Bu senenin muharrem ayının ondördünde Sultan Selahaddin, uzun bir kuşatmadan sonra sulh yoluyla Amid şehrini vali İbn Bey-san'm elinden teslim aldı. İbn Beysan orada toplayabildiği malları ve eşyaları üç gün boyunca taşıdıktan sonra şehri teslim etmişti. Sultan Selahaddin, teslim aldıktan sonra şehirde çok miktarda mal, eşya, emtia ve savaş aletleri görmüştü. Hatta bir burcun ok başlıklarıyla dolu olduğunu görmüştü. Başka bir burçta 100.000 mum ve anlatımı burada uzun sürecek eşyalar görmüştü. Şehirde 1.040.000 kitap içeren bir kütüphane görmüştü ki, bunların tamamını Kadı Fadıl'a hibe etmişti. O da bu kitaplardan yetmiş merkep yükünü seçip almıştı. Sonra Sultan Selahaddin, içindeki eşyalarla birlikle Amid şehrim Nureddin Muhammed b. Kara Arslan'a hibe etti. Çünkü hibe edeceğini önceden kendisine vaad etmişti. Denildi ki: «Bu eşyalar hibeye dahil değildir.» O zaman Sultan Selahaddin «Hayır, ben cimrilik yapmam. Şehri içindeki eşyalarla birlikte Nureddin Muhammed'e hibe ettim» demişti. Hazinesinde 3.000 dinar vardı. Bu yaptığından ötürü şairler kendisini övdüler. Övgülerin en güzeli şuydu:
«Hükümdarlara de ki, ülkelerinizin başından uzaklasın. Çünkü dünyayı veren de alan da gelmiştir artık.»
Sonra Sultan Selahaddin muharrem ayının geri kalan günleri içinde Haleb'e gitti. Orayı kuşattı. Haleplilerle şiddetlice savaştı. O esnada kardeşi Tacülmülûk Böri b. Eyyub ağır yaralandı. Birkaç gün sonra da vefat etti. Tacülmülûk Böri, Eyyub'un en küçük oğluydu. Yirmi yaşma varmamıştı. Başka bir rivayete göre ise yirmiiki yaşındaydı. Zeki ve kavrayışlı bir kimseydi. Güzel bir şiir divanı vardır. Kardeşi Sultan Selahaddin vefatına çok üzüldü. Onu Haleb'e defnetti. Sonra naaşım Dımaşk'a nakletti.
Daha sonra Sultan Selahaddin ile Haleb valisi İmadüddin Zengi b. Aksungur arasında bir anlaşma yapıldı. Sultan Selahaddin ona Sincar'ı geri verecek, buna karşı Haleb'i ondan alacaktı. Bu anlaşma gereğince İmadüddin kaleden çıktı. Sultan Selahaddin'e hizmete amade olduğunu bildirdi. Kardeşinin vefatı için başsağlığı diledi. Otağında konuk oldu. Sonra eşyalarını ve ağırlıklarını Sincar'a taşıdı. Sultan Selahaddin, Sincar a ek olarak Habur, Rakka, Nusaybin ve Suruç şehirlerini de İma-düddin'e verdi. Yalnız Haçlılarla savaşabilmesi için kendisine asker göndermesini şart koştu. Bundan sonra İmadüddin yola koyuldu. Sultan Selahaddin onu uğurladı. Sonra otağında beklemeğe başladı. Haleb'i, pek ilgilenrneksizin günlerce seyretti. Sonra safer ayının yirmiye-disinde pazartesi günü Haleb kalesine çıktı. Emir Tahman ona büyük bir ziyafet verdi, Sultan Selahaddin kale kapısından içeriye girerken «De ki: Mülkün sahibi olan Allahım! Mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden çekip alırsın...» (Âh imran, 26) mealindeki âyet-i kerimeyi okudu. Kale emirinin odasına girerken de şu ayeti okudu:
«Yerlerini, yurtlarım, mallarını ve henüz ayağınızı dahi basmadığınız yerleri Allah size miras olarak verdi.» (ei-Ahzâb, 27).
Makam-ı İbrahim'e girince de orada iki rek'at namaz kıldı. Secdelerini uzattı. Yüce Allah'a tazarru ve niyazda bulundu. Sonra sofralar kuruldu. Müjde ve sevinç davulları çalındı. Emirlere hil'at giydirildi. Reislere, yoksullara ihsanda bulunuldu. Savaş artık sona ermişti. Şairler, Sultan Selahaddin'e güzel övgüler yağdırdılar. Kale artık ona hoş görünmeğe başlamıştı. Sonra şöyle dedi: «Haleb şehrini fethederken sevindiğim kadar, başka bir kaleyi fethederken sevinmiş değilim. Bu Haleplilerden ve diğer Cezire mıntıkasında yaşayanlardan vergileri ve harçları kaldırdım. Aynı şekilde Şam ve Mısır diyarında yaşayanlardan da kaldırdım».
Sultan Selahaddin'in yokluğu esnasında Haçlılar çevrede bozgunculuk yaptılar. Bunun üzerine Sultan Selahaddin toplanmaları için askerlerine haber saldı. Askerleri toplandılar. Haleb'in fethi esnasında Kudüs'ün fetih müjdesi de geldi. Şöyle ki: Fakih Mecdüddin b. Cehbel eş-Şafiî, Ebü'lHakem el-Arabî'nin tefsirini mütalaa ederken şu ayet-i kerimenin tefsirini okumağa başlamıştı:
«Elif, lam, mim. Rumlar en yakın bir yerde yenildiler.» (er-Rûm; 1-3).
Hicretin 583. senesinde Kudüs'ün fethedileceğine dair müjde vardır. Bunun delilleri de çoktur.» Bunu bir kağıda yazıp Sultan Selahaddin'e müjdelemesi için Fakih İsa el-Hakkârî'ye verdi. Belirlenen tarihte Kudüs'ün fethedilmemesi ihtimalini göz önünde bulundurdukları için bu müjdeyi Sultan Selahaddin'e iletmeğe kimse cesaret edemedi. Ancak Kadı Muhyiddin b. Zeki bunu Sultan Selahaddin'e bir kaside ile bildirdi.
«Beyaz taşlı Haleb şehrini safer ayında fethedişiniz.
Receb ayında Kudüs'ün sizler için fethedileceğini kesinleştirdi.»
Kadı Muhyiddin bu kasidesini Sultan Selahaddin'e takdim etti. Sultan Selahaddin de Kudüs'ü fethetmeyi arzuladı. Hem de büyük bir istekle orayı fethettiği zaman Kadı Muhyiddin b. Zeki'ye emir verdi. O'da cuma günü Kudüs'te hutbe okudu. Sonra asıl müjdeyi verenin İbn Cehbel olduğunu duyunca ona da emir verdi. Sahra Mescidi'nin yanında ders verdi. Gerçekten de İbn Cehbel orada muazzam bir ders verdi. Sultan Selahaddin ona bol miktarda bağışta bulundu. Onu çok Övdü.

