'a yalvarıp yakarmaya başladılar. Nihayet Aziz ve Celil olan Allah, onlardan bu musibeti kaldırdı ve onları genişliğe kavuşturdu. Allah kendi tulfuyla Dicle'nin yükselen suyunu aşağılara indirdi. Allah'a hamd olsun

Musul'a gelince orada da Bağdat'ta görülen vakalar meydana geldi. Sular yüzünden 1.000 kadar ev yıkıldı. 1.000 kadarı da harab olup yıkılmağa yüz tuttu. Yıkıntılar altında çok sayıda insan öldü. Canlı telef oldu. Aym şekilde Fırat'ın suyu da aynı derecede yükseldi. Bu yüzden birçok köy ve kasaba yok oldu. Bu senede Irak'ta ekin ve meyvelerin fiyatları aşırı derecede yükseldi. Davarlar öldü. Bu davarların etlerini yiyen birçok Iraklı öldü.

İbnu's-Saî dedi ki: «Bu senenin şevval ayında Diyarbakır ve Musul'da kırk gün kırk gece müddetle peşpeşe yağmurlar yağdı. İnsanlar sadece iki defa güneş görebildiler ki, bu da kısa sürmüştü. Sonra bulutlarla kapanıp kaybolmuştu. Yağan yağmur yüzünden birçok ev ve mesken, içinde bulunan sahiplerinin üzerine çöktü. Dicle'nin suyu aşırı derecede yükseldi. Bağdat ve Musul'daki evlerin çoğu sular altında kaldı. Sonra Allah'ın izniyle geri çekilmeye başladı.»

İbnu'l-Cevzî dedi ki: «Bu senenin receb ayında İbn Şehrezorî, yanında Mısır elbiseleri, kumaşları ve attabi kumaşını andıran derisi çizgili ve renkli bir merkep olmak üzere Nureddin'in yanma vardı.»

Bu senede İbn Şamî, Nizamiye müderrisliğinden azledilip yerine Ebü'1-Hayr el-Kazvinî atandı.

Cemaziyelahir ayında Fakih Mucir hapsedildi. Zındık, dinsiz namazsız ve oruçsuzlukla itham edildi. Ama bazı kimseler onun hesabına öfkelenip suçsuz olduğunu söylediler. Anlatıldığına göre o, Hadisiye mıntıkasında vaaz vermiş, 30.000 kadar dinleyici etrafında toplanmıştı.

İbnu's-Saî dedi ki: «Bu senede halife Müstedî'nin oğlu Ahmed yüksek bir kubbeden yere düşmüş, ama salimen kurtulmuştu. Sadece sağ eli çıkmıştı. Düzelinceye kadar sol eliyle işlerini görüyordu. Biraz da burnunun üstü sıyrılmıştı. Beraberinde Necah adında siyahi bir hizmetçisi de vardı. Hizmetçi, efendisinin düştüğünü görünce kendisi de ardı sıra kendini yere atmış «Efendim öldükten sonra benim yaşamaya ihtiyacım yoktur» demişti. Kendisi de salimen kurtulmuştu. Ahmed Ebü'lAbbas en-Nasır (yani kubbeden yere düşen) halife olduğunda kölesi Necah'ı unutmamış, onu bir devlet görevine tayin etmiş, ona ihsanda bulunmuştu. Kubbeden yere düştüklerinde ikisi henüz çocuk yaşta idiler.

Bu senede Melik Nureddin, maiyetindeki ordusu, Ermeni hükümdarı ve Malatya valisi ile birçok melik ve ümera olmak üzere Rum beldelerine doğru yürüdü. Onların birkaç kalesini fethetti. Rum kalesini muhasara etti. Kale komutanı cizye olarak 50.000 dinar vererek onunla barış andlaşması yaptı. Sonra Nureddin Haleb'e döndü. Bütün isteklerinin yerine getirilmiş olduğunu gördü. Sonra sevinç ve sürür içinde Dı-maşk'a geldi.

Bu senede Melik Selahaddin, Yenıen'i fethetti. Bunun sebebi şuydu: Selahaddin, Abdünnebi b. Mehdi adında birinin ülkeyi istila ettiğini, halkı kendisine beyate davet ettiğini, imam adını aldığını, yeryüzünün tümüne hakim olacağına dair iddiada bulunduğunu duymuştu. Bundan önce de kardeşi Ali b. Mehdi de aynı şekilde Yemeni istila etmiş ve orayı Ehl-i Zübeyd'in elinden almıştı. Hicretin 560. senesinde Ali b. Mehdi öldükten sonra kardeşi Abdünnebi bu defa Yemen'i istila etmişti. Her ikisi de içi ve dışı bozuk, muamelesi kötü kimselerdi. Askerlerinin çokluğundan ve kuvvetinin fazla oluşundan ötürü Selahaddin, Abdül-mü'min'in üzerine bir müfreze göndermeğe karar verdi. Büyük kardeşi Şemsü'd-Devle heybetli, bahadır ve yürekli bir kimse olup Yemenli şair Ammare'nin meclisinde bulunanlardandı. Ammare ona daha önceleri Yemen'i ve güzelliklerini, oradaki ürünlerin çokluğunu anlatmıştı.

Bu da Şemsü'd-Devle'yi bu müfreze ile birlikte bu senenin recep ayında Yemen'e Abdünnebi b. Mehdi'nin üzerine gitmeğe şevketti. Bu amaçla Önce Mekke'ye gidip orada umre yaptı. Sonra da Zebid şehrine gitti. Ab-dünnebi'nin karşısına çıktı. Onunla savaştı. Nihayet Şemsü'd-Devle Nurşah onu hezimete uğratıp hür olan karısıyla birlikte esir aldı. Ab-dünnebi'nin karısı zengin, malı mülkü çok bir kadındı. Ancak Şemsü'd-Devle Nurşah onu, malının mülkünün ve kıymetli defineler ile hazinelerinin başında bıraktı. Askerler Zebid şehrini yağmaladılar. Sonra Şemsü'd-Devle Nurşah Aden'e yöneldi. Aden hükümdarı Yasir onunla savaştı. Yasir hezimete uğrayıp esir düştü. Ufak bir kuşatmadan sonra şehir düştü. Şemsü'd-Devle Nurşah, askerleri şehri yağmalamaktan men etti ve «Ülkeyi tahrip etmeye değil aksine şenlendirip hakimiyetimiz altına almağa geldik»

dedi. Sonra halka güzel ve adilane bir muamelede bulundu. Halk onu sevdi. Bunun ardı sıra diğer kaleler, şehirler ve mıntıkalar da teslim oldular. Böylece bütün Yemen ülkesi Şemsü'd-Devle Nurşah'a boyun eğdi. Ülke ve halkı, kalbinin kapılarını ona açtı. Abbasi halifesi Müstedi adına orada hutbe okutuldu. Abdünnebi adını alan sahtekâr öldürüldü. Yemen onun pisliğinden kurtulup eski safiyetine kavuştu. Şemsü'd-Devle Nurşah bu durumu kardeşi el-Melikü'nNasır Selahaddin'e fetih haberi ile birlikte müjdeledi. Melik Selahad-din'de bu durumu Nureddin'e bildirdi. Nureddin de bunu Yemen'in fetih müjdesiyle birlikte halifeye müjdeledi ve Yemen'de halife Müstadi adına hutbe okumaya başlandığım bildirdi.

Bu senede Selahaddin, Melik Nureddin'in isteğine uygun olarak Mısır diyarının gelir ve giderlerinin listesini hazırlattı. Buna dair mek-

tup kendisine ilk geldiği zamanda Selahaddin emre uymayacağını intibaını verdi, ama daha sonra kendi güzel huyuna döndü. İtaat edeceğini söyledi ve hesapların yapılıp cetvellerin çıkarılmasını ve buna dair cevabın Melik Nureddin'e bildirilmesini görevlilere emretti. Divanda çalışanlar, hesapçılar ve katiplerden oluşan bir cemaat hemen işe koyuldu. Çıkarılan hesaplar, İbn Kayseranî vasıtasıyla Melik Nureddin'e gönderildi. İbn Kayseranî ile birlikte çok kıymetli hediyeler ve armağanlar da Melik Nureddin'e gönderilmişti. Hediye ve armağanlar arasında üzeri düz çizgilerle kaplanmış beş kıymetli yüzük, nefis cevherlerden yapılmış 100 adet gerdanlık, ayrıca belhoş taşları ve yakutlarla mücevher taneleri, kıymetli kumaşlar, kaplar, ibrikler, altın ve gümüş tabaklar, eğitilmiş atlar, güzel suretli köle ve cariyeler, ağızlan kilitli ve mühürlü on sandık dolusu altın vardı. Bu sandıklarda harcamaya hazır Mısır altınları vardı ki kaç 100.000 tane olduğu bilinemez.

Bu hediye ve armağanları taşıyan kervan, Mısır diyarından ayrıldıktan sonra Şam diyarına varmadan Melik Nureddin vefat etti. Göklerin ve yerlerin Rabbi ona rahmet etsin. Selahaddin, Melik Nureddin'in vefat haberini duyunca bu hediye ve armağanları taşımakta olan kervanın tekrar Mısır'a geri getirilmesi için peşine görevlileri gönderdi. Anlatıldığına göre bu hediye ve armağanlar geri getirilip Selahaddin'in önüne konulduğunda hediye ve armağanlara elini sürmemiştir.